23 Ağustos 2006
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ BU DEMEK !
Anlaşılan http://www.vistilefhukuk.blogspot.com/ u okumuyorsunuz... Okusaydınız Basın Özgürlüğünün ne demek olduğunu anlardınız...
22 Ağustos 2006
YENİ HIT DERS PROGRAMI
HİT Bölümünden duyuru...
Aşağıdaki Hakan Bey'in notu, övgü dolu. Ancak, bu övgülerin tamamı bana değil, bu programı hazırlayan ve katkıda bulunan arkadaşlara yönelmeli: Özellikle Müfredat Komisyon'unda yer alan Doç. Dr. Serra Görpe, Yrd. Doç. Dr. Meltem Erzen, Yrd. Doç. Dr. Seher Er ve Dr. Candan Çelik ve iki kez genel müfredat toplantısına katılan tüm arkadaşlar bu övgülerden pay almalıdırlar. Ben bu övgüleri bize kazandıran herkese ve özelikle yukarıda andığım programın gerçek mimarlarına, karar vericilerine teşekkür ediyorum...
Veysel Batmaz
Bölüm Başkanı
Yeni HİT Ders Programları için Bkz: http://www.hitduyuru.blogspot.com/
-----Original Message-----
From: Hakan Tuncel [mailto:hakantl@yahoo.com]
Sent: 22 Ağustos 2006 Salı 23:10
To: veysel.batmaz@gmail.com
Subject: ders programları
Sayın Hocam,
Merhaba...HİT ders programlarını gördüm, şimdiye kadar
hiç böylesine derli toplu, ABD ve İngiltere
standardında bir yaklaşımla dersler ele alınmamıştı.
Sizin önderliğinizde bölüm çok iyi bir yere doğru
gidiyor. Bu durumdan eski bir öğretim görevlisi olarak
memnuniyet duyduğumu belirtmek isterim. Babam 1952
yılı ilk mezunlarından, o nedenle fakültemizin benim
için duygusal anlamda ayrı bir yeri var. Size
çabalarınız için teşekkürlerimi sunarım hocam.
Saygılarımla,
Hakan Tunçel
Aşağıdaki Hakan Bey'in notu, övgü dolu. Ancak, bu övgülerin tamamı bana değil, bu programı hazırlayan ve katkıda bulunan arkadaşlara yönelmeli: Özellikle Müfredat Komisyon'unda yer alan Doç. Dr. Serra Görpe, Yrd. Doç. Dr. Meltem Erzen, Yrd. Doç. Dr. Seher Er ve Dr. Candan Çelik ve iki kez genel müfredat toplantısına katılan tüm arkadaşlar bu övgülerden pay almalıdırlar. Ben bu övgüleri bize kazandıran herkese ve özelikle yukarıda andığım programın gerçek mimarlarına, karar vericilerine teşekkür ediyorum...
Veysel Batmaz
Bölüm Başkanı
Yeni HİT Ders Programları için Bkz: http://www.hitduyuru.blogspot.com/
-----Original Message-----
From: Hakan Tuncel [mailto:hakantl@yahoo.com]
Sent: 22 Ağustos 2006 Salı 23:10
To: veysel.batmaz@gmail.com
Subject: ders programları
Sayın Hocam,
Merhaba...HİT ders programlarını gördüm, şimdiye kadar
hiç böylesine derli toplu, ABD ve İngiltere
standardında bir yaklaşımla dersler ele alınmamıştı.
Sizin önderliğinizde bölüm çok iyi bir yere doğru
gidiyor. Bu durumdan eski bir öğretim görevlisi olarak
memnuniyet duyduğumu belirtmek isterim. Babam 1952
yılı ilk mezunlarından, o nedenle fakültemizin benim
için duygusal anlamda ayrı bir yeri var. Size
çabalarınız için teşekkürlerimi sunarım hocam.
Saygılarımla,
Hakan Tunçel
20 Ağustos 2006
ABD’de Akademik İlişkiler

Prof. Dr. Veysel Batmaz, 28 Temmuz-18 Ağustos 2006 tarihlerinde ABD’nin üç üniversitesini ziyaret etti.
Prof. Batmaz’ın ilk durağı Providence’daki Brown University idi. Burada Eğitim Bölümü’nden, Çin’li sosyal psikolog Prof. Dr. Jin Li ile, “ilkokul öncesi çocukların öğrenme inançları: akıl mı, statü mü öncelikli?” konusunda Türkiye’de 140 çocuk üzerinde yapılan bir araştırma ile ilgili görüş alışverşinde bulundu.
