Add to Flipboard Magazine.

07 Ağustos 2005

ŞİMDİ DE KÖYLÜLÜK TARTIŞMASI...

KÖYLÜ

(Veysel Batmaz'ın Notu: Battal Odabaşı, "köylü köylü" tanımlamamdan aşağıdaki yorumu çıkartmış: Bence iyi de yapmamış; ben bu tanımı, sözel olarak tartışılan ve dilden dile sözel olarak aktarılan olguların, bir çok varyantı olabileceğinden ve bunun da zaten "tartışma" olamıyacağından bahsetmiştim. Ayrıca, verdiği Latin Amerika ve ABD örnekleri de "köylüleri" içeriyor; yani onlar da oraların köylüleri-varoştakileri... NOT İÇİNDE NOT: Yeni takılanlar, bu polemiklerin öncelerini arşiv'den mutlaka sırasıyla izleyin. Yeni Dönemde herkese lazım olacak: İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi TARİHİ'Nİ yeni ve şimdi yazmaya başladık... Gelenek, işte şimdi oluşuyor... Buna AKADEMİK GELENEK denir... HUKUK, BİLİM, ÖZGÜRLÜK, GÜVEN... Bu polemikler bir Milat'dır; haberiniz ola; haberleri ola... Battal'ın yeni çalışmasını sabırsızlıkla bekliyorum, bekliyoruz... VistilefAkademik'te yayınlayacağız; VistilefAkademik, puanlı ve hakemSİZ bir elektronik akademik dergidir...)

Odabaşı'nın Katkısı:

Sayın Batmaz,

Tartıştığımız konu köyle ilgili. Elbette köyle ilgili deyimler olacaktır yazıda. Arjentin’de Favelas’larda doğmuş Tangoları tartışmıyoruz. Ya da Amerikan zencilerinin Blues’unu ya da Madrigallerin nasıl ortaya çıktığını tartışmıyoruz. Kendi içimizden çıkan ve bize özgü olan bir konuyu tartışıyoruz.

Konu iletişimle ilgili olmayabilir. Ama kendi aramızdaki iletişimin (ya da iletişimsizliğin) hangi aşamada olduğunu ortaya koyan bir tartışma bu. İlle de yazılı kanıt isteniyorsa işte kaynaklar:

1- Dimitris Kourzakis, Rebetikonun Kökenleri, İ.Ü. İletişim Fakültesi Dergisi, Çev. Yrd.Doç.Dr. Battal Odabaş, Sayı: 17, 2003, İstanbul.
2- Ali Haydar Avcı, Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi, E Yayınları, 2005, İstanbul.
3- Zeybekler ve Ege-Akdeniz Türküleri (Notalarıyla); Hamdi Tanses, Say Yayınları; İstanbul, Şubat 1997, 1. Baskı.
4- http://www.sabah.com.tr/2004/02/15/yaz14-10-121.html
5- http://www.turnalar.com/bilgiler3.html
6- http://cetinkorkut.com/gunceloku.php?id=319
7- http://bodabas.tripod.com/muzikkulturudersnotu.htm

Bir kısmı benim çalışmalarım, bir kısmı başka yazarların kaynakları. Bunları belirtmeyi gereksiz gördüm, çünkü tartıştığımız ortam makale ortamı değil. Emin olmadığım konuda konuşmam da yazmam da. Araştırırım, doğruluğunu kanıtlarım sonra yazarım. Bir kitap için bir makale hazırlamaktayım şu anda ve sürekli araştırma içerisindeyim. Yani çala klavye yazmıyorum.

Benim çalışma ilkem bu. Yeri geldiği zaman söyleyeceğimi söylerim. Yanıldığım anda da yanıldığımı açıkça itiraf ederim ve kendimi düzeltirim.

