Add to Flipboard Magazine.

25 Ocak 2008

TÜRBAN’A ÇÖZÜM:

Foto: Veysel Batmaz Cumhuriyet Mitinginden- 29 Nisan 2007

HUKUK İŞTE BÖYLE GUGUK OLUR...

“AKP MYK toplantısında Anayasa'nın 10, 13, ve 42. maddelerinde değişiklik öngören türban paketi hazırlandı. Buna göre, "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesiyle ilgili olarak MHP'nin sunduğu öneriye "Kamu hizmeti alanlar" ifadesi eklenerek yeniden düzenlenecek. "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması" başlıklı 13. maddeye, "Özgürlüklerin sınırlandırılmasında sadece mahkeme hükümlerinin bağlayıcı olmasına, mahkeme gerekçelerininse özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik kullanılamayacağına" ilişkin bir hüküm eklenecek.” (22 Ocak 2008, Ajanslar)

AKP, Anayasa, hukuk, yasa yapmayı bilmeyen, kişiye ve/veya olaya özel olarak Anayasa’nın değiştirilebileceğini ve Mahkeme kararlarının hüküm ve gerekçe olarak ayrı ayrı yaptırım içerdiğini zanneden cahillerle dolu demek ki.

Gelişmelere göre, AKP ile MHP türban sorununda anlaşmaya varamıyorlar... Dolu koysalar boşalıyor, boşlasalar birileri dolduruyor. İşte Türk-İslam sentezciliğinin müşahhas son vücudu: MHP-AKP. Yerseniz... Bu millet yiyor.

Burada Vistilef’in uyarısı şu: Büyük bir olasılıkla bu madde değişikliklerini ya öneren ya da onaylayan kişi olduğunu düşündüğümüz, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı AKP Milletvekili Profesör Burhan Kuzu, İstanbul Üniversitesi’nde, eski Rektör Kemal Alemdaroğlu tarafından, Profesör Bülent Tanör’ün “profesör olamaz” kaydıyla uzun süre direndiği halde profesör yapılmış bir kişidir. Profesör Kuzu gibilerinin ülkeyi getirdiği nokta hukuktan ve idareden anlamayan tıpçı profesörlerin sadece üniversiteyi değil, ülkeyi de ne hale getirebileceğine karinedir.

Şimdi ise Alemdaroğlu, Profesör Burhan Kuzu ile birlikte, milletin başına bela ettiği türban konusunda hâlâ, hukuk bilmez haliyle TV’lere çıkıp ahkâm kesmektedir. Burhan Kuzu, türbanın kamusal görevlerde de serbest olması gerektiğini vaaz eden bir anayasa gugukçusudur. Kamusal hizmetin eşit, tarafsız, bir başkasına verilmezse hiç kimseye verilemeyeceği ilkelerinden bi-haberdir.Alemdaroğlu da zaten bu konularda fikir yürütemeyecek bir tıpçıdır.

Şu andaki, “üniversitelerde türban yasağı kaldırılsın” şeklinde ortaya atılan türban sorunu, ekonomik bunalımı gizlemek için gündem yaratma taktiğinden başka bir şey değildir.

Artık çok geçtir. Türban toplumu ikiye, üçe bölen bir kangren haline gelmiştir. 1997’den sonra Alemdaroğlu gibi kişilerce kaşınarak sorun haline getirilmiştir.

Konunun hukuksal gelişimi şöyle:

"TÜRBAN SORUNU ANAP DÖNEMİNDE BAŞLADI: Türban yasağındaki temel çerçeve, Anayasa Mahkemesi'nin 1989'da aldığı kesin kararla çizildi. YÖK Yasası, Turgut Özal başkanlığındaki ANAP hükümetinin işbaşında olduğu 27 Aralık 1988'de yürürlüğü giren 3511 sayılı yasayla değiştirildi. YÖK Yasası'na ek yapan bu yasanın 2. maddesi, "Yükseköğretim kurumlarında, dershane, laboratuvar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur. Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir" hükmüyle büyük bir tartışma yarattı. 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 4 Ocak 1989'da bu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu.
MAHKEME İPTAL ETTİ: Mahkeme düzenlemeyi 7 Mart 1989'da iptal etti. İptal kararının dayanakları, üniversitedeki türban yasağının bugüne kadar "değiştirilemeyen" temeli oldu. İptal kararı; Anayasa'nın "başlangıç" kısmı, "kanun önünde eşitliği" düzenleyen 10. maddesi, "din ve vicdan özgürlüğü"nü düzenleyen 24. maddesi, İnkılap Kanunları'nı koruyan 174. maddesinin yanı sıra Cumhuriyet'in laik niteliğini vurgulayan ve "değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen" 2. maddesine dayandırıldı. Anayasa Mahkemesi, kararında, dini inançların devlet yönetimine egemen olamayacağını vurguladı.
İÇTİHAT GÜÇLENDİ: Anayasa Mahkemesi, türban konusundaki ikinci önemli kararını 2 Nisan 1991'de aldı. ANAP iktidarı döneminde yine YÖK Yasası'na eklenen maddedeki "yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir" hükmünün iptali istendi. Yüksek mahkeme düzenlemenin iptali istemini reddetti, ancak kararının gerekçesine çok önemli bir şerh düştü. Türk hukukuna göre "mahkeme kararlarıyla bir bütün oluşturan" gerekçede, kıyafet serbestisinin başın örtülerek kapatılması ve dini nitelikli giysileri kapsamayacağı vurgulandı.
DANIŞTAY İÇTİHADA KATILDI: Danıştay da, 9 Aralık 1999'da gerekçeleri açıklanan kararında türban yasağını teyit etti. 8. Daire, Samsun İdare Mahkemesi'nin "bir öğrencinin türbanıyla okula alınmasına" ilişkin hükmünü bozarken "laik eğitime, yükseköğretimin ilke ve amaçlarına aykırılık teşkil eden eylemlerin demokratik hak olarak savunulamayacağını" kararına geçirdi.
AİHM YASAKLARI ONAYLADI: Bu konuda son önemli karar, 10 Kasım 2005 tarihinde, Anayasa uyarınca kararları iç hukukta da bağlayıcı etki yaratan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden geldi. 1993 yılında henüz "komisyon" statüsündeyken "diplomada türbanlı fotoğraf" reddini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) "ifade ve inanç özgürlüğü" ilkesine aykırı bulmayan AİHM, nihai yaklaşımını İstanbul Üniversitesi'ne türbanla alınmayan Leyla Şahin'in açtığı davada ortaya koydu. AİHM, Türkiye'deki türban yasağını "Türk hukukundaki yasal dayanaklar", "meşru bir amaca dayanma" ve "demokratik toplum ölçütleri" açılarından AİHS'ye aykırı bulmadı."

İşin hukuksal safahat özeti bu. Türkiye Cumhuriyeti, artık isterse, Anayasa da değiştirse, bu hükümleri yok sayamaz. Çünkü, Mahkeme kararları, bir başka Mahkeme tarafından kaldırılmadığı sürece devletin sürekliliği kadar süreklidir.

Konunun çözümü, soruna “adalet” açısından yaklaşmaktan ve toplumsal uzlaşma yolları aramaktan geçmektedir. Hukuk olarak sorun çözülemez. Bölünmeler yaratarak, çatışmalara ve gerilimlere yol açar, açmaktadır.


Çözüm 1:

Üniversitelerin bilim dalları, kamusal-devletsel meslek olarak diploma verenlerle (Tıp, Hukuk, Siyasal Bilgiler, Eğitim, gibi), vermeyenler (beşeri ve sosyal bilimler, vs.) olarak ikiye ayrılarak, kamusal-devletsel meslek diploması verenlere türban yasağı, diğerlerine serbestlik vererek, “palyatif olarak” çözülebilir. Zaten, din ulemalarının bazıları, türbanlı öğrencinin (ve takmayan erkeğinin) hekim veya hâkim veya Darwin okutan öğretmen olmayı istemesinin dini inançlara aykırı olduğunu, bunu istemenin, kadın-erkek ilişkilerinde din olarak getirilen yasakların ve şeriat hukukunu uygulamak demek olan dini düzen yerine laik düzende karar verme yetkisine sahip olma isteğinin inanç ve din yaptırımları açısından günah olarak sayılacağını söylemektedir. Bu durumda, türbanlı öğrenci ve erkeği, zaten kamusal-devletsel meslek diplomalarına yönelmeleri dinen mekruh sayılacağı için bu yasaklara itiraz da edilemeyecektir.