İkinci durak, Houston’daki Rice University oldu. Burada, Prof. Batmaz, uluslararası ilişkiler konusunda hazırladığı bir makale için literatür taraması yaptı.
Üçüncü ve son durağın amacı, Batmaz’ın derlediği “Otoriteryen Kişilik” kitabı çerçevesinde University of Texas at Austin’de informel bir çalışma grubuna katılmaktı. Burada, çeşitli katılımcılarla Orta Doğu’daki “otoriteryenlik” üzerinde çalışma projeleri saptamak düzeyinde onbeş günlük bir atölye çalışması yapıldı. Çalışmada özellikle son gelişmeler, demokrasi, Adornocu Otoriteryenlik, İslamiyet ve Otorite, Neocon Otoriteryenlik, Orta Doğu'da otorite ve başkaldırı, Yahudi Oteriteryenliği gibi konular ele alındı.
Bu son durakta, Prof. Batmaz, University of Texas at Austin’deki College of Communication’dan Prof. Dr. Maxwell McCombs ile uzun bir görüşme yaptı ve gelecek yıl Indiana University at Bloomington’da gerçekleştirelecek olan "5th International Symposium: Communication in the Millennium" konularında görüş alışverişinde bulundu. Aynı zamanda, görüşmede, Prof. McCombs’un kitaplarının Türkçeye çevrilmesi için ilkesel düzeyde bir anlaşmaya varıldı. (Bkz: http://cim.anadolu.edu.tr/?page=5 )
[Fotoğraf: McCombs ve Batmaz birlikte Prof. McCombs'un ofisinde]
20 Temmuz 2006
BİRİNCİ YILIMIZDA FARK YARATTIK! 20 BİN TIK
Hukuk, bilim, akademik nitelik ve özgürlük, tüm bunlar "üniversite" kavramının olmazsa olmaz koşullarıdır ve biz tam bir yıldır Vistilef okurlarına üniversitemizde olması gereken bu nitelikte bilimsel ikâz, eleştiri ve enformasyon sunuyoruz. Kişisel hınç, kin ve nefret duygusu taşımadan... Oysa, biliyorsunuz ki, bu duygulara da gerek var bu Fakültede, ne yazık ki; ama biz taşımıyoruz, taşıtmıyoruz...
Tüm Vistilef BLOG'ları, ilk yılında 20.000'e yakın (yirmi bin) TIK yaptı; akılları, yürekleri tıklatarak... Birinci Vistilef Onur Yılımız Kutlu olsun !
Herkesi, 2006-2007 Öğrenim Yılı başında düzenleyeceğimiz "Vistilef Onur Yılı Kokteyline" bekliyoruz...
http://www.vistilefhaber.blogspot.com/
http://www.vistilefblog.blogspot.com/
http://www.vistilefhukuk.blogspot.com/
http://www.vistilefakademik.blogspot.com/
DİPLOMASIZLIK MI? DİPLOMALARI GİZLEMEK Mİ? HANGİSİ DAHA GÜZEL?
DİPLOMALARI GİZLEMEK İSTEYENLER ÇOĞALIYOR...
