İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünden Tashih:
24.07.2007 tarihinde Hürriyet Gazetesinde yayınlanan ilanımızda yer alan ... İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü 1 adet Profesör kadrosu ... sehven ilan edildiğinden ilandan çıkartılmış olup düzeltme ... yapılmıştır.
Ayrıntısı için tıklayın: http://www.istanbul.edu.tr/duyurular/duyuru_icerik.php?789
30 Temmuz 2007
10 Temmuz 2007

MAHKEME KARARLARI ÇOĞALIYOR...
İ.Ü. İLETİŞİM FAKÜLTESİ’NDE HUKUKSUZLUK TAM ANLAMIYLA ORTAYA ÇIKIYOR...
Prof. Dr. Veysel BATMAZ, Doç. Dr. Hikmet KIRIK ve Arş. Gör. Serdar TAŞÇI’nın açtığı davada, İstanbul 3. İdare Mehkemesi, “açıkça hukuka aykırı olduğu ve telafisi güç ve imkânsız zararların oluştuğu” nedenleriyle, Prof. Dr. Suat GEZGİN’in, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün önerisi ve YÖK onayıyla, İletişim Fakültesi’ne 10 Ocak 2007 tarihinde VEKİL DEKAN olarak atanmasının 10 Nisan 2007 tarihinde, Yürütülmesinin Durdurulmasına karar vermişti. Bu karara, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ve YÖK ayrı ayrı itiraz etti. 26 Haziran 2007 tarihinde, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi itirazı red etti ve İstanbul 3. İdare Mehkemesinin kararı kesinleşti.
Bu karar, iki-üç önemli sonuç doğurmaktadır:
(1) Bundan böyle, bu kararı emsal göstererek, tüm VEKİL DEKAN atamalarının yürütülmesinin durdurulması istenebilecektir. Asil Dekan tayini hukuken imkânlı iken, kanuna karşı hile yoluyla Vekil Dekan atamak artık tarihe karıştı. Karar, yerel mahkeme kararı olduğundan henüz içtihat oluşturmuyor ancak bu konunun Danıştaya’a temyize götürülmesi durumunda, bu konu içtihada dönüşecek ve VEKİL DEKAN olmak yolu tamamıyle tıkanacak, kapanacak. Bu karar aynı zamanda, TÜBİTAK gibi üniversiter kurumları vekaletle yönetme ısrarı içinde olan AKP iktidarına da, karine yoluyla, ikâz anlamına geliyor.
(2) İkinci ve daha önemli sonuç da şu: 10 Ocak 2007 ile 16 Haziran 2007 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Vekil Dekanı Prof. Dr. Suat GEZGİN tarafından yapılan tüm idari işlem ve eylemler “keenlem yekûn”, yani “yok hükmünde”dir.
(3) Bir üçüncü sonuç var ki, daha da önemlidir. Biliyorsunuz, Prof. Dr. Suat GEZGİN, eski Rektör Kemal ALEMDAROĞLU tarafından da, 1 Aralık 2003-9 Ocak 2004 tarihleri arasında VEKİL DEKAN olarak tayin edilmişti. Bu Vekalet de, artık yok hükmündedir. Yani, Suat GEZGİN’in Asil Dekanlığı, 9 Ocak 2007’de değil, 1 Aralık 2006’da dolmuş durumdaydı. (Bu konuyu defaatle İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün yüksek dikkâtlerine sunduğumuz halde, kâale alınmadık.) Bu durumda, 1 Aralık 2003 ile 9 Ocak 2004 arasında Vekil olarak ve 1 Aralık 2006 ile 9 Ocak 2007 tarihleri arasında da Prof. Dr. Suat GEZGİN’in asil Dekan olarak yaptığı işlem ve eylemleri yok hükmündedir. Bütün bunlar, ciddi konulardır ve takip edilecektir.
Kısacası, bu tarihler arasında açılan soruşturmalar, toplanan kurullar (Yönetim Kurulu) ve kararları, HİT bölüm kurulu kararlarının tamamı YOK HÜKMÜNDEDİR.
Kıssadan hisse de şudur:
İ.Ü. İLETİŞİM FAKÜLTESİ’NDE HUKUKSUZLUK TAM ANLAMIYLA ORTAYA ÇIKIYOR...
