CUMHURBAŞKANI REKTÖR LİSTELERİ İÇİN YÖK'Ü SORGULADI...
CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL'E YANIT OLARAK VERİLEN YÖK AÇIKLAMASI:
Buna göre, Cumhurbaşkanlığına arz edilmek üzere, birinci, ikinci ve üçüncü sıradaki adayları belirlemek amacıyla Genel Kurul'da ayrı ayrı gizli oyla seçim yapılmaktadır. Birinci sıradaki adayın belirlenmesi için yapılan gizli oylamada en az salt çoğunluğun sağlanması gerekmektedir. Müteakiben yukarıdaki usulle kalan boş aday arasından ikinci sıradaki adayın seçimi, son olarak kalan dört aday arasından da üçüncü sıradaki adayın seçimi yapılmakta ve bu suretle seçilen üç adayın adları öz geçmişleriyle birlikte Cumhurbaşkanlığına arz edilmektedir.
İlgili düzenlemeler ve bu düzenlemelere dayalı olarak gerçekleştirilen uygulamalar dikkate alındığında, üniversitelerde yapılan seçim sonuçlarının yok sayıldığı ve öğretim üyelerinin demokratik haklarının bir tezahürü olarak kullandıkları oylarına saygı duyulmadığının iddia edilmesi, Anayasa ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanun ile akademik ve idari özerkliği garanti altına alacak şekilde heterojen bir yapıda oluşturulan YÖK Genel Kurulu üyelerinin ilgili mevzuat uyarınca ve gizli oylama yoluyla yaptıkları oylamaya saygı duyulmaması gibi bir çelişkiyi açıkça ortaya koymaktadır.
Şu husus açıkça bilinmelidir ki, YÖK Genel Kurulu, Cumhurbaşkanına sunulacak üç adayın belirlenmesi sürecinde, adayların üniversite öğretim üyelerinden aldıkları oy miktarının yanı sıra, diğer akademik ölçütleri de gözeterek, cumhurbaşkanının rektör seçme ve atama yetkisinin adil ve hukuka uygun olarak kullanılması için gerekli ortamı sağlama hususunda azami hassasiyeti göstermektedir.
Rektör adaylarının belirlenmesi sürecinde YÖK Genel Kurulu'na mevzuat hükümleri çerçevesinde verilmiş yetkinin, Genel Kurul üyelerinin tamamen serbest iradelerini yansıtacak şekilde gerçekleştirilen gizli oylama yoluyla kullanılmakta olduğu, bu süreçte yapılan işlemlerin siyasi etki altında kalınarak tesis edildiği yönündeki iddiaların hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığı hususu kamuoyuna saygıyla duyurulur.”
09 Temmuz 2010
07 Temmuz 2010
NE YAZIYMIŞ... BU GÜNLERİ ANLATIYORMUŞ, ANLAMAMIŞIZ....
Tek adam....
Bu yazının yayın tarihinden üç gün sonra Kemal Alemdaroğlu rektörlük görevinden, "hukuksuzluk", "görevi ihmal" ve "görevi kötüye kullanmak" suçlarını işlediği iddiası ve gerekçesi ile zamanın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından alındı...
Yorumsuz sunuyoruz...
Vistilef
Bu yazının yayın tarihinden üç gün sonra Kemal Alemdaroğlu rektörlük görevinden, "hukuksuzluk", "görevi ihmal" ve "görevi kötüye kullanmak" suçlarını işlediği iddiası ve gerekçesi ile zamanın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından alındı...
Yorumsuz sunuyoruz...
Vistilef
PAŞKA PİRU YOK MİDUR?
Bugün http://www.istanbul.edu.tr/iletisim/?page=template-org/staff&int_Set=344 linkini tıklayın, görev nasıl bitmezmiş görün...PAŞKA PİRU YOK MİDUR?
04 Temmuz 2010
TAPULU MAL MI?
İstanbul Tıp Fakültesi'nin Anatomi Hocası Prof. Dr. Sami Zan:
1. Yıkılmayan ağacın yeri belli olmaz!
2. Hıyara kıyasla turba şükür!
3. Meyvası çamura düşüyor diye ağaca mı lanet edilir?
4. Hekim hastasını nadiren tedavi, genellikle teselli eder.
5. Üniversiteye girip de çıkamayanlara profesör denir.
