YÖK değişik fakültelerde ana bilim dalları ile ilgili düzenleme yaparken, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde tüm ana bilim dallarını, rektörlükten anlamaz Alemdar Kemal'in rektörlüğü sırasında, 6 Mayıs 2002 tarihinde kaldırdığını unutmuş görünüyor. Kerelerce düzeltilmesi için başvuruda bulunduğumuz yedi yıldır süren bu hukuki sakatlık, Fakülte'de hukuka ve yasaya aykırı olarak "Alemdaroğlucu-Parlakçı tek adam yönetimi" ihdas etmiş bulunuyor. Bu hukuki sakatlık yetki ve işlem yönünden, Fakültenin tüm idari ve akademik kurullarını Yasal olarak "oluşturulamaz" ve "karar alamaz" hale getirerek, öğrenciler ve öğretim elemanları için "telafisi imkansız mağduriyetler" yaratıyor. Anayasaya, yasaya ve yönetmeliklere aykırı olan bu durumda, SORUYORUZ: İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi ana bilim dalları ne zaman açılacak?
HUKUK FAKÜLTELERİNE YENİ DÜZENLEME:
YÖK Genel Kurulu’nda 27 Ağustos’ta alınan bir kararla, hukuk fakültelerinin 13 adet anabilim dalı şeklinde örgütlenebileceği karara bağlandı. Uygulamada anabilim dalları arasında Avrupa Birliği Hukuku’nun yanı sıra, Roma Hukuku, Karşılaştırmalı Hukuk, Çevre Hukuku gibi alanların yer almaması dikkat çekti. Hukuk fakültelerinde 2003’ten bu yana açılan Avrupa Birliği Anabilim Dalının artık ceza hukuku ve idare hukuku içinde bilim dalı olarak ele alınmasının yolu açılıyor. Ancak hangi anabilim dalı içinde yer alacağına ise fakültelerin karar vereceği belirtiliyor. VATAN’ın konuya ilişkin sorularını yanıtlayan hukukçular YÖK’ün kararıyla ilgili şöyle konuştu:
‘Biz zenginlik olsun istedik’
YÖK Üyesi Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu: AB Hukukunun tamamını hiç kimse bilemez. Böyle geniş kapsamlı bir alanı da bir ana bilim dalının içine hapsetmeyelim istedik. Örneğin İnsan hakları konusunda da ana bilim dalı yok. Bu insan haklarının önemsiz olduğu bir konu olduğu anlamına mı geliyor? İnsan hakları da tıpkı AB gibi birden çok ana bilim dalını bünyesinde bulunduran ’multidisiplinel’bir alan. Biz bu değişiklikle daha fonksiyonel olsun, fakülteler güçlü oldukları alanlarda AB konusunda da eğitim versin istedik. Ben Anayasa hukukçusuyum, AB beni ilgilendirmiyor mu? Her ana bilim dalını ilgilendiriyor. Hukuk Fakültesi dekanları da aynı görüşteydi. Ana bilim dalı AB konusunu fakirleştirir, biz zenginlik olsun istedik.
‘AB uzmanı yetişmeyecek’
Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu (Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı): Avrupa’da 900 Jean Monnet, yani AB Ana Bilim Dalı uzmanı profesör var. Tam üye her ülkede ortalama 250 Jena Monnet Profesörü var. YÖK’ün AB kürsülerini kaldırmaya yönelik kararı son derece olumsuz bir gelişme. Tam üyelik yolunda müzakere sürecinde olmamıza rağmen AB kürsülerini kaldırıyoruz. AB kürsüleri zaten fonlarını AB tarafından karşılıyor. Türkiye’de sadece 6 Jean Monnet Profesörü var. Böylece bu rakamın AB seviyesine getirilmesi de engellendi. AB uzmanı yetiştiremeyeceğiz.
‘Dış dünyaya kapanırız’
Prof. Dr. Mehmet Altan (İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi): Ben YÖK’ün böyle bir karar vereceğine inanmıyorum çünkü bu YÖK’ün boyunu aşar. AKP olmadık işlerle ilgili adımlar atar sonra bu adımlar geri döner. AKP’nin AB reformlarını gerçekleştirmiyor ve top çeviriyor. YÖK’ün AB kürsülerinin kaldırılmasına yönelik vereceği karar AB’ye bizim artık AB’ye girmek istemediğimizin sağlam bir kanıtını verir. Elbette müzakereler böyle bir karardan doğrudan etkilenmez. YÖK’ün kararı Türkiye’nin dış dünyaya kendisini kapatmasına yol açabilir.