Çözüm 2:

18 yaşına kadar, hiç bir kişinin, ailesi veya kendisi tarafından özgürce istense de, dini ve siyasi sembollerle kamusal (sokak, vs.) ve devletsel (okul, vs.) alanlarda kendini ifade edemeyeceği yasağı Anayasa’ya getirilebilir. Kamusal ve devletsel meslekler (hekim, hâkim, öğretmen, vs.) tanımlanarak, aynı yasağın bu mesleklerde de uygulanacağı kesin olarak tanımlanabilir. Bunun dışında, türban heryerde serbest olur.

Çözüm 3:

Türban her yerde serbest olur; zorunlu eğitimi tevhid-i tedrisatı güçlendirerek 2+12 yıla çıkartırsınız, zorunlu olduğundan yasa ile kılık kıyafet sınırlanır, türban bu aşamada yasaklanır; İmam-Hatiplere dinin gereği olarak kız öğrenci alınmaz; kamu kuruluşlarında ve stratejik mesleklerde, özel kıyafet zorunluluğu getirerek, her mesleğin kıyafetini yasa ile tanımlarsanız. Olur biter.

Bu üç çözümden başka çözüm yoktur. Bu çözümler, Hıristiyan hastanelerinde ve dinsel okullarında da dini kıyafetin serbest olduğu tüm Batılı ülkelerde bulunur.

Türkiye’yi bu türlü palyatif çözüm aşamalarına getirenlerden de, dincisi ve 12 Eylülcü laikçisi de dahil olarak, hesap sorulmalıdır.

Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için tıklayın: http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=51434

18 Ocak 2008

PROF. VEYSEL BATMAZ BU ANALİZİ BEŞ YIL ÖNCE YAPMIŞTI...

PROF. VEYSEL BATMAZ BU ANALİZİ BEŞ YIL ÖNCE YAPMIŞTI;AGB DENETÇİSİ PROF. aa1 DE, PROF. BATMAZ’I MAHKEMEYE VERMİŞTİ.MAHKEME BATMAZ’I HAKLI BULMUŞTU. YARGITAY DA PROF. aa1’in İTİRAZINI REDDETMİŞTİ...

"AGB ÖLÇÜMLERİ ZARAR VERİYOR"

Rakip olarak hangi kanalı gördüğünün sorulması üzerine TRT GENEL MÜDÜRÜ İbrahim Şahin, TRT'nin rakibinin sadece kendisi olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:
“Biz zaten reyting ölçümlerine de itiraz ediyoruz. Türkiye'nin tamamında 2 bin ölçüm aleti var. Bunların çok büyük bölümü de gelir düzeyi yüksek bölgelerde. Oysa TRT'nin Anadolu'da en fazla izlenen televizyon olduğuna inanıyoruz. Reklamlar da reyting ölçümlerine göre veriliyor. Bisküviyi sadece zenginler yemiyor, buzdolabını sadece zenginler kullanmıyor. Bunların reklamları da reytinglere göre veriliyor. AGB'nin yetkilileriyle görüştük ve onlara da söyledim. Ölçüm yapan alet sayısı 20 bin olmaz ve Anadolu'ya yaygınlaştırılmazsa biz AGB'den ayrılacağız. Bu reyting ölçüm sistemi TRT'ye zarar veriyor. Reklam gelirlerini olumsuz etkiliyor.”

Konu ile ilgili ayrıntılı Bilgi Vistilef’te yayınlandı, ARŞİV’i tıklayın, eskilere uzanın...
ALEMDAROĞLU SUSSUN !