DEEPLOMALAR POLEMİĞİ 2 veya 3:
Anglo-Sakson Diplomalı Hikmet Bey’e Yaz Yelpazesi:
DİPLOMA ve MEZUNİYET’İN KAMUSALLIĞI ÜZERİNE TEFEHÜL DENEMESİ
İrfan ÇİFTÇİ
Bir süredir sevgili üniversitemizde baş gösteren bu “vesika fetişizmi” YÖK’ün ilk uygulandığı yıl olan örgenciliğimin ilk yılı 1985 yılını hatırlatıyor bana. O zaman kapıdan sınıflara kadar birkaç yerde ama yapılırdı. Cumhuriyet gazetesini içeriye sokmaya kalkışmanın yolu karakoldan geçtiğinden gazeteyi iç çamaşırlarımıza sararak götürürdük veya öyle girmiş gazeteler kapışılırdı. Buradaki fetişizm anlaşılabilir.)) Bu da apayrı derin bir mevzudur ki söz konusu gazetenin sırf bu yüzden uzun süre bağımlılık yaptığı dahi görülmüştür.Yine bu yıllarda dönemin meşhur 83 Anayasasını hazırlayıp mağrur gazi olarak İ.Ü.Hukuk Dekanı olarak okuluna dönen Prof. Orhan Aldıkaçtı, teneffüslerde koridorlarda dolaşarak öğrencilerin yeni YÖK yayasının belirlediği kılık kıyafet kurallarına –en çok dikkat ettiği şey o sırada 12 Eylül öncesinden kalma ve sayısı bir hayli olan veya henüz içeri alınamamış yahut erken tahliye olmuş yaşı geçkin öğrencilerin saç traşları idi- uygun olup olmadığına bakardı.Kızlar da ise kot pantolona çok kızardı. Hele bir de bu kıyafetler ve uygunsuz saçlar var ve sigara içiliyorsa mutlaka kimlik almaya teşebbüs ederdi. Bu uygulamaya biz iktisat öğrencileri bir gün koridorda topluca protesto alkışı yaparak çok sert tepki göstermiştik. Fakat Hukuk öğrencileri biraz daha şanssızdı. Onlar da bir süre sonra Aldıkaçtı operasyonlarından kurtulmak için biz “İktisat” öğrencisiyiz diyorlardı.Bu günler sıkıyönetim günleri idi. Yani üniversitenin faşizan bir presle ezildiği günler. Bir diğer dikkat ettiği nokta ise YÖK’ün titizlikle üzerinde durduğu öğretim üyelerinin unvan kullanıp kullanmadığı idi. Yeni uygulamada bütün öğretim üyeleri ünvanları yazılı yaka kartı ile dolaşmak zorunda idi. Bunu protesto eden bizim Fakülte’de o zaman iki aziz hocamız Toktamış Ateş ve İzzettin Önder vardı.İnatla ve ısrarla sadece isimlerini kullanıyorlardı. Toktamış Ateş bundan dolayı cezalandırılmış İ.Ü.İktisat Fak. Yayını olan siyasi tarih kitabının üzerindeki ünvanı tek tek silinmişti. İzzettin Önder’e ise sık sık Prof.Dr. yazılı kocaman tabelalar asılarak cezalar veriliyordu. O zaman yeni çıkmış ve bize çok komik gelen Yard.Doç. ünvanı dahil bir sürü kocaman ünvanı olan öğretim üyesi geldi hafızalarımızda ve hatıralarımızda zerre kadar iz bırakmadan geçti gitti. Ama zaman içinde, bilim ahlakının ve yüce insanlık değerlerinin sarmalamasıyla İzzettin Önder ve Toktamış Ateş gözlerde, hatıralarda, hafızalarda ve gönüllerde büyüdüler, yüceldiler ve unvan neki şan sahibi oldular. Bu iki hocamı her daim ve şimdi de minnet, şükran ve muhabbetle anarak o günlerin bihakkın nacizane ödenmiş hatırasından dolayı akademik ünvanlara ve yaka kartından, turnikeye kadar bir dizi kontrol ve güvensizlik vesikası olan vesikalara karşı bir soğukluk duyarım. Ancak bir süredir İ.Ü. içinde her adım atışta turnike fetişizmi ve yaka kartı merakı başlamış bulunuyor. Bahçe yeşillenerek bir çayır haline geldi ve güzelleşti amenna, ama içinde dolaştığınızda yakasında dağdağanla dolaşan bir sürü kocaman insanla burası yoksa turnikelerinden girilen bir çiftlik mi izlenimini veriyor. Bunlar hiç hoş işler değil. Bunların dışındakilerse gayet hoş..Eee bu kadar kusur olur.