Prof. Dr. Veysel BATMAZ, Doç. Dr. Hikmet KIRIK ve Arş. Gör. Serdar TAŞÇI’nın açtığı davada, İstanbul 3. İdare Mehkemesi, “açıkça hukuka aykırı olduğu ve telafisi güç ve imkânsız zararların oluştuğu” nedenleriyle, Prof. Dr. Suat GEZGİN’in, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün önerisi ve YÖK onayıyla, İletişim Fakültesi’ne 10 Ocak 2007 tarihinde VEKİL DEKAN olarak atanmasının 10 Nisan 2007 tarihinde, Yürütülmesinin Durdurulmasına karar vermişti. Bu karara, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ve YÖK ayrı ayrı itiraz etti. 26 Haziran 2007 tarihinde, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi itirazı red etti ve İstanbul 3. İdare Mehkemesinin kararı kesinleşti.
Bu karar, iki-üç önemli sonuç doğurmaktadır:
(1) Bundan böyle, bu kararı emsal göstererek, tüm VEKİL DEKAN atamalarının yürütülmesinin durdurulması istenebilecektir. Asil Dekan tayini hukuken imkânlı iken, kanuna karşı hile yoluyla Vekil Dekan atamak artık tarihe karıştı. Karar, yerel mahkeme kararı olduğundan henüz içtihat oluşturmuyor ancak bu konunun Danıştaya’a temyize götürülmesi durumunda, bu konu içtihada dönüşecek ve VEKİL DEKAN olmak yolu tamamıyle tıkanacak, kapanacak. Bu karar aynı zamanda, TÜBİTAK gibi üniversiter kurumları vekaletle yönetme ısrarı içinde olan AKP iktidarına da, karine yoluyla, ikâz anlamına geliyor.
(2) İkinci ve daha önemli sonuç da şu: 10 Ocak 2007 ile 16 Haziran 2007 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Vekil Dekanı Prof. Dr. Suat GEZGİN tarafından yapılan tüm idari işlem ve eylemler “keenlem yekûn”, yani “yok hükmünde”dir.
(3) Bir üçüncü sonuç var ki, daha da önemlidir. Biliyorsunuz, Prof. Dr. Suat GEZGİN, eski Rektör Kemal ALEMDAROĞLU tarafından da, 1 Aralık 2003-9 Ocak 2004 tarihleri arasında VEKİL DEKAN olarak tayin edilmişti. Bu Vekalet de, artık yok hükmündedir. Yani, Suat GEZGİN’in Asil Dekanlığı, 9 Ocak 2007’de değil, 1 Aralık 2006’da dolmuş durumdaydı. (Bu konuyu defaatle İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün yüksek dikkâtlerine sunduğumuz halde, kâale alınmadık.) Bu durumda, 1 Aralık 2003 ile 9 Ocak 2004 arasında Vekil olarak ve 1 Aralık 2006 ile 9 Ocak 2007 tarihleri arasında da Prof. Dr. Suat GEZGİN’in asil Dekan olarak yaptığı işlem ve eylemleri yok hükmündedir. Bütün bunlar, ciddi konulardır ve takip edilecektir.
Kısacası, bu tarihler arasında açılan soruşturmalar, toplanan kurullar (Yönetim Kurulu) ve kararları, HİT bölüm kurulu kararlarının tamamı YOK HÜKMÜNDEDİR.
Kıssadan hisse de şudur:
Hiç kimsenin özlük hakları ile Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde keyfî ve husumetle uğraşılamaz, oynanamaz.
Hiç kimse haksız ve hukuksuz olarak taciz edilemez.
Yaptığı işi ve görevi, Türkiye standartlarının çok üstünde, Dünya standartlarında yapan hiç kimse, eften püften nedenlerle meşgul ve işgal edilemez; onuru ile oynanamaz.
Oynanırsa, Mahkemeler gereken kararı verirler.
“Ben kimim, biliyor musun sen?” demek, sadece lâf salatasıdır.
06 Temmuz 2007
DEKANLAR YARGILANIYOR
Daha önceki haberimizin takibini yapıyoruz. Bu yargılama, soruşturmaların nasıl yapıldığına da karinedir:
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde 7 yıl önce hayatını kaybeden 2 yaşındaki Bilal Aslan’ın ölüm olayının soruşturulmasında zaman aşımına neden olarak görevlerini ihmal ettikleri iddia edilen 2’si dekan 9 öğretim görevlisinin yargılanmasına başlandı.
İstanbul 16. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanıklar İÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin, Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tankut Centel ile diğer profesörler Aydan Şirin, Emine Feryal Orhun Basık, Hasan Ünsal Erman, Mithat Zeki Dinçer ve Ömer Faruk Sönmezoğlu ile şikayetçi Mehmet Fani Aslan katıldı. Prof. Dr. Emine Feryal Orhun Basık da, olayın meydana geldiği tarihten 2 yıl 7 ay sonra soruşturma başlatıldığını, iki ayrı kurulda görev yaptığını, yoğun eğitim üyeliği ile dekanlığı sırasında son soruşturmaya ilişkin araştırmaların geciktirilmeden bitirildiğini ve zaman aşımı süresinden çok önce iki raporun tamamlanarak ibraz edildiğini kaydederek, kesinlikle suç işlemediğini savundu.
İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin hakkındaki suçlamaları reddederek, savunmasını içeren 5 sayfalık dilekçe ile yıllık izinleriyle ilgili çeşitli belgelerin fotokopilerini mahkemeye sundu. Sanıklar, duruşmadan vareste tutulmalarını talep ettiler.
ÖLÜM RAPORUNU HALA ALMADIM
Ölen Bilal Aslan’ın babası Mehmet Fani Aslan ise, çocuğunun Temmuz 2000’de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi’nde 2 ay süren tedavi sonrası öldüğünü ve defalarca fakülteye müracaat ederek ölüm raporu ve dosyayı istemesine rağmen hiç bir cevap alamadığını kaydetti. Raporu alamaması üzerine İstanbul Tabipler Odası’na başvurduğunu söyleyen Aslan, "Yine cevap alamadım. Daha sonra İstanbul 2. İdare Mahkemesi’ne başvurarak derdimi anlattım. Bugüne gelindi, ben hala çocuğumun ölüm raporunu almış değilim. Bu işlerde kusuru ve ihmali bulunanların cezalandırılmasını istiyorum. Bana verilen tıbbi konulardaki bilgileri de kabul etmiyorum" diye konuştu. Aslan’ın avukatı Abdülhalim Yılmaz da, Aslan’ın oğlunun ölümünün üzerinden 7 yıl geçtiğini ve Danıştay’ın kararıyla açtıkları bu davada fakülte ile idare mahkemesinden alınmış bir cevabın söz konusu olmadığını kaydetti. Mahkeme, sanıkların tamamının öğretim üyeliği yapmaları ve zaman zaman idari görevlerde bulunmaları sebebiyle duruşmalardan vareste tutulmalarına karar vererek duruşmayı erteledi.
OLAYIN GEÇMİŞİ
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne 2 Temmuz 2000 tarihinde kızamık ve bronkopnömoni ön tanısıyla yatırılan 2 yaşındaki Bilal Aslan, bir süre tedavi gördükten sonra 31 Ağustos 2000 tarihinde ölmüştü. Ölümden sonra "doktorların ihmali olduğunu" iddia eden Bilal Aslan’ın babası Mehmet Fani Aslan’ın 10 Mart 2003 tarihinde suç duyurusunda bulunduğu Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı, Yüksek Öğretim Kurumu’nun "Öğretim üyelerini üniversite bünyesinde oluşturulacak kurulun soruşturmasını" düzenleyen . maddesi uyarınca "görevsizlik" kararı vererek, dosyayı İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne göndermişti. Üniversite bünyesindeki kurul, soruşturma sırasında düzenlenen fezleke uyarınca 9 Ocak 2004’de ilgililer hakkında "yargılamaya yer olmadığına" karar vermişti. Kurul kararını resen inceleyen Danıştay 2. Dairesi, gerçek sorumlular tespit edilmeden fezleke düzenlendiği ve olayın açığa kavuşması için uzman hekimlerce bilirkişi incelemesi yaptırılmasının zorunlu olduğu" gerekçesiyle kurul kararını 9 Nisan 2004’te bozmuştu. Bir süre sonra dosyanın 3. kez gönderildiği üniversite soruşturma kurulunun "yargılamalarına yer olmadığı" yönünde yeniden verdiği kararı inceleyen Danıştay 1. Ceza Dairesi, eski TCK’nın 455. maddesinde tanımlanan "dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme neden olmak" suçundan 5 yıllık zaman aşımı süresinin 31 Ağustos 2005 tarihinde dolduğu gerekçesiyle "yargılamaya yer olmadığı" kararını bozdu. YARGI YOLUNUN AÇILMASI Daire, yargılama yolunu da açarak söz konusu kurulun başkanı Prof. Dr. Aydan Şirin, üyeler Ömer Faruk Sönmezoğlu, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin, Prof. Dr. Emine Feryal Orhun Basık, Prof. Dr. Öznur Bülend Seçkin, Prof. Dr. Dinçer Gülen, Prof. Dr. Hasan Ünsal Erman, Prof. Dr. Mithat Zeki Dinçer ve Prof. Dr. Tankut Centel hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar vermişti. Devam eden süreçte bu kişiler hakkında ölüm olayının soruşturulmasında "zaman aşımına neden oldukları" iddiasıyla "görevi ihmal" suçundan 1 yıl ile 3 yıl arasında hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.