6. Okumak sanatı esasları hatırlamak, ayrıntıları unutmaktır.
7. Bence en acınacak insan, görevinde ücretten başka bir şey alamayandır.
8. Hayat denklemi: Çalışma (10) x Doğruluk (10) x Bilgi (10) x Güzellik (10) x Şans (0) = 0
9. Biz sidikle pislik arasından dünyaya geldik, öğünmemiz nedendir?
10. Kader size bir limon verdiyse, ondan limonata yapacaksınız!
11. Hayat üstü pamuklarla örtülü bir kazık tarlasıdır.
12. Hayatta bütün setler üzerinden geçilmek için yapılmıştır, önünde durulmak için değil!
13. Dilediğin gibi yaşa, nasılsa öleceksin!
14. Yükselmek için kendi ayaklarınızı kullanınız, başkalarının sırtı ve ellerini değil!
15. İyilik belki unutulur ama ölmez. Kötülük ölür ama unutulmaz.
16. Göz medeniyetler yapar fakat medeniyetler göz yapamaz.
17. Moloz alma adam al. Adam yoksa hiç kimseyi almamak hırdavat almaktan iyidir.
18. Sevmek oturup birbirine bakmak değil, belki beraberce aynı yöne bakmaktır.
19. Söndüremeyeceğin ateşi yakma!
22. Yaşlılık gözlerde başlar, genital organlarda biter.
26. Gülme bunlara, doktor gülmez, tebessüm eder!
28. Herkesin ter kokusu ayrıdır, parmakizi gibidir.
29. Yüksek makamlar yalçın kayalara benzer. Oralara nadiren kartallar, çoğunlukla kertenkeleler çıkar.
30. Yolun ilerisini göremiyorsanız dönemece gelmişsiniz demektir.
PROF. DR. SAMİ ZAN (1921-1984)
Kaynak: İstanbul Tıp Fakültesi 1985 Yıllığı, s.474.475
1. Yıkılmayan ağacın yeri belli olmaz!
2. Hıyara kıyasla turba şükür!
3. Meyvası çamura düşüyor diye ağaca mı lanet edilir?
4. Hekim hastasını nadiren tedavi, genellikle teselli eder.
5. Üniversiteye girip de çıkamayanlara profesör denir.
6. Okumak sanatı esasları hatırlamak, ayrıntıları unutmaktır.
7. Bence en acınacak insan, görevinde ücretten başka bir şey alamayandır.
8. Hayat denklemi: Çalışma (10) x Doğruluk (10) x Bilgi (10) x Güzellik (10) x Şans (0) = 0
9. Biz sidikle pislik arasından dünyaya geldik, öğünmemiz nedendir?
10. Kader size bir limon verdiyse, ondan limonata yapacaksınız!
11. Hayat üstü pamuklarla örtülü bir kazık tarlasıdır.
12. Hayatta bütün setler üzerinden geçilmek için yapılmıştır, önünde durulmak için değil!
13. Dilediğin gibi yaşa, nasılsa öleceksin!
14. Yükselmek için kendi ayaklarınızı kullanınız, başkalarının sırtı ve ellerini değil!
15. İyilik belki unutulur ama ölmez. Kötülük ölür ama unutulmaz.
16. Göz medeniyetler yapar fakat medeniyetler göz yapamaz.
17. Moloz alma adam al. Adam yoksa hiç kimseyi almamak hırdavat almaktan iyidir.
18. Sevmek oturup birbirine bakmak değil, belki beraberce aynı yöne bakmaktır.
19. Söndüremeyeceğin ateşi yakma!
22. Yaşlılık gözlerde başlar, genital organlarda biter.
26. Gülme bunlara, doktor gülmez, tebessüm eder!
28. Herkesin ter kokusu ayrıdır, parmakizi gibidir.
29. Yüksek makamlar yalçın kayalara benzer. Oralara nadiren kartallar, çoğunlukla kertenkeleler çıkar.
30. Yolun ilerisini göremiyorsanız dönemece gelmişsiniz demektir.
PROF. DR. SAMİ ZAN (1921-1984)
Kaynak: İstanbul Tıp Fakültesi 1985 Yıllığı, s.474.475
17 Haziran 2010
"MARKAYIZ ...."