Gelelim Hoşnutluklara!!! Hikmet Bey’e Yaz Yelpazesi
Diploma nedir? İlk diploma bugünkü insanların anlayacağı dille söylenirse, M.Ö. 4700 gibi XI. Rimses tarafından pramiti dikme yetki belgesi anlamına gelen bir taş çivisi olarak verilmişti. Daha sonra Da Vinci’de geçen sanduka gibi bir sanduka içinde saklanarak nesilden nesile geçerek pramit loncalarını oluşturmuştu. Dolayısıyla bu diplomalar öyle kamusal değildi. Bu nadide eserlerin nasıl ihtimamla korunduğunu RTS Şubesi hocası hususen bilmiyorlar mı? Yoksa arşive girmeyen fizyondan film seyretmiyorlar mı diye düşünülür? Fakat, Büyük Biritanya’nın ananeleri kara Avrupası yani Roma dışı olduğu için onlardaki durum öyle değildi. Çünkü M:S.800 yılında kurulan kutsal ittifaktan sonra kendi kimliği ile ortaya çıkan Biritanya, Nasra’dan mabet işaatı için marangozluk imtihanı açtığı zaman ordaki marangozlar zenaatlarını isbat için vücutlarına birer çivi gizleyerek gelsinler denmişti. İşin ilginç yanı bunların çoğusu çiviyi yutmuş olduğu için kim usta kim değil tabi doğal olarak ayırt etmek mümkün değildi. Bu durumda apışıp kalan dönemin Uzun Bilekli IV. Richard’ı şöyle bir ikileme ile karşı karşıya kaldı. Ya bunların hepsinin birden karnını yaracaktı, yani “yar ki görem yiğitlerin bağrını” gibi hırt bir muhabbet olacaktı nitekim bundan vazgeçti. Ondan dolayı gemiye atlayıp gelen bilumum Doğu kökenlilerden hangilerinin marangoz kimlerinin duvarcı olduğunu anlamak için “marifetinizi gösterin” diye meşhur iki emir yasasını ilan etti ve Times nehrinin kenarındaki köprü ve duvarları inşa ettirdi. Böylece inşaat kamuya açıldı-ki kamusallık da böylece başlamış oldu, konunun bizdeki gibi örtü-böğürtü mevzusu gibi değil- ve marifeti görülen için hah demek ki bunun diploması var diye kani olundu. Tabi tarihin cilvesi uyanık İngiliz kralının bu numarası sonucunda Tarafalgar meydanından Buckingam Sarayı’na kadar bugün de gidenlerin muhakkak hayran oldukları bulvar, belde ve parklar imar ve ihya oldu… Konuyu bu kadar açmışken Anadolu coğrafyasındaki ve memleketimizdeki tarihsel seyrine de değinmeden geçemeyiz. Bir Türkler, Sümerler’den ve Kimmer’lerden beridir bu konuda tevazu sahibi olduğumuzdan mevzuyu teşhir etmekten hoşlaşmayız. Bağrımıza basar, bir rüzgâr gibi geçer gideriz. Hem ecnebilerden alınmış bilumum vesikaları da buruşturup atarız. Hem Avrupa’dan Amerika’dan Biritanya’dan Patagonya’dan aldığımız diplomalarla mı bir birimizi tanıyacağız. Biz üç kişiyiz, üçümüz de birbirimizi biliriz… Kamusal alan ise Yorğansuzun Hakkı Çavuş[1]’un değdi gibi “ortası çamur yan bas/ma”dır. “Vesika’nı ancak dereyi geçerken eline al, çünkü mürekkebi dağılır”, der bir Hazar atasözü…Daha sonrada Hazar Türklerinin Kuzey kolundan güneye gelen Barak boyundan Çopurtepeli Hüsen zaten kendi tarihinden esinlenerek “vesikalı yarim” adlı barak türküyü yakmıştır göç yollarında.