Yrd. Doç. Dr. Battal Odabaşı

YORUMSUZ


İstanbul'a yeni dönmüştüm. Bir iki yıl önceydi yani, İş Bankası'nın Leventteki merkezinde tam adını hatırlayamıyorum Anadolu müziğinin bir dinletisi vardı. Orda ben bunların farlkı versiyonlarını keyifle dinlemiştim.
Nesimi de dinleriz, Şeyh Galip'te, Katip Çelebi'de; Peter Gabriel'de. Neyzen'le hüzünlü ruhun labirentlerinde kaybolur; Hayyam'la kaybettiğimizi bulup, kaybolduğumuz yerde yeniden buluruz. Başımız döndüğünde İbn-i Arabi'nin İlahi Aşk'ı soğuk demirhindi şerbeti gibi serinletir yüreğimizi. Sonra Sartre'a Camus'ya rastladığımızda bilgiç ve istihzalı güleriz "hangi seyranda bu kadar oyalandın da geç kaldın meclise mirim" diye ve onların mahçup bakışlarını gençliklerine vererek.
Koçi Bey de okuruz, Bedreddin de. Ve mesela Bedreddin'in padişahla karşılaştığındaki diyaloğu ile hiç ilgisiz gibi görünen bir başkasının, başka bir padişahla karşılaştığında söylediği varsayılan çıkışında benzerlikler buluruz.
Hallac'ı nasıl yorumluyorsak Nesimi'ye de hakkını veririz; ne demiş se veririz, verdiğimizi de helal ederiz.
Human all too human (İnsanca pek insanca) diyen Nietzsche'yle Kamu alem bir dir bize diyen Yunus arasında da insan egosunun iki görüntüsü ve bunların refleksiyonu (yansıtma) arasında hınzırca bağ kurarız.
Battal beyin bu ikinci versiyonu göndermesinin ayrıca bir faydası da İrfan beyle polemik konusu yaptığı şeyin tesbiti oldu. Yani zahiri açıdan sadece hükmetmek seyretmek oluyorsa, zortlatmak da zonklatmak olabilir pek tabi ki. Gerekçe politik olmuş, coğrafi yada kültürel bu bağlamda pek itibar taşımaz.
Ha; bir de ordaki kaf sanırım inceltme işaretli kÂf olacak yaren demektir. ama bu ayrıntının ayrıntısı takılmamak lazım
eyvallah

Doç. Dr. Hikmet Kırık

BEKLENEN CEVAP GELDİ... EĞLENCEYE PAYDOS.

(Fotoğraf: İstanbul)

(Editörün Notu: POLEMİKLERİN ÖNCESİ İÇİN ARŞİVE BAKIN... "Odabaşı'ndan cevap bekliyorum" diye yazmıştım; cevap gecikmedi. Ancak bu cevap şunu ortaya koyuyor; Bilimsel polemik ve edebiyat yazılı olmalıdır; yoksa böyle, "köylü köylü," yani "laf laf," yani "sözel" olarak, yok o doğruydu, bu doğruydu diye tartışırız... Polemik yazılı olur... Yazı yazmak da biliminsanının vazgeçilmez yazgısıdır; yazı yazmayan biliminsanı olamaz... Burası İletişim Fakültesi, halk ezgileri çalışmaları grubu değil; ya da Edebiyat Fakültesi... Vistilef'in eğlence yeri olmadığını hem Hikmet'e; hem de Battal'a hatırlatmayı da bu arada bir görev bilirim. Beş taş oynamıyoruz... Eğlenecekseniz başka yerler de var; örneğin İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi dershaneleri ve öğretim elemanları odaları... Bir de yayın kuralı notu: Gönderdiğiniz yazılar bundan sonra aynen yayınlanacaktır. Bu durumda üzülenleriniz olabilir. vb)

Battal Odabaşı yazıyor...