‘Teknik bir düzenleme’
Prof. Dr. Mustafa Akkaya (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı): YÖK’ün anabilim dallarını yeniden yapılandırılmasına ilişkin kararı geçtiğimiz hafta bize ulaştı. Bu konuyu akademik kurulda ele alacağız. Hiçbir şekilde alanların yok olması diye birşey yok. Teorik olarak ilişkili alanlarda ’bilim dalı’şeklinde yapılanması tercih olarak sunuldu. Bu karar ders olarak ortadan kaldırılmasıyla ilgili değil. Yalnızca teknik bir düzenleme yapılıyor. Ancak AB Hukukçusu olsaydım, belki bu durumu eleştirebilirdim.
‘Karar için gerekçe olamaz’
Prof. Dr. Ünal Tekinalp (İstanbul Üniversitesi Avrupa Hukuku Bilim Dalı Eski Başkanı): YÖK, bu konuda karar verirse yıllarca uğrunda emek harcana tüm yapı yıkılacak ve zaten yetersiz olduğumuz AB hukuku konusunda iyice gerileyeceğiz. Tam üyelik görüşmeleri yapan bir ülke AB hukukunda kendisini başta bakanlıklar düzeyinde tüm üst yapısıyla hazırlaması gerekirken tam tersini yapıyor. Yani bu kararı verecek kişiler AB mekanizması ve kuralları hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. Böyle bir karar vermek için hiçbir gerekçe olamaz. (Vatan)
26 Eylül 2009
19 Eylül 2009
İ.Ü.İLETİŞİM FAKÜLTESİ AÇILDI. İLK HAFTA ÖĞRENCİLER DERS YAPILMAYACAK SANDILAR
ECE AYHAN
Datça/Muğla, 1931 - İzmir, 12.07.2002 - Şiirimizin en önemli "ustalarından biri" olarak adlandırılan Ece Ayhan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi.
İlk şiiri 1954'te "Türk Dili"nde yayımlandı. Bu dönemde, sonradan ilk kitabı Kınar Hanımın Denizleri'ne (1959) aldığı, kendine özgü çağrışımlar ve göndermelerle örülü şiirleriyle hem Türk şiirinde hem de II. Yeni'nin içinde kendine farklı bir kanal açtı.
1965'te yayımladığı Bakışsız Bir Kedi Kara ve 1968'de yayımlanan Ortodoksluklar'la neredeyse bütünüyle "özel bir dil" halini alan bu şiir, Ayhan'ın, 1973'te yayımladığı ve daha geniş bir okur kitlesince alımlanan Devlet ve Tabiat'ıyla birlikte bu kez de "Sokağın diliyle" okurunu oluşturdu. 1977'de yayımlanan ve kitapla aynı adı taşıyan ünlü şiirini ve ilk dört kitabını içeren Yort Savul ise Ece Ayhan şiirinin kendisinden sonraki kuşaklar üzerindeki gücünün belki de topluca ayna-belgelenişi idi. Ayhan'ın '82 sonrası şiirlerinin bir bölümünü, kimi yazı ve konuşmalarıyla birlikte içeren Çanakkaleli Melâhat... 1991'de "düzşiirler" alt başlığıyla yayımlanmıştı. Ece Ayhan'ın bazı kitapları sırasıyla şöyle: Son Şiirler, Bütün Yort Savul'lar, Şiirin Bir Altın Çağı, Başıbozuk Günceler, Aynalı Denemeler, Dipyazılar, Morötesi Requiem, Sivil Denemeler, Kara.
MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür
Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine.
Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım
O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler
Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128 İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek
Datça/Muğla, 1931 - İzmir, 12.07.2002 - Şiirimizin en önemli "ustalarından biri" olarak adlandırılan Ece Ayhan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi.
İlk şiiri 1954'te "Türk Dili"nde yayımlandı. Bu dönemde, sonradan ilk kitabı Kınar Hanımın Denizleri'ne (1959) aldığı, kendine özgü çağrışımlar ve göndermelerle örülü şiirleriyle hem Türk şiirinde hem de II. Yeni'nin içinde kendine farklı bir kanal açtı.