Dolayısıyla senatör, dekan, vektör gibi hiçbir ünvanı olmayan ve ne Parizyen, ne Anglosakson ne de İstanbol adabından azade olan biz kara kalabalıkların karaşın bir fakir-i pür taksir ferdi olan bizler zaten ümmiyiz ve ancak ümitsizlikten ümitliyiz…Zaten bütün bunlar ne, vesika neçiii Hiçmet Beg!!!:))
[1] Süleyman Şenel, Kastamonulu Aşık Yorgansız Hakkı Çavuş (1997) Terimleri Hakkında”, V.Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri
İrfan Çifçi
DEEPLOMALAR POLEMİĞİ 2 veya 3:
Anglo-Sakson Diplomalı Hikmet Bey’e Yaz Yelpazesi:
DİPLOMA ve MEZUNİYET’İN KAMUSALLIĞI ÜZERİNE TEFEHÜL DENEMESİ
İrfan ÇİFTÇİ
Bir süredir sevgili üniversitemizde baş gösteren bu “vesika fetişizmi” YÖK’ün ilk uygulandığı yıl olan örgenciliğimin ilk yılı 1985 yılını hatırlatıyor bana. O zaman kapıdan sınıflara kadar birkaç yerde ama yapılırdı. Cumhuriyet gazetesini içeriye sokmaya kalkışmanın yolu karakoldan geçtiğinden gazeteyi iç çamaşırlarımıza sararak götürürdük veya öyle girmiş gazeteler kapışılırdı. Buradaki fetişizm anlaşılabilir.)) Bu da apayrı derin bir mevzudur ki söz konusu gazetenin sırf bu yüzden uzun süre bağımlılık yaptığı dahi görülmüştür.Yine bu yıllarda dönemin meşhur 83 Anayasasını hazırlayıp mağrur gazi olarak İ.Ü.Hukuk Dekanı olarak okuluna dönen Prof. Orhan Aldıkaçtı, teneffüslerde koridorlarda dolaşarak öğrencilerin yeni YÖK yayasının belirlediği kılık kıyafet kurallarına –en çok dikkat ettiği şey o sırada 12 Eylül öncesinden kalma ve sayısı bir hayli olan veya henüz içeri alınamamış yahut erken tahliye olmuş yaşı geçkin öğrencilerin saç traşları idi- uygun olup olmadığına bakardı.Kızlar da ise kot pantolona çok kızardı. Hele bir de bu kıyafetler ve uygunsuz saçlar var ve sigara içiliyorsa mutlaka kimlik almaya teşebbüs ederdi. Bu uygulamaya biz iktisat öğrencileri bir gün koridorda topluca protesto alkışı yaparak çok sert tepki göstermiştik. Fakat Hukuk öğrencileri biraz daha şanssızdı. Onlar da bir süre sonra Aldıkaçtı operasyonlarından kurtulmak için biz “İktisat” öğrencisiyiz diyorlardı.Bu günler sıkıyönetim günleri idi. Yani üniversitenin faşizan bir presle ezildiği günler. Bir diğer dikkat ettiği nokta ise YÖK’ün titizlikle üzerinde durduğu öğretim üyelerinin unvan kullanıp kullanmadığı idi. Yeni uygulamada bütün öğretim üyeleri ünvanları yazılı yaka kartı ile dolaşmak zorunda idi. Bunu protesto eden bizim Fakülte’de o zaman iki aziz hocamız Toktamış Ateş ve İzzettin Önder vardı.İnatla ve ısrarla sadece isimlerini kullanıyorlardı. Toktamış Ateş bundan dolayı cezalandırılmış İ.Ü.İktisat Fak. Yayını olan siyasi tarih kitabının üzerindeki ünvanı tek tek silinmişti. İzzettin Önder’e ise sık sık Prof.Dr. yazılı kocaman tabelalar asılarak cezalar veriliyordu. O zaman yeni çıkmış ve bize çok komik gelen Yard.Doç. ünvanı dahil bir sürü kocaman ünvanı olan öğretim üyesi geldi hafızalarımızda ve hatıralarımızda zerre kadar iz bırakmadan geçti gitti. Ama zaman içinde, bilim ahlakının ve yüce insanlık değerlerinin sarmalamasıyla İzzettin Önder ve Toktamış Ateş gözlerde, hatıralarda, hafızalarda ve gönüllerde büyüdüler, yüceldiler ve unvan neki şan sahibi oldular. Bu iki hocamı her daim ve şimdi de minnet, şükran ve muhabbetle anarak o günlerin bihakkın nacizane ödenmiş hatırasından dolayı akademik ünvanlara ve yaka kartından, turnikeye kadar bir dizi kontrol ve güvensizlik vesikası olan vesikalara karşı bir soğukluk duyarım. Ancak bir süredir İ.Ü. içinde her adım atışta turnike fetişizmi ve yaka kartı merakı başlamış bulunuyor. Bahçe yeşillenerek bir çayır haline geldi ve güzelleşti amenna, ama içinde dolaştığınızda yakasında dağdağanla dolaşan bir sürü kocaman insanla burası yoksa turnikelerinden girilen bir çiftlik mi izlenimini veriyor. Bunlar hiç hoş işler değil. Bunların dışındakilerse gayet hoş..Eee bu kadar kusur olur.