İstanbul Üniversitesi’nin, hukuksuzluk yaptığı için görevinden alınmış ilk ve şimdilik tek rektörü olan Alemdaroğlu, 18 Ocak 2008’in ilk saatlerinde KANAL-D’de, 32. Gün programında, üniversite içinde türbanlı öğrenciler için kurduğu “ikna odalarının” kendisi “bilimsel bir toplantı”dayken, o zamanın Rektör Yardımcısı ve Vekili, şu anda CHP Milletvekili Prof. Dr. Nur SERTER tarafından kurulduğunu söyleyip, topu yardımcısına attı. İstanbul Üniversitesi’nde gelenektir, hukuksuzluk yapıldıkça top hep başkalarına atılır.

Hukuksuz eski Rektör Alemdaroğlu, yasaklayarak, din istismarcısı siyasi partilere koz vererek, ülkenin başına musallat ettiği “türban” konusunda sussun ve Mahkemelerce mahkum olduğu tazminatları, kendi mi ödüyor, yoksa devlete mi ödetiyor, kalem kalem onları açıklasın.

Daha iki ay önce, 12 öğrencinin okuldan uzaklaştırılması nedeniyle öğrencilerin İstanbul Üniversitesi’ne karşı açtıkları dava sonuçlandı ve 2004 yılından bu yana işleyen faiz hariç her bir öğrenci 4000 YTL tazminata hak kazandı. Bu toplam 120.000 küsur YTL’nin Rektörlük tarafından ödeneceği demektir. Bakalım, Rektörlük, eski Rektöre rücu edecek mi bu tazminatları, yoksa türban’ı siyasi bir konu haline getirmenin öncüsü Alemdaroğlu yerine, Alemdaroğlu’nun o çok savunduğu göründüğü “Devlet” mi ödeyecek bu paraları?

10 Ocak 2008

İLETİŞİM FAKÜLTESİ YIKILIYOR...

Duvarlarında çatlaklar oluşan İletişim Fakültesi’ne Şişli Belediyesi yeni bina yapacak.Hazirana kadar bitirilecek binaya geçen yıl kaybettiğimiz CHP Onursal Başkanı Fizik profesörü Erdal İnönü’nün adı verilecek. Fakülte binasında, Teşvikiye’de yapımı devam eden katlı otopark inşaatı nedeniyle çatlaklar olmuştu. Fakülte yönetiminin belli derslikleri tedbir amacıyla boşalttığı İletişim Fakültesi’ni dün ziyaret eden Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necla Pur ve fakülte dekanı Prof. Dr. Ahmet Orkan’la bir araya geldi. Binanın önümüzdeki hafta yıkılacağını söyleyen Sarıgül, 4 katlı yeni bina yapılacağını söyledi. (AA)

09 Ocak 2008

Ömer Dinçer: 'aşırmacı', "İNTİHALCİ BİLİM ve FİKİR HIRSIZI"

Mahkeme, Dinçer’in, YÖK tarafından "intihal" yaptığına ilişkin kararına itirazını reddetti.

Vistilef'in Notu: Ömer Dinçer, Prof. Dr. Veysel BATMAZ'ı, kendisine "intihalci" dediği için kişilik haklarına saldırmış olduğunu ileri sürererek Mahkemeye vermişti. Mahkeme hâlâ devam ediyor. Prof. BATMAZ, 2001 yılından itibaren 4 yıl sürekli yazdığı www.haber3.com sitesinde, Ömer Dinçer'in intihal yaptığını, Dinçer Başbakalık Müsteşarı olur olmaz, ilk olarak iddia etmişti. Bunun üzerine Cumhuriyet gazetesi yazıyı haber yaptı. Ardından da Oktay EKŞİ Hürriyet varakında, konuyu sütunlarına taşıdı. Ardından YÖK harekete geçerek soruşturma başlattı ve Ömer Dinçer'i öğretim üyeliği mesleğinden çıkarttı. Ömer Dinçer'in BATMAZ aleyhine açtığı Dava, Oktay EKŞİ aleyhine açtığı dava ile birleştirilmişti. Şu anda, Veysel BATMAZ ile Oktay EKŞİ aynı davanın sanığı olarak yargılanıyor.