1965'te yayımladığı Bakışsız Bir Kedi Kara ve 1968'de yayımlanan Ortodoksluklar'la neredeyse bütünüyle "özel bir dil" halini alan bu şiir, Ayhan'ın, 1973'te yayımladığı ve daha geniş bir okur kitlesince alımlanan Devlet ve Tabiat'ıyla birlikte bu kez de "Sokağın diliyle" okurunu oluşturdu. 1977'de yayımlanan ve kitapla aynı adı taşıyan ünlü şiirini ve ilk dört kitabını içeren Yort Savul ise Ece Ayhan şiirinin kendisinden sonraki kuşaklar üzerindeki gücünün belki de topluca ayna-belgelenişi idi. Ayhan'ın '82 sonrası şiirlerinin bir bölümünü, kimi yazı ve konuşmalarıyla birlikte içeren Çanakkaleli Melâhat... 1991'de "düzşiirler" alt başlığıyla yayımlanmıştı. Ece Ayhan'ın bazı kitapları sırasıyla şöyle: Son Şiirler, Bütün Yort Savul'lar, Şiirin Bir Altın Çağı, Başıbozuk Günceler, Aynalı Denemeler, Dipyazılar, Morötesi Requiem, Sivil Denemeler, Kara.
MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür
Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine.
Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım
O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler
Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128 İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek
31 Ağustos 2009
TRT reklamı bırakır mı?
TRT reklam gelirlerini 150 milyon TL’nin üzerine çıkarmayı hedefliyor. Reklam ve pazarlama işini ihale ile özel bir kuruluşa verdi.
Avrupa Birliği üyesi ülkelerde ise yeni bir tartışma başladı.
Fransa’dan sonra İspanya da kamu televizyonlarındaki reklam gelirlerini kaldırdı. Bu kanallara sübvansiyon internet mobil telefon vergilerinden yapılacak. Avrupa Komisyonu ise bu işi gündeme aldı. Aynı sektör içinde yer alan farklı birimlerin birbirlerini “sübvanse etmeleri” komisyon içinde tartışma konusu oldu.
TVE reklamsızİspanyol reklam pazarından en büyük payı alan TVE’nin bu geliri hükümet tarafından kesildi. Peki nereden gelir elde edecek?Yüzde 45’ine denk gelen 550 milyon euro devlet bütçesinden karşılanacak, geri kalanın, gelirlerinin yüzde 3’ünü özel televizyonlardan ve gelirlerinin yüzde 0.9’unu telekomünikasyon operatörlerinden sağlayacak.Ama İspanya bir başka tartışma ortamının da içinde. Reklam şirketleri bu işe pek yanaşmıyor. 18 bin kişinin işssiz kalmasından söz ediliyor.
Avrupa Komisyonu devredeAvrupa Komisyonu, Fransa’daki Sarkozy operasyonunu gözlem altına aldı. Fransız devlet televizyonunun reklam gelirleri özellere kaydırılırken ortaya çıkan 450 milyon euro’luk açığın, telefon operatörleri ve internetten elde edilecek vergi gelirleri ile kapatılması düşünülüyor.
Bu yöntem aslında sadece Fransa’da yok. AB üyesi ülkeler devlet televizyonlarının bu şekilde elde ettiği gelir 22 milyar euro’yu buluyor. Bu da komisyonu rahatsız ediyor. “Aynı sektörde yer alan kuruluşların birbirlerini sübvanse etmesi mantıksız” yorumu yapıyor. Bu nedenle şimdi Fransa örneğini masaya yatırmayı düşünüyor.
Sonuç!Bizim de yana yana girmek için uğraştığımız AB üyesi ülkelerde bu, yeni bir tartışma konusu. Özel televizyonların daha fazla reklamdan pay alması için böyle bir karar alınıyor. Ama öte yandan reklam şirketleri de bundan pek memnun değil. Diğer yandan Avrupa Komisyonu da bunu tartışmaya açmış bulunuyor.TRT ise bunların uzağında, hem reklam hem de vergi geliri var. Ve reklam gelirini daha da arttırmayı planlıyor.
Şimdilik bu tartışmanın uzağında görünüyoruz. Kimsenin TRT’nin reklam gelirinde gözü yokmuş gibi görünüyor yani!
Sina Koloğlu/MİLLİYET-CAFETRT
Avrupa Birliği üyesi ülkelerde ise yeni bir tartışma başladı.