Gelelim Hoşnutluklara!!! Hikmet Bey’e Yaz Yelpazesi
Diploma nedir? İlk diploma bugünkü insanların anlayacağı dille söylenirse, M.Ö. 4700 gibi XI. Rimses tarafından pramiti dikme yetki belgesi anlamına gelen bir taş çivisi olarak verilmişti. Daha sonra Da Vinci’de geçen sanduka gibi bir sanduka içinde saklanarak nesilden nesile geçerek pramit loncalarını oluşturmuştu. Dolayısıyla bu diplomalar öyle kamusal değildi. Bu nadide eserlerin nasıl ihtimamla korunduğunu RTS Şubesi hocası hususen bilmiyorlar mı? Yoksa arşive girmeyen fizyondan film seyretmiyorlar mı diye düşünülür? Fakat, Büyük Biritanya’nın ananeleri kara Avrupası yani Roma dışı olduğu için onlardaki durum öyle değildi. Çünkü M:S.800 yılında kurulan kutsal ittifaktan sonra kendi kimliği ile ortaya çıkan Biritanya, Nasra’dan mabet işaatı için marangozluk imtihanı açtığı zaman ordaki marangozlar zenaatlarını isbat için vücutlarına birer çivi gizleyerek gelsinler denmişti. İşin ilginç yanı bunların çoğusu çiviyi yutmuş olduğu için kim usta kim değil tabi doğal olarak ayırt etmek mümkün değildi. Bu durumda apışıp kalan dönemin Uzun Bilekli IV. Richard’ı şöyle bir ikileme ile karşı karşıya kaldı. Ya bunların hepsinin birden karnını yaracaktı, yani “yar ki görem yiğitlerin bağrını” gibi hırt bir muhabbet olacaktı nitekim bundan vazgeçti. Ondan dolayı gemiye atlayıp gelen bilumum Doğu kökenlilerden hangilerinin marangoz kimlerinin duvarcı olduğunu anlamak için “marifetinizi gösterin” diye meşhur iki emir yasasını ilan etti ve Times nehrinin kenarındaki köprü ve duvarları inşa ettirdi. Böylece inşaat kamuya açıldı-ki kamusallık da böylece başlamış oldu, konunun bizdeki gibi örtü-böğürtü mevzusu gibi değil- ve marifeti görülen için hah demek ki bunun diploması var diye kani olundu. Tabi tarihin cilvesi uyanık İngiliz kralının bu numarası sonucunda Tarafalgar meydanından Buckingam Sarayı’na kadar bugün de gidenlerin muhakkak hayran oldukları bulvar, belde ve parklar imar ve ihya oldu… Konuyu bu kadar açmışken Anadolu coğrafyasındaki ve memleketimizdeki tarihsel seyrine de değinmeden geçemeyiz. Bir Türkler, Sümerler’den ve Kimmer’lerden beridir bu konuda tevazu sahibi olduğumuzdan mevzuyu teşhir etmekten hoşlaşmayız. Bağrımıza basar, bir rüzgâr gibi geçer gideriz. Hem ecnebilerden alınmış bilumum vesikaları da buruşturup atarız. Hem Avrupa’dan Amerika’dan Biritanya’dan Patagonya’dan aldığımız diplomalarla mı bir birimizi tanıyacağız. Biz üç kişiyiz, üçümüz de birbirimizi biliriz… Kamusal alan ise Yorğansuzun Hakkı Çavuş[1]’un değdi gibi “ortası çamur yan bas/ma”dır. “Vesika’nı ancak dereyi geçerken eline al, çünkü mürekkebi dağılır”, der bir Hazar atasözü…Daha sonrada Hazar Türklerinin Kuzey kolundan güneye gelen Barak boyundan Çopurtepeli Hüsen zaten kendi tarihinden esinlenerek “vesikalı yarim” adlı barak türküyü yakmıştır göç yollarında.
Dolayısıyla senatör, dekan, vektör gibi hiçbir ünvanı olmayan ve ne Parizyen, ne Anglosakson ne de İstanbol adabından azade olan biz kara kalabalıkların karaşın bir fakir-i pür taksir ferdi olan bizler zaten ümmiyiz ve ancak ümitsizlikten ümitliyiz…Zaten bütün bunlar ne, vesika neçiii Hiçmet Beg!!!:))
[1] Süleyman Şenel, Kastamonulu Aşık Yorgansız Hakkı Çavuş (1997) Terimleri Hakkında”, V.Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri
İrfan Çifçi
14 Temmuz 2006
BU NE BİÇİM WEB SAYFASI ÖYLE?