Ankara 1. İdare Mahkemesi, eski Başbakanlık Müsteşarı ve AKP İstanbul milletvekili Ömer Dinçer’in, YÖK tarafından "intihal" yaptığına ilişkin verdiği karara yaptığı itirazı reddetti. Mahkeme, “İntihal eylemi gerçekleşmiştir, Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir” dedi.

Bu kararın ardından Dinçer, üniversitelerde öğretim üyesi olarak görev yapamayacak.YÖK Yüksek Disiplin Kurulu, Dinçer’in Yardımcı Doçent Yahya Fidan ile birlikte yazdığı “İşletme Yönetimi” isimli eserde, intihal suçu işlediğine karar vermişti. YÖK’ün yaptığı bu işleme ilişkin olarak Ankara 1. İdare Mahkemesi’ne işlemin iptali için dava açan Dinçer’in bu talebi reddedildi.

İdare Mahkemesi yazdığı 6 sayfalık gerekçeli kararda, Dinçer’in "intihal" yapıp yapmadığına ilişkin bir bilirkişinin "intihal yapılmamıştır" şeklinde görüş bildirdiği, iki ayrı bilirkişin de "intihal yapılmıştır" görüşünü dile getirdiği belirtildi. Gerekçeli kararda, bilirkişilerin hazırladığı raporlara atıfta bulunarak şu görüşler dile getirildi:“Bilirkişi kurulunda yer alan öğretim üyelerinden birinin incelenen eserde, intihal niteliğinde alıntı görmeyip alıntıların ihmal olarak değerlendirilmesine yönelik azlık oyu ve görüşüne karşın, diğer iki öğretim üyesinin sonucu itibariyle intihal eyleminin gerçekleştiğine ilişkin bilimsel görüş bildirdikleri anlaşılmakla, hukuki ve bilimsel verilere uygun olarak hazırlandığı görülen anılan bilirkişi raporu Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası uyarınca taraflara bildirilmiş, tarafların herhangi bir itirazlarının bulunmadığı görülmüş olup, karar vermeye esas alınabilecek nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.”

Kararda, Dinçer’in YÖK’ün Disiplin Yönetmeliği’nin 11. maddesinin 3. bendinde yer alan, “Bir başkasının bilimsel eserinin veya çalışmasınhın tümünü veya bir kısmını kaynak belirtmeden kendi eseri gibi göstermek” eyleminin üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezasını gerektiren filer arasında sayıldığına dikkat çekildi. Dinçer’in intihal yaptığına karar verilen “İşletme Yönetimi” adlı kitabında 32 yerde dipnot kullanmadan alıntı yaptığı da vurgulandı.-

DAVA SÜRECİ-Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, intihal iddiaları üzerine Yayın Etiği İnceleme Komisyonu’nu toplayarak konuyu inceletmiş ve hazırladığı raporda, Dinçer ve Fidan’ın yazdığı kitap, Prof. Dr. Tamer Koçel’in kitabından pek çok "aşırma" yani ‘intihal’ yapıldığı belirtilmişti. Söz konusu rapor, Dinçer’in kitabı yazdığı tarihte çalıştığı Marmara Üniversitesi’ne gönderilmiş, üniversite de, “yayında ihtihal yapıldığını kabul ettikleri” bir yazıyı YÖK’e iletmişti.Gelen raporlar doğrultusunda çalışmalarını sürdüren YÖK Denetleme Kurulu, Başbakanlık’a gönderdiği yazı ile Dinçer’in savunmasını istemişti. Dinçer’in avukatı, intihal iddiaları ile ilgili yazılı açıklama yaparak YÖK’ün soruşturma yapma yetkisinin olmadığını belirtmişti.Soruşturma sonrası toplanan YÖK Disiplin Kurulu, Dinçer’in intihal yaptığına karar vererek akademisyen olarak görev yapamayacağını açıklamıştı. Dinçer, YÖK’ün kararının iptali için İdare Mahkemesi’ne dava açmıştı.Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin verdiği karar sonrası Dinçer’in kararı temyiz etme hakkı bulunuyor. Dinçer, kararı temyiz ederse dosya Danıştay gündemine gelecek. ANKA

02 Ocak 2008

Yeni Yılda YÖK Reformu....