Fransa’dan sonra İspanya da kamu televizyonlarındaki reklam gelirlerini kaldırdı. Bu kanallara sübvansiyon internet mobil telefon vergilerinden yapılacak. Avrupa Komisyonu ise bu işi gündeme aldı. Aynı sektör içinde yer alan farklı birimlerin birbirlerini “sübvanse etmeleri” komisyon içinde tartışma konusu oldu.
TVE reklamsızİspanyol reklam pazarından en büyük payı alan TVE’nin bu geliri hükümet tarafından kesildi. Peki nereden gelir elde edecek?Yüzde 45’ine denk gelen 550 milyon euro devlet bütçesinden karşılanacak, geri kalanın, gelirlerinin yüzde 3’ünü özel televizyonlardan ve gelirlerinin yüzde 0.9’unu telekomünikasyon operatörlerinden sağlayacak.Ama İspanya bir başka tartışma ortamının da içinde. Reklam şirketleri bu işe pek yanaşmıyor. 18 bin kişinin işssiz kalmasından söz ediliyor.
Avrupa Komisyonu devredeAvrupa Komisyonu, Fransa’daki Sarkozy operasyonunu gözlem altına aldı. Fransız devlet televizyonunun reklam gelirleri özellere kaydırılırken ortaya çıkan 450 milyon euro’luk açığın, telefon operatörleri ve internetten elde edilecek vergi gelirleri ile kapatılması düşünülüyor.
Bu yöntem aslında sadece Fransa’da yok. AB üyesi ülkeler devlet televizyonlarının bu şekilde elde ettiği gelir 22 milyar euro’yu buluyor. Bu da komisyonu rahatsız ediyor. “Aynı sektörde yer alan kuruluşların birbirlerini sübvanse etmesi mantıksız” yorumu yapıyor. Bu nedenle şimdi Fransa örneğini masaya yatırmayı düşünüyor.
Sonuç!Bizim de yana yana girmek için uğraştığımız AB üyesi ülkelerde bu, yeni bir tartışma konusu. Özel televizyonların daha fazla reklamdan pay alması için böyle bir karar alınıyor. Ama öte yandan reklam şirketleri de bundan pek memnun değil. Diğer yandan Avrupa Komisyonu da bunu tartışmaya açmış bulunuyor.TRT ise bunların uzağında, hem reklam hem de vergi geliri var. Ve reklam gelirini daha da arttırmayı planlıyor.
Şimdilik bu tartışmanın uzağında görünüyoruz. Kimsenin TRT’nin reklam gelirinde gözü yokmuş gibi görünüyor yani!
Sina Koloğlu/MİLLİYET-CAFETRT
16 Ağustos 2009
16 Ağustos 2009, Birgün-Pazar'da Veysel Batmaz... 
Yazının tamamı için tıklayın: http://vistilefakademik.blogspot.com/2009_08_16_archive.html

Yazının tamamı için tıklayın: http://vistilefakademik.blogspot.com/2009_08_16_archive.html
09 Ağustos 2009
Rating Nedir AA1?
AGB Pes Etti, Türkiye'den Çekiliyor2003 yılında Prof. Dr. Veysel Batmaz’ın ve daha sonradan da çeşitli medya gruplarının gündeme getirdiği şaibeli izleyici ölçümleri sonrası TRT'nin başlattığı hukuk mücadelesinde AGB-Nielsen pes ediyor. Yerini, ABD-Nielsen alacak gibi görünüyor.
Bu arada, 7 Ağustos 2009’da, TRT İÇİN TELEVİZYON ve RADYO İÇERİK ve İZLEYİCİ ÖLÇÜMLERİ PROJESİ olarak adlandırılan, taşınabilir GSM entegreli “İİÖ/ İçerik-İzler Ölçer©” (Content-Viewer Meter©) konusunda, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ve TRT Yönetim Kurulu Üyesi ve Programlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Dr. Zeynel Koç'a, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi Elektronik Haberleşme Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bilge Günsel ve İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Araştırma Yöntemleri Anabilim Dalı Başkanı (mülga) Prof. Dr. Veysel Batmaz tarafından, İTÜ-Elektronik Haberleşme labratuarlarında “İİÖ / İçerik-İzler Ölçer©” prototipi bilgisayar yazılımının demonstrasyonu yapıldı.