"MARKAYIZ ÇÜNKÜ BAB-I ÂLÎ'NİN YANINDAYIZ".... "MARKAYIZ ÇÜNKÜ İ.Ü. İLETİŞİM FAKÜLTESİ'NİN YETİŞTİRDİĞİ AKADEMİSYENLER TÜM İLETİŞİM FAKÜLTELERİNE KAYNAK OLMUŞTUR."
Biz söylemiyoruz, sadece medyanın yalancısıyız. Söyleyen kim? Dekan. Ne zaman söylüyor? 60. yılda. Ne bu 60. yıl? Kuruluşun yılı. Yani İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi 1950'de kurulmuş. Evet 60 yıllık bir marka bu. Neyin markası mı? TSE'nin.
"MARKAYIZ ÇÜNKÜ BAB-I ÂLÎ'NİN YANINDAYIZ": Öyle bir marka ki, Bab-ı Âlî'nin yanında olmanın artık devrinin geçtiğini bilmiyor. Bugünkü Bab-ı Âlî'de halıcılar, mücevherciler, kartpostalcılar ve kitapçılar var, medya ordan gideli çok oldu. (Bkz: Veysel Batmaz, "Biz Bu Boku Neden Yedik?" Medyaya Düşman Yetiştiriyorum, 3. baskısı çok yakında kitapçılarda.) Medya artık semt adı ile Cağaloğlu'nda değil; Bab-ı Âlî de ilkönce Bab-ı Telli oldu, sonra Mecidiyeköy, Topkapı, Barbaros Bulvarı, Levent gibi yerlere dağıldı. Yani artık uzaktan yakından Bab-ı Âlî'nin yanında değil, İ.Ü. İletişim Fakültesi. Nerede mi? Onu biz değil, öğrenciler ve mezunlar söylesin.
Gelelim ikinci marka olma koşuluna. Ne deniyor? "MARKAYIZ ÇÜNKÜ İ.Ü. İLETİŞİM FAKÜLTESİ'NİN YETİŞTİRDİĞİ AKADEMİSYENLER TÜM İLETİŞİM FAKÜLTELERİNE KAYNAK OLMUŞTUR." İşte bu çok doğru. Bu okulda barındırılmayan, türlü çeşitli cezalarla ve korkutmalarla dağıtılan bir sürü akademisyen, bir çok fakülteye dağılmıştır. İşte Hikmet Kırık, işte Bilal Arık, işte, Mustafa Mutlu, işte Serdar Taşçı, işte Aslı Varol ve Halil Zeytin ve Barış Çoban. Bütün bu arkadaşlarımız zorla uzaklaştırıldılar bu fakülteden. Aramıza yeni dönenler de var; bu fakülteden sürgüne yollandılar ve geri döndüler: Mete Çamdereli. Evet kaynak olduk; burada kaynadık gittik ve diğer fakültelere sığındık.
Açık söylemek gerekirse, bir başka fakülteye günlü arzu ettiği için giden arkadaşımız neredeyse hiç yok. Nükhet Güz'ü hatırlıyoruz, zorla istifa etmek zorunda bırakıldıydı. Fakültenin ikinci Dekanıydı. Veysel Batmaz "görevden çekilmiş sayılma, --dokuz ay fakülteden ilişiği kesilme, memuriyetten atılma" ve "görevden iki ay uzaklaştırma" ve "2 kez yönetim görevinden ayırma" ve "bir yıl kademe ilerlemesi durdurulması" ve "kınama" gibi 6 kez ayrı ayrı cezalara çarptırıldı. Bugüne kadar 6 mahkeme kazandı (toplam 7 dava kazandı, sonuncusu kendisi ile ilgili değil--vekil dekanlığın iptali) ve yargı kararları ile İletişim Fakültesi'ne ve Bölüm Başkanlığı'na döndü. Az daha başka fakültelere kaynak olacaktı. Unuttuklarımız da var ama şundan eminiz sadece çalışan akademisyenlerimizden değil, mezunlarımızdan da gönüllü olarak başka fakültelerde akademisyenlik yapana pek rastlamadık. Vistilef bu kaynak olan arkadaşların tamamının artık yuvaya dönme gününün geldiğini söylüyor. Hepsini geri getireceğiz... İşte o zaman "marka"laşacağız, her neyse bu "marka" olmak aşkı!