Sevgili Hikmet,

Bilim tahminle, zannetmekle olmaz. Yazdigim bilgininaksi kanitlarini gostermek zorundasin. Nesimi'denyazdigin dortlugun yanlisligini dusunmedim cunku dogruyazmissin. Ancak Teke Zortlatmasi konusunda tahmin yurutuyorsun.Belki cortlatma denebilir ama zonklatma dendigine hicbir kaynakta rastlamadim. Benim soyledigim bilimselbir seydir ve halk turkuleri ve oyunlariniarastiranlar tarafindan da kabul edilmektedir. Yorelerin kendilerine ozgu ve baska bir yerderastlanmayacak kultur degerleri vardir. Bu da onlardanbiridir. Ornegin Erzurum ve Bayburt'ta Bar tutulur,Dogu Karadeniz'de Horon tepilir. Ama ortak kulturogeleri varsa bir ulkeden baska bir ulkeye tasinmisolabilir. Yunanistan'a gocen Bati Anadolu Rumlariorada Zeybekikos oynarlar. Cafe Aman'larda rebetikosoylerler. Yine Potnus Rumlari kemence calarlar. Ancakbir Azeri'nin kendi kultur ogesi olarak Zeybeklerialacagini dusunemeyiz. Onlarin Mahni'leri vardir.Zeybekler sipsi, cura baglama gibi calgilarla calinirve efeler tarafindan oynanir. Azerilerin ulusalcalgisi Tar'dir.Zortlatma turu oyunlar Teke yoresi disinda daozellikle Bati Anadolu'da oynanir. Ancak orneginAfyonkarahisar'da disaridan gelen oyunlarkategorisindedir. Burdur ve Dirmil bu oyununanavatanidir. Dolayisiyla bu bolge disinda oynanmaz, oynansa daokullarda folklor calismalari olarak yurutulur.Dediginiz olasiliklar ihtimal disidir.
Biraz soluklanalım:
BEN MELAMET HIRKASINI Ben melamet hırkasını Kendim giydim eğnime Ar ü namus şişesini Taşa çaldım kime ne Haydar Haydar taşa çaldım kime ne Sofular haram demişler Aşkımın şarabına Ben doldurur ben içerim Günah benim kime ne Haydar Haydar günah benim kime ne Gah çıkarım gökyüzüne Seyrederim alemi Gah inerim yeryüzüne Seyreder alem beni Haydar Haydar seyreder alem beni Gah giderim medreseye Ders okurum Hak için Gah giderim meygedeye Dem çekerim aşk için Haydar Haydar dem çekerim aşk için Nesimi'yi sorsalar kim Yarin ile hoş musun Hoş olam ya olmayayım O yar benim kime ne Haydar Haydar o yar benim kime ne? Aşık Nesimi / RUHİ SU
Kuskucu olmak dogruya giden yolu acar. Hikmet'eNesimi'nin siiri dogru dedim ama biraz arastirincabaska bir varyantina rastladim bu siirin. OzellikleHikmet'in yazdigi dortluk baska bir anlam iceriyor.Dogrusu hangisi?Madem egleniyoruz isimizi gucumuzu birakip, biraz dahaeglenelim bakalim. Hadi eller havaya... Daha once gonderdigim siirin başka bir varyanti.Su dortluge dikkat.Gah cikarim gokyuzuneHukmederim kaf-be-kafGah inerim yeryuzuneYar severim kime neHangisi dogru ve hangisine gore batini aciklamayapacagiz?Siirin tamami: Ben yitirdim ben ararimYar benimdir kime neGah giderim oz bagimaGül dererim kime neGah giderim medreseyeDers okurum Hak icinGah giderim meyhaneyeDem cekerim kime neSofular haram demislerBu askin sarabinaBen daldirir ben icerimGünah benim kime neBen melamet hırkasiniKendim giydim egnimeAr u namus sisesiniTasa ccaldim kime neSofular secde ederlerMescidin mihrabinaYar esigi secdegahımYuz surerim kime neGah cikarim gokyuzuneHukmederim kaf-be-kafGah inerim yeryuzuneYar severim kime neKelp rakip böyle diyormusGuzel sevmek pek gunahBen severim sevdigimiGunah benim kime neNesimi'ye sordular kiYarin ile hos musunHos olayim olmayayimO yar benim kime ne?
Yrd. Doç. Dr. Battal Odabaşı

06 Ağustos 2005

H. KIRIK'tan ISO-9001'e Dokundurma...


(Polemikte dur durak tanımıyoruz. Şimdi de "Kırık-Selim Bey" Polemiği... Selim Bey burada yazmaya mezun olmadığından, cevabı DEKAN'dan bekliyoruz.-Editör)

The Uzun bir Yaz Gecesi: 32 Kısım Tekmili Birden 2:
Biraz Ciddiyet Lütfen


By Hikmet Kırık

Eğlenmeye devam. Tatile çıkamadım ya kıskanıyorum Milleti. Herkes izinde aslında kkim izinde kim değil bilmiyorum ama okulda bir kaç kişiyiz. Bu durumda kıskanmam normal. Çok görmeyeceksiniz.

Neyse aşağıda anlatacağım konu da eğlencelik ama ciddi bir tarafı da var tabii.

Aşağıda anlattığım olaylar, ISO 9001’e, Weberyen bir göndermedir.

Şimdi efendim geçen hafta hastaneye sevk kağıdı aldım. Malum yazın ortası; sadece bizim fakülte boş değil. Cerrahpaşa da boştur diyerekten sabah saat 9: 00 da ordaydım. Ancak tam işimi bitirmeyi umarken Orada kayıttaki görevli sevk kağıtlarında benim emekli sicil numaramın yazılmadığını dolayısıyla işlem yapamayacağını söyledi. Ben bu durumlarda İngiltere’den kalma alışkanlıkla “Tamam, telefon edeyim de sorayım, öğreneyim,!” dedim. Cerrahpaşadan okulu arayamadım. Ve okula geldim. Eksik olan tarihi ve numarayı yazdırdım. Hataneye geri döndüğümde saat 11 olmuştu ve etrafta doktor kalmadığı için 3 e kadar oralarda oyalanmak zorunda kaldım tam 6 saatim boşa gitii. Kötü niyetle olmadığından emin olduğum bir ihmal yada gözden kaçma yüzünden. Ve tabii Cerrahpaşa’daki memurun işgüzarlığı. Çünkü aslında o numara zaten sağlık karnesinde varmış. Adam bana “ya abicim ben biliyodum orda yazdığını sen niye hemen gittin ki” demez mi.