İletişim Fakültesinin illet-işim web sayfasına gezintimiz devam ediyor.... http://www.istanbul.edu.tr/iletisim/
(Daha önce vistilef e.mail grubunda Ders Programlarının güncel olmadığını belirtmiştim. Çok tekdüze, albenisi yok ve fotoğraf seçimleri sümmetedarik!)
Daha önce bulamadığımız öğretim üyelerinin adları bir de baktık ki, İDARE düğmesi altında... Yani yöneten biz; yönetilen yine biz... ! Bir Fakültede Yönetim, Fakülte Öğertim Elemanlarından ayrıdır ve sorumludur.
Ancak bu listelerde daha önce dikkatimizi çektiği gibi, yine hiç bir öğretim elemanının lisans, yüksek lisans ve doktora kurum ve yılları yazılı değil... Bu çok önemli. Bilinçli öğrenci genellikle bizim gibi fakültelerde, öğretim elemanlarının eski okullarının düşünerek de seçim yapar.
"Dışarıdan ders verenler" de güncel liste değil; o liste, en azından HİT Bölümü için değişti.
Okuldaki birimler de yasal statüleri belirtilerek tanıtıma konulmalı... Mesela benim Bölüm Başkanı olarak haberim dahi olmayan, her ne demekse, "VİRA İletişim Hizmetleri, 2002 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi bünyesinde kurulmuş bir reklam uygulama grubudur. Öğrencilere uygulama çalışmalarıyla deneyim kazandırırken, aynı zamanda Fakültemizin döner sermayesine katkıda bulunmak VİRA İletişim hizmetlerinin öncelikli amacıdır. Bunun yanında Fakültemiz ile reklam sektörü arasındaki iletişimi kuvvetlendirerek, bu alanda eğitim gören öğrencilerimize reklamcılık mesleği ile ilgili geniş bir vizyon oluşturma imkanı verecek seminer, söyleşi ve atölye çalışmaları gibi etkinlikler hedeflenir. Grupta gönüllü olarak çalışmakta olan öğrencilerin reklam alanındaki bilimsel çalışmalara katılmaları sağlanarak bilgi ve deneyimlerini arttırmak planlanır." http://www.istanbul.edu.tr/iletisim/?import=detay&kn=76
Bu tanıtımda yanlışlarla birlikte, hukuksuzluklar da var. Nasıl olur da yasal statüsünün bile belli olmadığı bir birim, Döner Sermaye gibi akçeli bir işe soyunur? Neler dönüyor bu dönerde?
Her bölümü tıkladığınızda da DUYURULAR sayfasının çıkması çok can sıkıcı...
"Hukuk Fakültesi’nin "iki numaralı dershane"sinde başlayan Gazetecilik Enstitü’sündeki yolculuk, 2001-2002 eğitim öğretim yılında Prof. Dr. Suat GEZGİN’in Dekanlığı’nda İletişim Fakültesi’nde devam etmektedir." http://www.istanbul.edu.tr/iletisim/?import=detay&kn=62
Bu cümleyi de anlayabilmiş değiliz. Yolcu muyuz, hancı mıyız? Kim Yolcu, kim hancı? Burada bilim yapılır, yolculuk değil... Bir de 2001-2002 nereden çıktı, kaç yılındayız?
Fakülte Kurulu da eksik, Doç. Dr. Neşe KARS da artık Kurul'da... Rd-Tv-Sinema Bölüm Başkanı olarak...
Ayrıca "Yönetim Kadrosu" değil "Yönetim Kurulu" olacak. Yanlış yazılmış... Zaten hem Yönetim Kurulu, hem de Fakülte Kurulu yasaya uygun teşekkül etmiş değil...
Selim Eker'i de her Kurul listesinde yazmak abes... O kurul üyesi değil..
"Bir İletişim Fakültesi web sayfasında bu kadar yanlışı yapmak ancak İstanbul Üniversitesi'nde olur." dedirtmemeliyiz...
Bence bu sayfalar hemen yayınına son vermeli ve yenisi layıkıyla yapılmalı...
Burası "İletişim Fakültesi", "iletişim becerisi" demek...
Bu sayfalara ayrıca, Rektörlük el koymalı ve İstanbul Üniversitesine yaraşır bir web sayfasını İletişim Fakültesi için hayata geçirtmeli...