Marka olmak yerine eğitim kurumu ve fakülte olmak istiyoruz: Fakülte, "beceri" demektir. Becerili ve beceri öğreten, kuramsal olarak eleştirel, özgür düşünceli ve çağdaş olmak istiyoruz. Şefaf olmak istiyoruz. Ana Bilim Dalları olan ve Yasa ile yönetilen bir okul olmak istiyoruz. Bab-ı Âlî'nin de yanında değiliz, olmayacağız.
Biz söylemiyoruz, sadece medyanın yalancısıyız. Söyleyen kim? Dekan. Ne zaman söylüyor? 60. yılda. Ne bu 60. yıl? Kuruluşun yılı. Yani İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi 1950'de kurulmuş. Evet 60 yıllık bir marka bu. Neyin markası mı? TSE'nin.
"MARKAYIZ ÇÜNKÜ BAB-I ÂLÎ'NİN YANINDAYIZ": Öyle bir marka ki, Bab-ı Âlî'nin yanında olmanın artık devrinin geçtiğini bilmiyor. Bugünkü Bab-ı Âlî'de halıcılar, mücevherciler, kartpostalcılar ve kitapçılar var, medya ordan gideli çok oldu. (Bkz: Veysel Batmaz, "Biz Bu Boku Neden Yedik?" Medyaya Düşman Yetiştiriyorum, 3. baskısı çok yakında kitapçılarda.) Medya artık semt adı ile Cağaloğlu'nda değil; Bab-ı Âlî de ilkönce Bab-ı Telli oldu, sonra Mecidiyeköy, Topkapı, Barbaros Bulvarı, Levent gibi yerlere dağıldı. Yani artık uzaktan yakından Bab-ı Âlî'nin yanında değil, İ.Ü. İletişim Fakültesi. Nerede mi? Onu biz değil, öğrenciler ve mezunlar söylesin.
Gelelim ikinci marka olma koşuluna. Ne deniyor? "MARKAYIZ ÇÜNKÜ İ.Ü. İLETİŞİM FAKÜLTESİ'NİN YETİŞTİRDİĞİ AKADEMİSYENLER TÜM İLETİŞİM FAKÜLTELERİNE KAYNAK OLMUŞTUR." İşte bu çok doğru. Bu okulda barındırılmayan, türlü çeşitli cezalarla ve korkutmalarla dağıtılan bir sürü akademisyen, bir çok fakülteye dağılmıştır. İşte Hikmet Kırık, işte Bilal Arık, işte, Mustafa Mutlu, işte Serdar Taşçı, işte Aslı Varol ve Halil Zeytin ve Barış Çoban. Bütün bu arkadaşlarımız zorla uzaklaştırıldılar bu fakülteden. Aramıza yeni dönenler de var; bu fakülteden sürgüne yollandılar ve geri döndüler: Mete Çamdereli. Evet kaynak olduk; burada kaynadık gittik ve diğer fakültelere sığındık.
Açık söylemek gerekirse, bir başka fakülteye günlü arzu ettiği için giden arkadaşımız neredeyse hiç yok. Nükhet Güz'ü hatırlıyoruz, zorla istifa etmek zorunda bırakıldıydı. Fakültenin ikinci Dekanıydı. Veysel Batmaz "görevden çekilmiş sayılma, --dokuz ay fakülteden ilişiği kesilme, memuriyetten atılma" ve "görevden iki ay uzaklaştırma" ve "2 kez yönetim görevinden ayırma" ve "bir yıl kademe ilerlemesi durdurulması" ve "kınama" gibi 6 kez ayrı ayrı cezalara çarptırıldı. Bugüne kadar 6 mahkeme kazandı (toplam 7 dava kazandı, sonuncusu kendisi ile ilgili değil--vekil dekanlığın iptali) ve yargı kararları ile İletişim Fakültesi'ne ve Bölüm Başkanlığı'na döndü. Az daha başka fakültelere kaynak olacaktı. Unuttuklarımız da var ama şundan eminiz sadece çalışan akademisyenlerimizden değil, mezunlarımızdan da gönüllü olarak başka fakültelerde akademisyenlik yapana pek rastlamadık. Vistilef bu kaynak olan arkadaşların tamamının artık yuvaya dönme gününün geldiğini söylüyor. Hepsini geri getireceğiz... İşte o zaman "marka"laşacağız, her neyse bu "marka" olmak aşkı!