Şimdi zurnanın zırt dediği yer burasıdır:
Bu memur aslında çok kolay halledilebilecek bir konuyu iktidar gösterisi için benim zamanımı yemiştir. Yani benden beklediği ya hadi hallet şu işi falan diyecem o da Tuvalet bekçisi gibi (o fıkrayı bilirsiniz bilmiyorsanız anlatırım) hadi bakalım edelim diyecek. Bu İktidarın görünürlüğü ve dolayısıyla muktedir olmayanın illegal iktidar arzusu bizim her düzeyimizden bürokrasi de mevcuttur.

Mesela benzer bir durumu aynı olayda Selim bey’de de hissttim. Ya da Selim bey öle hissetmemi, yani benim üzerimden iktidar hevesini tatmak istemiş olabilir. Olay şu: ben aşağıdaki görevli memurdan gidip sevk kağıdını kendim aldım. Zaten her türlü işimi kendim yaparım. Bundan hiç gocunmam. Memurdan sevk kağıdını aldıktan sonra o memur için amir benim içinse hâlâ bir memur olan Selim beye imzalatmaya gittim. Fakat o an yerinde yoktu, ben de seketeri Tülay hanıma bıraktım. İmzalatması ricasıyla. Biraz sonra almaya gittiğimde Selim Bey gelmiş odasında oturuyordu ama benim evrakı imzalamıştı.

Bunun bir açıklaması olabilir: Benim kendimin gidip ona imzalamı böylece iktidarını hissetmiş olabilir. Şimdi bu eğer herkese uygulanan yöntemse sözüm olmaz. Ama öyle olmadığını biliyorum. Ve bu Bürokrasi düşüncesine de adâba [Osmanlı bürokrasi geleneği bağlamında adap) da aykırı bir şeydir.

Bürokrasi:
Nesnel olacak; eşit olacak; Nerde amir nerde memur, kime amir kime memur bilecek. Ama burada balık baştan kokuyor. Dolayısıyla çok şaşırtmadı bu beni. Klientalizm, Patronaj, doğulu bürokrasi geleneğidir. Modern bürokrasi ise Batının. Eh bizde de Bütün beceriksiz düzeysiz diskurlara rağmen doğulu anlayış hakim maalesef. Ben Selim beyi Boğaz Çocuğu, Zarif bir İstanbul beyefendisi olarak algılıyorum. Öyle de algılamaya devam edeceğim ta ki görevini ve bunun çağdaş gereklerini yerine getirdiği sürece. Böyle basit hesaplar yapmadığı sürece. Bütün memurlar için geçerlidir bu. Birinin kağıdını odasına götürüyorsanız herkesinkini götüreceksiniz. Birininkini sekreteriniz imzalatıyorsa herkesinkini öyle yapacaksınız. Bunda ayıp yok, bireysel tatmini kişisel ilişkilerde değil mesleğinizi düzgün yaparak sağlayın. Kimseyle abi, abla, baba evlat ilişkisi kurmayın. Böyle var olduğunuz sürece parya olmaya mahkum edersiniz kendinizi! (6 Ağustos 2005, saat: 22.10)


Doç. Dr. Hikmet Kırık

V.B.'DEN YORUM... "Polemikte Yeni Eksen: Kırık-Odabaşı"


Hikmet Kırık'ın "32 Kısım Tekmili Birden: The Yaz Gecesi Rüyası," doğrudan Battal Odabaşı'na odaklanmış durumda... Battal, polemiğin zaman harcamama olduğunu hızlı öğrendi... Battal'dan cevap bekliyorum.

Prof. Dr. Veysel Batmaz

VİSTİLEF POLEMİĞE DOYMUYOR... HİKMET KIRIK ÖZETLİYOR...