Hepinize güzel bir web sayfalı İletişim Fakültesi diliyorum.
Veysel Batmaz
(Daha önce vistilef e.mail grubunda Ders Programlarının güncel olmadığını belirtmiştim. Çok tekdüze, albenisi yok ve fotoğraf seçimleri sümmetedarik!)
Daha önce bulamadığımız öğretim üyelerinin adları bir de baktık ki, İDARE düğmesi altında... Yani yöneten biz; yönetilen yine biz... ! Bir Fakültede Yönetim, Fakülte Öğertim Elemanlarından ayrıdır ve sorumludur.
Ancak bu listelerde daha önce dikkatimizi çektiği gibi, yine hiç bir öğretim elemanının lisans, yüksek lisans ve doktora kurum ve yılları yazılı değil... Bu çok önemli. Bilinçli öğrenci genellikle bizim gibi fakültelerde, öğretim elemanlarının eski okullarının düşünerek de seçim yapar.
"Dışarıdan ders verenler" de güncel liste değil; o liste, en azından HİT Bölümü için değişti.
Okuldaki birimler de yasal statüleri belirtilerek tanıtıma konulmalı... Mesela benim Bölüm Başkanı olarak haberim dahi olmayan, her ne demekse, "VİRA İletişim Hizmetleri, 2002 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi bünyesinde kurulmuş bir reklam uygulama grubudur. Öğrencilere uygulama çalışmalarıyla deneyim kazandırırken, aynı zamanda Fakültemizin döner sermayesine katkıda bulunmak VİRA İletişim hizmetlerinin öncelikli amacıdır. Bunun yanında Fakültemiz ile reklam sektörü arasındaki iletişimi kuvvetlendirerek, bu alanda eğitim gören öğrencilerimize reklamcılık mesleği ile ilgili geniş bir vizyon oluşturma imkanı verecek seminer, söyleşi ve atölye çalışmaları gibi etkinlikler hedeflenir. Grupta gönüllü olarak çalışmakta olan öğrencilerin reklam alanındaki bilimsel çalışmalara katılmaları sağlanarak bilgi ve deneyimlerini arttırmak planlanır." http://www.istanbul.edu.tr/iletisim/?import=detay&kn=76
Bu tanıtımda yanlışlarla birlikte, hukuksuzluklar da var. Nasıl olur da yasal statüsünün bile belli olmadığı bir birim, Döner Sermaye gibi akçeli bir işe soyunur? Neler dönüyor bu dönerde?
Her bölümü tıkladığınızda da DUYURULAR sayfasının çıkması çok can sıkıcı...
"Hukuk Fakültesi’nin "iki numaralı dershane"sinde başlayan Gazetecilik Enstitü’sündeki yolculuk, 2001-2002 eğitim öğretim yılında Prof. Dr. Suat GEZGİN’in Dekanlığı’nda İletişim Fakültesi’nde devam etmektedir." http://www.istanbul.edu.tr/iletisim/?import=detay&kn=62
Bu cümleyi de anlayabilmiş değiliz. Yolcu muyuz, hancı mıyız? Kim Yolcu, kim hancı? Burada bilim yapılır, yolculuk değil... Bir de 2001-2002 nereden çıktı, kaç yılındayız?
Fakülte Kurulu da eksik, Doç. Dr. Neşe KARS da artık Kurul'da... Rd-Tv-Sinema Bölüm Başkanı olarak...
Ayrıca "Yönetim Kadrosu" değil "Yönetim Kurulu" olacak. Yanlış yazılmış... Zaten hem Yönetim Kurulu, hem de Fakülte Kurulu yasaya uygun teşekkül etmiş değil...
Selim Eker'i de her Kurul listesinde yazmak abes... O kurul üyesi değil..
"Bir İletişim Fakültesi web sayfasında bu kadar yanlışı yapmak ancak İstanbul Üniversitesi'nde olur." dedirtmemeliyiz...
Bence bu sayfalar hemen yayınına son vermeli ve yenisi layıkıyla yapılmalı...
Burası "İletişim Fakültesi", "iletişim becerisi" demek...
Bu sayfalara ayrıca, Rektörlük el koymalı ve İstanbul Üniversitesine yaraşır bir web sayfasını İletişim Fakültesi için hayata geçirtmeli...
Hepinize güzel bir web sayfalı İletişim Fakültesi diliyorum.
Veysel Batmaz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)