Marka olmak yerine eğitim kurumu ve fakülte olmak istiyoruz: Fakülte, "beceri" demektir. Becerili ve beceri öğreten, kuramsal olarak eleştirel, özgür düşünceli ve çağdaş olmak istiyoruz. Şefaf olmak istiyoruz. Ana Bilim Dalları olan ve Yasa ile yönetilen bir okul olmak istiyoruz. Bab-ı Âlî'nin de yanında değiliz, olmayacağız.
22 Mayıs 2010
PROF. DR. VEYSEL BATMAZ'IN 1985'DEN BU YANA ÇALIŞMA ARKADAŞI DR. ERHAN GÖKSEL'İN SIR ÖLÜMÜ..
Araştırmacı Erhan Göksel, ABD'de bir otel odasında ölü bulundu.....
21 Mayıs 2010 / 23:33
Göksel, savcılık iddialarına hiçbir şekilde boyun eğmedi. Ama yakın çevresiyle paylaştığı önemli bir iddiası vardı. Gözaltına alınmasının sebebini Kılıçdaroğlu'nun da aday (CHP) olduğu seçimlerde Saadet Partisi’nden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığına bağlıyordu. Çünkü bu adaylık gerçekleşseydi, AKP'nin İstanbul'u CHP'ye kaptırması büyük bir olasılıktı.
BÜYÜKELÇİ DEVREDE !
Göksel'in ölüm nedenini belirlemek için Türkiye'nin Amerika Birleşik Devletler'deki Büyükelçisi Namık Tan bir araştırma başlattı.
OTELDE KAPIYI AÇMAYINCA..
Erhan Göksel'in Türkiye'deki eşinin kendisine telefonla ulaşamaması üzerine orada yaşayan bir arkadaşlarına haber verdiği, bu arkadaşın otele giderek odasının kapısını çaldığında içeriden cevap gelmemesi üzerine polise başvurduğu ve otelde cansız bedeniyle karşılaşıldığı öğrenildi. Otel yetkilileri ise Türkiye'deki ailesini arayarak acı haberi kendilerine bildirdi.
ERGENEKON'DAN SONRA ABD'YE GİTTİ
1960 yılında Ankara'da doğan Göksel, uzun süre çeşitli kanallarda televizyon programları da yaptı. Göksel, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandıktan sonra serbest bırakılmış ve bir ay kadar önce hakkında takipsizlik kararı verilmişti. Sadece AKP'ye ve TSK'ya muhalefet ettiği ve bu muhalefetini TV'lerde çok sert olarak dile getirdiği için ERGENEKON dalgalarında gözaltına alınıp serbest bırakılmasından sonra, sağlık sorunu olmayan babası Tevfik Göksel üzüntüden ölmüş, ardından tüm işleri sekteye uğramış ve bu süreç onu ölüme götüren dönemi başlatmıştı. Göksel, bir süredir ABD'de yaşıyordu. Bir bankaya danışmanlık ve zayıflama kürleri yapıyordu. Yaşadığı stres, fazla kilolarına karşın görece dengeli olan sağlığını etkilemişti. Son altı ayda 40 kilo kadar zayıflamıştı. Geçirdiği kalp krizinde bu ani zayıflamanın ve ekonomik çöküşünün verdiği stresin rolü yadsınamaz. Göksel'i öldüren kalp krizinin tetikleyicisi, Türkiye'yi "kader kurbanları" arenası ve bir korku filmi seti haline getiren boyunduruğu altında yaşadığımız politik iktidar ve Ergenekon efsanesidir.
ŞİRKETİNİ SATMIŞ, JP MORGAN'A ÇALIŞIYORDU
Tututksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan ve bu sırada banka hesapları ve banka kasaları da incelenen Göksel'in bir süre önce işleri sekteye uğrayan Verso adlı şirketini de sattı. Ardından Amerika Birleşik Devletleri'nin New York kentine giden Göksel'in, burada bulunan JP Morgan adlı şirkete danışmanlık yapmaya başladı.