Ayrıca, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’e, Prof. Dr. Veysel Batmaz (2003 ve 2009) ve Prof. Dr. Ümit Atabek’in (2003) yıllarında “Televizyon Ratingleri” üzerine yazdıkları yayınlanmış ve yayınlanmamış makalelerinden ve Arbitron Şirketi’nin “Portable People Meter©” cihazı ile ilgili Internet’ten alınmış enformasyonunu içeren bir dosya sunuldu.
1992’de kuruluşundan bu yana Türkiye MEME’sine rating ölçümleri yapan ve 2007’ye kadar denetçiliğini Prof. AA1’in yürüttüğü AGB ile ilgili son gelişmeler ise şöyle:
1992’den beri Türkiye’de reyting ölçüm işini yapan AGB’nin Türkiye’den çekileceği öğrenildi. Konu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a önceki gün verilen RTÜK’teki brifing sırasında gündeme geldi. TİAK’ın reyting ölçümleri için açtığı ihalenin de süresi uzatıldı. RTÜK’te Başbakan Yardımcısı Arınç’a verilen brifingde Türkiye’de televizyonların reytinglerini ölçen ve tartışma konusu olan AGB’nin Türkiye’den çekilmek istediği bilgisi de verildi. Arınç, reyting ölçümlerinin nasıl yapılması gerektiği, TRT’nin yaptığı hazırlıklar konusunu sorunca, bürokratlar bu konuda açılmış bir ihale bulunduğunu, TRT’nin reyting ölçümü konusunda çalışma yaptığını hatırlattılar. AGB’nin Türkiye’den çekilmesi konusunda da “Dünyada reyting ölçümü yapan sayılı sayıda şirket var. AGB de yaşanan tartışmaların ardından güvenilirliği tartışma konusu yapıldığı gerekçesiyle Türkiye’den çekilme kararı almış. Bu konuda yeni bir düzenleme yapılması gerekiyor” bilgisi verildi. Brifingde hazırlanan RTÜK Yasa Tasarısı’nda RTÜK’e izleme ve değerlendirme yapacak şirketlere izin ve denetim yetkisi verildiği belirtilerek “RTÜK’ün görevleri arasına ‘Televizyonların kullandıkları anlık izleme ve değerlendirme oranlarını veren ölçümleri yapacak şirketlerin izin şartlarını belirlemek, faaliyet izni vermek ve ölçümlerin denetimini yapmak’ hükmü eklendi. Böylece Üst Kurul’un, reyting şirketleri üzerinde denetleyici bir görevi olacak” denildi.
TRT’nin ihalesi 17 Ağustos’ta
AGB’nin Türkiye’den çekildiği yönünde bilgilendirme yapılırken, TRT de yeni bir izlenilirlik araştırma sistemi devreye sokma konusunda çalışma yapıyor. TRT, Türkiye’deki mevcut izlenirlik ölçüm sisteminde TİAK eliyle yabancı şirkete izlenirlik ölçümü yaptırılmasının sıkıntı yarattığını savunuyor. TRT, bu sistemin izleyicinin ihtiyaçlarına cevap vermediği gerekçesiyle, izleyicilerin yayınların kalitesine ilişkin tutumlarının araştırılması için açık ihale sistemiyle yeni bir izlenirlik araştırma sistemi geliştirecek. 17 Ağustos’ta ihale gerçekleştirilecek. 15 ilde 2 bin 684 denek tespit edilerek izlenirlik araştırmaları son teknoloji kullanılarak yapılacak. TRT, televizyon kanallarının izlenirlik ölçümünü ortaklık yöntemiyle ya da ücretli çalışma sistemiyle yapabilecek.
TİAK da ihale süresini uzattı
TRT, 17 Ağustos’ta yeni reyting sistemi için ihaleye çıkmaya hazırlanırken, reyting tekelini elinde bulunduran TİAK’tan karşı atak geldi. TİAK 2011 yılı TV izleme ölçümlerini yürütecek şirketin belirlenmesi için 15 Haziran’da dolan şartname temin süresini ani bir kararla, TRT’nin ihale tarihinden iki gün öncesi olan 15 Ağustos’a kadar uzattı. Bu arada AGB’nin Türkiye Temsilcisi olan Arzu Eder’in de firmadan ayrılmaya hazırlandığı iddia edildi. Daha önceki ihale şartnamesinde ihaleye katılmak için 3 ülkede ölçüm yapma şartı aranırken, ihaleye başvurusu süresini uzatan ilanda TİAK bunu değiştirip 5 ülkede ölçüm yapma şartı aranması dikkat çekti. Eder’in TİAK’ın ihalesini alacağı yeni firmaya geçmesi bekleniyor.