Yök’e, reform olur mu? Yeniden-biçimlendirme anlamında olur. Düzeltme ve işe yarar hale getirme açısından olmaz.

Vistilef’in görüşünü biliyorsunuz. Üniversiteler ancak çeşitlendirilerek ve küçültülerek “adam” edilebilir.

* Tıp fakülteleri ayrı bir üniversite olmalıdırlar. Sağlık ve Çevre Üniversiteleri kurulmalıdır. Tüm tıp fakülteleri de bu üniversite çatısı altında toplanarak, diğer disiplinlerle ilişkilerinin kesilmesi gereklidir–hayvan sağlığı dahil- .

* Bölümlere ita amirliği ve tüzel kişilik tanınmalıdır. Bugün, sağlık bilimleri ve hukuk dışında, ÖSS’den öğrenciler bölümlere girmekte, bölüm diplomaları almaktadırlar. Bu nedenle, bölümler, dekanlıklardan ve rektörlüklerden bağımsızlaştırılmalıdır. Eski ODTÜ yasası bu konuda örnek olabilir.


* Öğrenciler, yönetime etkin olarak katılmalıdır.


* Üniversite adı yanısıra, Akademi, Enstitü, Araştırma Merkezi gibi adlarla da yüksek okul diploması verilebilmelidir. Bir tür, 1750’ye dönüş gerçekleştirilmelidir.

* Üniversite öğretim elemanları, ancak Mahkemelerce yargılanabilmelidir. Akademik personele, İdari soruşturma yok edilmelidir.


* Rektör veya Başkan veya Müdür, sadece fiziki-idari yetkilerle donatılan temsilci, koordinatör ve denetleyici görevine çekilmelidir. Disiplin amirliği yetki ve görevi lağv edilmelidir.


* Dekanların, disiplin amirliği yetki ve görevi lağv edilerek, diğer görev ve yetkileri aynen korunmalıdır: Bugün dekan, 2547 sayılı yasanın 16. maddesine göre, “temsilci,” “koordinatör,” “genel gözetmen-denetmen” ve “kurul kararlarını uygulayan” bir görevlidir, başka yetkisi yoktur. Dekanlar bugünkü halinde bırakılmalıdır.


* Büyük kent üniversiteleri bölünerek işlevsel küçük üniversite, akademi ve enstitüler haline getirilmelidir.


* Bölüm başkanı hariç, yüksek öğrenimde tüm idari makamlar atama yoluyla yapılmalıdır.
Senato’lar yetki bakımından, idari kademelere atama yetkisi de verilerek, güçlendirilmeli ve Rektör’den bağımsızlaştırılmalıdır.


* Rektörü Senato’nun seçmesi düşünülebilir. Senato, her bölümden seçimle iş başına gelen bir Senatör’den oluşmalıdır. İdareciler senatör olmamalıdır. Kendi arasından seçeceği bir başkanı bulunmalıdır. Rektör Senatonun, oy hakkı olmayan, bir üyesi olabilir. İdeali, Rektör'ün Senato tarafından yönetilmesidir. Bu sistemi uygulayan bir çok üniversite vardır: ABD’deki, President-Provost farkı bu tür bir sistemdir.


* Vakıf üniversitelerine de aynı yapı uygulanmalıdır. Kâr amaçlı özel meslek yüksek okulları veya üniversiter kurumlar kurulabilmelidir. Öğrenci okul tercihi yaparken, istediği okulun hangi tür okul olduğunu açık olarak bilebilmelidir. Diğer bütün üniversiter kuruluşlar (devlet ve vakıf) kâr amacı gütmeyen ve öğrencisinden ya para almayan ya da güçlü burs olanakları sağlayan kuruluşlar haline getirilmedilir.

Bu tür bir yeniden yapılanma sağlanmadıkça, YÖK’de bir reform beyhudedir. Rektörün doğrudan seçimle iş başına gelmesi, vs. gibi hiç bir işe yaramayacak palyatif düzenlemeler, düzeltme olmayacaktır.