ERHAN GÖKSEL KİMDİR ?
Ankara'da 1959'da dünyaya gelen Göksel, 1976'da Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. Ardından ekonomi doktora eğitimini yaptı. Politik psikoloji üzerine çalıştı. 1987'de çalışmakta olduğu Ankara Numune Hastanesi'nden istifa etti. Politik danışmanlık hizmetlerine, 1989'da Verso Siyasal Araştırmalar Merkezi'ni kurarak, Adnan Kahveci ile birlikte başladı.
21 Mayıs 2010 / 23:33
Ergenekon soruşturması kapsamında, 21 Ocak 2009'da 11. dalga'da tutuklanma talebi ile gözaltına alınan ve ardından da serbest bırakılan Araştırmacı ve Strateji Uzmanı Erhan Göksel, Amerika'da kaldığı otel odasında hayatını kaybetti. Verso Araştırma şirketinin ( http://www.versohaber.com/ ) bir ay öncesine kadar sahibi olan Göksel, çarpıcı analizleri ile dikkat çekiyordu. Verso, 1993 yılından bu yana tüm seçim sonuçların tam isabetle tahmin etmişti.
New Jersey polis kaynaklarından edinilen bilgiye göre Göksel (50), New Jersey'de, Edge Water kentindeki "Comfort Inn" adlı oteldeki odasında ölü bulundu. Göksel'in kalp krizi sonucu yaşamını yitirdiği belirtildi.
ÜNLÜ SİYASETÇİLERİN DANIŞMANIYDI, SON SEÇİMLERDE SP İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKAN ADAYLIĞI TEKLİF EDİLMİŞTİ
Göksel'in, aralarında merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, eski Başbakanlar Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz ve şu anki Başbakan Recep Tayyib Erdoğan'ın yakın çevresi ve kendisinin de bulunduğu birçok siyasetçiye danışmanlık yaptığı biliniyor.
Göksel’in etkili ve sert muhalefeti zaman içinde her siyasi partinin dikkatini çekti ve CHP’den MHP’ye pek çok muhalefet lideri gayri resmi olarak Göksel’den danışmanlık almaya başladı. Göksel’in son dönemde en fazla yakınlaştığı lider ise Necmettin Erbakan oldu. Erbakan Göksel’e 2007 seçimlerinde Saadet Partisi’nden İstanbul Belediye Başkan adaylığı teklifinde bulundu. Göksel, Marksist – solcu kişiliğini her zaman açıkça ifade ederdi. Ancak Erbakan’ın teklifini de kabul etmekte beis görmedi. Çünkü Erbakan’ın millici duruşunun büyük bir değer olduğuna inanıyordu. İlginç olan ise belediye başkan adaylığının açıklanmasına günler kala Göksel’in başına gelenlerdi. Göksel, adaylık açıklamasına bir hafta kala ERGENEKON'dan gözaltına alındı. Ergenekon savcıları Göksel’in Ergenekon "terör" örgütüne üye olduğunu ve terörist faaliyetlere giriştiğini iddia ediyordu.
Göksel, savcılık iddialarına hiçbir şekilde boyun eğmedi. Ama yakın çevresiyle paylaştığı önemli bir iddiası vardı. Gözaltına alınmasının sebebini Kılıçdaroğlu'nun da aday (CHP) olduğu seçimlerde Saadet Partisi’nden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığına bağlıyordu. Çünkü bu adaylık gerçekleşseydi, AKP'nin İstanbul'u CHP'ye kaptırması büyük bir olasılıktı.
BÜYÜKELÇİ DEVREDE !
Göksel'in ölüm nedenini belirlemek için Türkiye'nin Amerika Birleşik Devletler'deki Büyükelçisi Namık Tan bir araştırma başlattı.
OTELDE KAPIYI AÇMAYINCA..
Erhan Göksel'in Türkiye'deki eşinin kendisine telefonla ulaşamaması üzerine orada yaşayan bir arkadaşlarına haber verdiği, bu arkadaşın otele giderek odasının kapısını çaldığında içeriden cevap gelmemesi üzerine polise başvurduğu ve otelde cansız bedeniyle karşılaşıldığı öğrenildi. Otel yetkilileri ise Türkiye'deki ailesini arayarak acı haberi kendilerine bildirdi.