AGB haberi ile ilgili kaynak: http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=238177 09 Ağustos 2009
ÖNEMLİ NOT: İİÖ / İçerik-İzler Ölçer© ve Content-Viewer Meter©'in tüm hakları Copyright (©) ve Trade Mark (™) olarak Prof. Dr. Veysel Batmaz ve Prof. Dr. Bilge Günsel’e aittir.
01 Ağustos 2009
ÖSS SİSTEMİ DEĞİŞİRKEN....
YENİ BİR ÖSS SİSTEMİ İÇİN ÖNERİ
Prof. Dr. Veysel Batmaz
İstanbul Üniversitesi
ÖSS sistemi Türkiye’de yuvadan doktoraya kadar eğitim sistemi belirleyen belki de tek etmendir. İçinde bulunulan sayısal baskı, parasal ve mekansal olarak kısıtlanmış yüksek öğretim kontenjanları, ÖSS sistemini bir zorunluluk haline getirmiştir (Arz/talep dengesi talep aleyhindedir ve unutulmamalıdır ki, ÖSS’nin amacı arz/talep sorununa çare bulmaktan çok, nesnel bir sıralama yapmaktır.)
ÖSS sisteminin oluşturduğu vazgeçilmez sektör dershane sektörüdür.
Dershane sektörü, istihdamlı yüksek bir katma değer yaratan ve parasal büyüklüğü neredeyse devletin ilk ve lise eğitimine ayırdığı kaynakların tamamına erişen bir ekonomik-sosyal yapıdır. Vazgeçilmez olduğu halde, eğitim sistemini de olumsuz olarak belirlemektedir.
Dershane sistemi, özellike lise eğitimine zamansal olarak paralel giden ve bu eğitim ile zaman ve imkân paylaşan bir sistemdir. Fakat garip olan, dershanede “müfredata dayalı eğitim” yapıldığı söylense de, öğrenciyi üniversiteye hazırlayan bazı bilişsel ve bilgisel tekniklerin varsa silindiği, yoksa oluşturulamadığı “test” sisteminin, ÖSS’nin yapısından kaynaklanmasıyla bir zorunluluk olarak öğretilmesdir. Bu durum, ne kadar başarılı olursa olsun, öğrenciyi üniversite eğitimine hazır halden çıkartmaktadır.
Öğrenciler bazen lise ikinci sınıftan başlayarak dershane çalışmasına, lise eğitiminden daha fazla önem vermektedir. Bu nedenle, akıl ve geniş düşünme ihtiyacı içindeki üniversite eğitimine, dar, seçenekli düşünen ve doğruyu çözümlemekten veya bulmaktansa, yanlışları eleme mantığı kazandırıcı ve bu nedenle de çözümleyici ve eleştirel olmaktan çok, kısıtlarla ilgilenerek, hızlı karar vererek, özümsemekten ve içselleştirmekten uzak bir bilgi kullanımı yaratmaktadır. Bu yolla üniversiteye gelen öğrencinin en başta kendine yararı yoktur.
Bu nedenlerle, belki de yeni bir ÖSS sisteminde, lise eğitimi ile dershane eğitimini zaman olarak birbirinden ayırmak gereklidir.
Bu ayırım lise mezunlarının bir yıl beklettikten sonra ÖSS’na kabul etmekle yapılabilir:
Liseden mezun olan bütün öğrenciler, belli üniversite dalları için belki de bakalorya gibi bir ek sınava da tabi tutularak, mezuniyet tarihinden bir yıl sonra üniversite giriş sınavlarını alabilme zorunluluğu getirilebilir.
Ayrıca katsayı veya okul başarısı gibi yapay engellerin de ortadan kaldırılmasının mantıksa yapısı kurulmuş olur.
Bu sistem, öğrenciye bir yıl kayıp sağlıyor olarak algılansa da, getireceği bir çok avantajlarla, ülkeye ve öğrencinin geleceğine çok büyük kıtkılarda bulunacaktır.
Ayrıca, kaybedilecek olan bir yıl aslında, sistemin pedegojik bir bir parçası haline getirilerek kazanılabilir. Ayrıca, bir çok üniversite alanı, şu andaki dört yıllık eğitimi beş yıla çıkartmak (hukuk, mühendislik, eğitim, vb.) eğilimindedir.