The Uzun bir Yaz Gecesi: 32 Kısım Tekmili Birden

Şimdi sevgili dostlar;

Veysel beyin polemikle ilgili açıklaması sözcüğün günlük dildeki negatif göndermelerini yanlışlayan ve sözcüğü doğru yerine oturtan bir açıklamadır. Düzgün bir moderatoryal ve editoryal işlevselik gördüm Veysel beyin müdahalalerinde şimdilik bu 3-4 sazlı orkestrada. Ancak eminim ki senfoniye dönüşse (pek ihtimal vermiyorum ama) Veysel bey aynı ferasetle götürecektir işi. Ellerine sağlık.

İrfan beyle Battal beyin de ellerine sağlık. Böyle var edeceğiz kendimizi demek şu aşamada iddialı olacaktır tabii ki ancak işin özü budur. İletişimsel eylemi belirleyen koşullar bellidir. Bu noktada Veysel beyin tesbitini biraz iyimser bulmamla birlikte işin insanî etkileşim ve eğlence boyutu önemlidir. Ben bu yaz tatile çıkamadığım için böyle eğleniyorum sağolsun arada yarenller (bu kelime deşifre edilememiştir-Editör) de çıkıyor sanal sanal dost meclisi kuruyoruz burda.

Şimdi bu teke ve oğlak işi hatırlarsınız Veysel beyin duvarcı ustası yazısına benim çok eski bir kitaptan esinlenerek alıntıladığım parça ile katılmıştım. Orada, “Uzun bir Yaz Gecesi: 32 Kısım Tekmili Birden Tuluatı” olarak gördüğüm durumlara bir katkı olarak oluşmuştur.

Zahiri ve Batını yönleri vardır. Ve İrfan bey sağolsun Batını kısmı kendi bakışından okumuş ve ileriye de götürmüştür. Sağolsun. Battal bey de bence biraz daha ileriye götürerek oradaki folklorik bir ögeye gönderme yapmıştır. Bence Battal beyin düzeltmesi doğru da olabilir yanlış da. Şunun için bunu söyleme cüretini buluyorum kendimde. Bu to(p)raklar (kelimenin orijinali toraklar’dı, topraklar diye değiştirildi- Editör) bir kaç bin yıldır (Veysel Bey’ in şimşeklerini çekmeyelim “ne birkaçı 50, 50 bin yıldır” dediğini duyar gibiyim) En sonuncusu Osmanlı olmak üzere onlarca belki yüzlerce imparatorluk topluluk ve devlet görmüştür. Türkiye Cumhuriyeti bunların belki de en süzülmüşüdür. Demem o ki, bu toraklarda Teke yaylasındaki zortlatma Balkanlarda zınklatma Azeri’de Zırtlatma İstanbul Türkçe sinde de Zonklatma olmuş olabilir. (bu bir tahmin sadece) Benzer bir şeyi Halk Türküleri’nin derlemelerinde görüyoruz. Ha otantiklik iddiası taşıyacaksa argumanlardan herhangi biri o zaman başka türlü sorarız. O hakkımızı da saklı tutarız.

Dolayısıyla demem o ki, her türlü düzeltme ileriye götürüştür eyvallah; ama zahiriye fazla takılmadan Batıni olanda yoğunlaşalım. Hermonatik okumalar yapalım o zaman çok daha keyif alacağız hepimiz inanıyorum.

Ne demiş Üstad Nesimi,
Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi
Gah inerim yeryüzüne seyreder Alem beni.

Bu muhteşem bir laftır. Amma zahriden anlaşılmaz. Üstad burada kendine kıyak yapmış (hakkıdır yapsın) kendisi zahiriye konu olurken yerde O seyredilir sıradan alem tarafından kendi yukardan batıni batıni görür.

Şimdi deme o ki, Benim bu polemikleri takip sıram var ve bu sırada mihenk taşı Duvarcı ustalığıdır taştır. Buna İrfan beyin önemli katkısı ise oğlak ve Hıbar’dır. Çok değerlidir. Hıbar.
Şimdi müsade ederseniz ben bu silsileyi sürdürerek. Gene eski kitaptan esinlendiğim şeyimi göndreyim size.

Gezinti gerek yapıya,
Lakin illaki fevkinde mülayim ola

Sonrası hıbar şartıdır ki, ne;
Tutsun yapıyı küllü kemaliyen dikine

Bu iki şart hemi elzem, ve dahi gerektir
Hıbarcının iyisi şol iki cihanda yektir,

Sual ederler bu fakirden;
N’olaki hıbarcının koftisi

En alası kendine gezgindir onun,
La havlesinden mevla sakındıra kamusun

Kıyameti 3 kerre ve dahi kerre 1277277
Fil hortumunun

Doç. Dr. Hikmet Kırık