ERGENEKON'DAN SONRA ABD'YE GİTTİ
1960 yılında Ankara'da doğan Göksel, uzun süre çeşitli kanallarda televizyon programları da yaptı. Göksel, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandıktan sonra serbest bırakılmış ve bir ay kadar önce hakkında takipsizlik kararı verilmişti. Sadece AKP'ye ve TSK'ya muhalefet ettiği ve bu muhalefetini TV'lerde çok sert olarak dile getirdiği için ERGENEKON dalgalarında gözaltına alınıp serbest bırakılmasından sonra, sağlık sorunu olmayan babası Tevfik Göksel üzüntüden ölmüş, ardından tüm işleri sekteye uğramış ve bu süreç onu ölüme götüren dönemi başlatmıştı. Göksel, bir süredir ABD'de yaşıyordu. Bir bankaya danışmanlık ve zayıflama kürleri yapıyordu. Yaşadığı stres, fazla kilolarına karşın görece dengeli olan sağlığını etkilemişti. Son altı ayda 40 kilo kadar zayıflamıştı. Geçirdiği kalp krizinde bu ani zayıflamanın ve ekonomik çöküşünün verdiği stresin rolü yadsınamaz. Göksel'i öldüren kalp krizinin tetikleyicisi, Türkiye'yi "kader kurbanları" arenası ve bir korku filmi seti haline getiren boyunduruğu altında yaşadığımız politik iktidar ve Ergenekon efsanesidir.
ŞİRKETİNİ SATMIŞ, JP MORGAN'A ÇALIŞIYORDU
Tututksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan ve bu sırada banka hesapları ve banka kasaları da incelenen Göksel'in bir süre önce işleri sekteye uğrayan Verso adlı şirketini de sattı. Ardından Amerika Birleşik Devletleri'nin New York kentine giden Göksel'in, burada bulunan JP Morgan adlı şirkete danışmanlık yapmaya başladı.
ERHAN GÖKSEL KİMDİR ?
Ankara'da 1959'da dünyaya gelen Göksel, 1976'da Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. Ardından ekonomi doktora eğitimini yaptı. Politik psikoloji üzerine çalıştı. 1987'de çalışmakta olduğu Ankara Numune Hastanesi'nden istifa etti. Politik danışmanlık hizmetlerine, 1989'da Verso Siyasal Araştırmalar Merkezi'ni kurarak, Adnan Kahveci ile birlikte başladı.Aralarında Prof. Dr. Yavuz Sabuncu (merhum), Prof. Dr. Murat Şeker, Prof. Dr. Zafer Üskül, Prof. Dr. Veysel Batmaz'ın da bulunduğu bir danışmanlar grubu ile Erhan Göksel, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Aydın Güven Gürkan, Hikmet Çetin, Deniz Baykal, Ali Haydar Veziroğlu, Mesut Yılmaz, Melih Gökçek gibi siyasilere danışmanlık yaptı. 1996'da Bulgar Başbakanı Kostov'un, 1999'da Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev'in başkanlık kampanyalarını yürüten Göksel, 1998-2000 arasında ABD'de Başkan Yardımcısı Al Gore'a Ortadoğu danışmanlığı yaptı.
ERGENEKON SORUŞTURMASINA TEPKİ GÖSTERMİŞTİ
Verso kamuoyu araştırma şirketinin sahibi Erhan Göksel, Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan 11. dalga operasyonunda gözaltına alındığında evinde ve iş yerinde geniş çaplı arama yapılmış ve tüm bilgisayarlarına ve belgelerine el konulmuştu.
Göksel, Adli Tıp'ta sağlık kontrolünden geçirilirken, "Benim en büyük düşmanım EGM İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek. Bu hukuksuzluk sona erecek. Beni halkım savunur." demişti. Gözaltına alındıktan bir buçuk yıl sonra ise, Ergenekon suçlusu iddiası ile tutuklanmasını talep eden Savcılık, Erhan Göksel'in suçlu olmadığını saptayarak, hakkında takipsizlik kararı vermişti. Geriye, iflas etmiş çok başarılı bir şirket, üzüntüden ölmüş bir baba, dağılmış bir aile ve Göksel'in cansız bedeni ile iki yetim evlat ve bir dul eş kaldı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