Lise sonrası üniversiteye girişte bir yıllık aranın getireceği avantajlar:
1) Lise mezunlarının dershanelere tam gün giderek, sınava hazırlık için boş bir yılları olacaktır, dolayısıyla dershane sistemi kendini daha farklı ve işlevsel olarak konumlayarak, daha da vazgeçilmez hale gelecektir (İngiltere’de A level’da, ya da O level’da olduğu gibi).
2) Şu anda oranlara sahip olmamakla birlikte, varsayabiliriz ki, lise iki öğrencilerinin % 30’u, lise üç öğencilerinin % 60’ı dershanelere gidiyorsa ve lise sonda bu oran biraz daha da fazlalaşıyorsa, ortalama olarak dershanelere lise öğrencilerinin yüzde yüzüne yakın bir kısmı zaten toplam olarak bir veya bir buçuk yıl dershanelere gitmektedirler. Bu değişim, dershanelerin gelirlerini de fazla düşürmeyecek ve nitelikli olanlarınkini daha da yükseltecektir. Ayrıca, lise öğrencilerinin bir kısmı daha önce de dershanelere gidebilecektir.
3) Liseden sonra verilen bu hazırlık yılı, bir çok durumda önemli sayıda kendine güvenmeyen ve başka olanaklar bulan öğrenciler için üniversite cazibesinden soğutacak ve ÖSS’lere daha az öğrenci girmesini ve sonuç olarak seçim kriterlerinin öğrenciyi belli bir alan için daha doğru ölçebilir olmasını sağlayacaktır.
4) Dershane baskısından kurtulan bir bölüm lise öğrencileri müfredatlarına daha fazla önem vermeye başlayacak ve belki de lise eğitimlerinden alacakları bilgilerle, dershaneye gitme zorunluluğundan kendilerini kurtaracaklardır.
5) Üniversite okuyarak meslek edinmek isteyen öğrenciler, bu hazırlanma yılında daha sakin, uzun ve geniş düşünerek geöireceklerinden, seçecekleri dalları daha bilinçle belirleyebileceklerdir.
6) Bazı üniversite dalları için lise sonrasında, yine altı aydan sonrasından az olmamak koşulu ile, bakalorya türü bir bitirme sınavı koyarak, lise bilgisinin başarı oranı daha net saptanabilecek ve üniversiteler bu başarı notu ile birlikte ÖSS puanını değerlendirerek, kendileri için daha nitelikli öğrenciye sahip olabilecektir. Unutulmamalıdır ki, üniversiteyi üniversite yapan öğrencinin niteliğidir.
Prof. Dr. Veysel Batmaz
İstanbul Üniversitesi
ÖSS sistemi Türkiye’de yuvadan doktoraya kadar eğitim sistemi belirleyen belki de tek etmendir. İçinde bulunulan sayısal baskı, parasal ve mekansal olarak kısıtlanmış yüksek öğretim kontenjanları, ÖSS sistemini bir zorunluluk haline getirmiştir (Arz/talep dengesi talep aleyhindedir ve unutulmamalıdır ki, ÖSS’nin amacı arz/talep sorununa çare bulmaktan çok, nesnel bir sıralama yapmaktır.)
ÖSS sisteminin oluşturduğu vazgeçilmez sektör dershane sektörüdür.
Dershane sektörü, istihdamlı yüksek bir katma değer yaratan ve parasal büyüklüğü neredeyse devletin ilk ve lise eğitimine ayırdığı kaynakların tamamına erişen bir ekonomik-sosyal yapıdır. Vazgeçilmez olduğu halde, eğitim sistemini de olumsuz olarak belirlemektedir.
Dershane sistemi, özellike lise eğitimine zamansal olarak paralel giden ve bu eğitim ile zaman ve imkân paylaşan bir sistemdir. Fakat garip olan, dershanede “müfredata dayalı eğitim” yapıldığı söylense de, öğrenciyi üniversiteye hazırlayan bazı bilişsel ve bilgisel tekniklerin varsa silindiği, yoksa oluşturulamadığı “test” sisteminin, ÖSS’nin yapısından kaynaklanmasıyla bir zorunluluk olarak öğretilmesdir. Bu durum, ne kadar başarılı olursa olsun, öğrenciyi üniversite eğitimine hazır halden çıkartmaktadır.
Öğrenciler bazen lise ikinci sınıftan başlayarak dershane çalışmasına, lise eğitiminden daha fazla önem vermektedir. Bu nedenle, akıl ve geniş düşünme ihtiyacı içindeki üniversite eğitimine, dar, seçenekli düşünen ve doğruyu çözümlemekten veya bulmaktansa, yanlışları eleme mantığı kazandırıcı ve bu nedenle de çözümleyici ve eleştirel olmaktan çok, kısıtlarla ilgilenerek, hızlı karar vererek, özümsemekten ve içselleştirmekten uzak bir bilgi kullanımı yaratmaktadır. Bu yolla üniversiteye gelen öğrencinin en başta kendine yararı yoktur.
Bu nedenlerle, belki de yeni bir ÖSS sisteminde, lise eğitimi ile dershane eğitimini zaman olarak birbirinden ayırmak gereklidir.
Bu ayırım lise mezunlarının bir yıl beklettikten sonra ÖSS’na kabul etmekle yapılabilir:
Liseden mezun olan bütün öğrenciler, belli üniversite dalları için belki de bakalorya gibi bir ek sınava da tabi tutularak, mezuniyet tarihinden bir yıl sonra üniversite giriş sınavlarını alabilme zorunluluğu getirilebilir.
Ayrıca katsayı veya okul başarısı gibi yapay engellerin de ortadan kaldırılmasının mantıksa yapısı kurulmuş olur.
Bu sistem, öğrenciye bir yıl kayıp sağlıyor olarak algılansa da, getireceği bir çok avantajlarla, ülkeye ve öğrencinin geleceğine çok büyük kıtkılarda bulunacaktır.
Ayrıca, kaybedilecek olan bir yıl aslında, sistemin pedegojik bir bir parçası haline getirilerek kazanılabilir. Ayrıca, bir çok üniversite alanı, şu andaki dört yıllık eğitimi beş yıla çıkartmak (hukuk, mühendislik, eğitim, vb.) eğilimindedir.
Lise sonrası üniversiteye girişte bir yıllık aranın getireceği avantajlar:
1) Lise mezunlarının dershanelere tam gün giderek, sınava hazırlık için boş bir yılları olacaktır, dolayısıyla dershane sistemi kendini daha farklı ve işlevsel olarak konumlayarak, daha da vazgeçilmez hale gelecektir (İngiltere’de A level’da, ya da O level’da olduğu gibi).
2) Şu anda oranlara sahip olmamakla birlikte, varsayabiliriz ki, lise iki öğrencilerinin % 30’u, lise üç öğencilerinin % 60’ı dershanelere gidiyorsa ve lise sonda bu oran biraz daha da fazlalaşıyorsa, ortalama olarak dershanelere lise öğrencilerinin yüzde yüzüne yakın bir kısmı zaten toplam olarak bir veya bir buçuk yıl dershanelere gitmektedirler. Bu değişim, dershanelerin gelirlerini de fazla düşürmeyecek ve nitelikli olanlarınkini daha da yükseltecektir. Ayrıca, lise öğrencilerinin bir kısmı daha önce de dershanelere gidebilecektir.
3) Liseden sonra verilen bu hazırlık yılı, bir çok durumda önemli sayıda kendine güvenmeyen ve başka olanaklar bulan öğrenciler için üniversite cazibesinden soğutacak ve ÖSS’lere daha az öğrenci girmesini ve sonuç olarak seçim kriterlerinin öğrenciyi belli bir alan için daha doğru ölçebilir olmasını sağlayacaktır.
4) Dershane baskısından kurtulan bir bölüm lise öğrencileri müfredatlarına daha fazla önem vermeye başlayacak ve belki de lise eğitimlerinden alacakları bilgilerle, dershaneye gitme zorunluluğundan kendilerini kurtaracaklardır.
5) Üniversite okuyarak meslek edinmek isteyen öğrenciler, bu hazırlanma yılında daha sakin, uzun ve geniş düşünerek geöireceklerinden, seçecekleri dalları daha bilinçle belirleyebileceklerdir.
6) Bazı üniversite dalları için lise sonrasında, yine altı aydan sonrasından az olmamak koşulu ile, bakalorya türü bir bitirme sınavı koyarak, lise bilgisinin başarı oranı daha net saptanabilecek ve üniversiteler bu başarı notu ile birlikte ÖSS puanını değerlendirerek, kendileri için daha nitelikli öğrenciye sahip olabilecektir. Unutulmamalıdır ki, üniversiteyi üniversite yapan öğrencinin niteliğidir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)