(AA , 4 Temmuz 2007 Çarşamba)
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde 7 yıl önce hayatını kaybeden 2 yaşındaki Bilal Aslan’ın ölüm olayının soruşturulmasında zaman aşımına neden olarak görevlerini ihmal ettikleri iddia edilen 2’si dekan 9 öğretim görevlisinin yargılanmasına başlandı.
İstanbul 16. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanıklar İÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin, Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tankut Centel ile diğer profesörler Aydan Şirin, Emine Feryal Orhun Basık, Hasan Ünsal Erman, Mithat Zeki Dinçer ve Ömer Faruk Sönmezoğlu ile şikayetçi Mehmet Fani Aslan katıldı. Prof. Dr. Emine Feryal Orhun Basık da, olayın meydana geldiği tarihten 2 yıl 7 ay sonra soruşturma başlatıldığını, iki ayrı kurulda görev yaptığını, yoğun eğitim üyeliği ile dekanlığı sırasında son soruşturmaya ilişkin araştırmaların geciktirilmeden bitirildiğini ve zaman aşımı süresinden çok önce iki raporun tamamlanarak ibraz edildiğini kaydederek, kesinlikle suç işlemediğini savundu.
İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin hakkındaki suçlamaları reddederek, savunmasını içeren 5 sayfalık dilekçe ile yıllık izinleriyle ilgili çeşitli belgelerin fotokopilerini mahkemeye sundu. Sanıklar, duruşmadan vareste tutulmalarını talep ettiler.
ÖLÜM RAPORUNU HALA ALMADIM
Ölen Bilal Aslan’ın babası Mehmet Fani Aslan ise, çocuğunun Temmuz 2000’de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi’nde 2 ay süren tedavi sonrası öldüğünü ve defalarca fakülteye müracaat ederek ölüm raporu ve dosyayı istemesine rağmen hiç bir cevap alamadığını kaydetti. Raporu alamaması üzerine İstanbul Tabipler Odası’na başvurduğunu söyleyen Aslan, "Yine cevap alamadım. Daha sonra İstanbul 2. İdare Mahkemesi’ne başvurarak derdimi anlattım. Bugüne gelindi, ben hala çocuğumun ölüm raporunu almış değilim. Bu işlerde kusuru ve ihmali bulunanların cezalandırılmasını istiyorum. Bana verilen tıbbi konulardaki bilgileri de kabul etmiyorum" diye konuştu. Aslan’ın avukatı Abdülhalim Yılmaz da, Aslan’ın oğlunun ölümünün üzerinden 7 yıl geçtiğini ve Danıştay’ın kararıyla açtıkları bu davada fakülte ile idare mahkemesinden alınmış bir cevabın söz konusu olmadığını kaydetti. Mahkeme, sanıkların tamamının öğretim üyeliği yapmaları ve zaman zaman idari görevlerde bulunmaları sebebiyle duruşmalardan vareste tutulmalarına karar vererek duruşmayı erteledi.
OLAYIN GEÇMİŞİ
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne 2 Temmuz 2000 tarihinde kızamık ve bronkopnömoni ön tanısıyla yatırılan 2 yaşındaki Bilal Aslan, bir süre tedavi gördükten sonra 31 Ağustos 2000 tarihinde ölmüştü. Ölümden sonra "doktorların ihmali olduğunu" iddia eden Bilal Aslan’ın babası Mehmet Fani Aslan’ın 10 Mart 2003 tarihinde suç duyurusunda bulunduğu Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı, Yüksek Öğretim Kurumu’nun "Öğretim üyelerini üniversite bünyesinde oluşturulacak kurulun soruşturmasını" düzenleyen . maddesi uyarınca "görevsizlik" kararı vererek, dosyayı İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne göndermişti. Üniversite bünyesindeki kurul, soruşturma sırasında düzenlenen fezleke uyarınca 9 Ocak 2004’de ilgililer hakkında "yargılamaya yer olmadığına" karar vermişti. Kurul kararını resen inceleyen Danıştay 2. Dairesi, gerçek sorumlular tespit edilmeden fezleke düzenlendiği ve olayın açığa kavuşması için uzman hekimlerce bilirkişi incelemesi yaptırılmasının zorunlu olduğu" gerekçesiyle kurul kararını 9 Nisan 2004’te bozmuştu. Bir süre sonra dosyanın 3. kez gönderildiği üniversite soruşturma kurulunun "yargılamalarına yer olmadığı" yönünde yeniden verdiği kararı inceleyen Danıştay 1. Ceza Dairesi, eski TCK’nın 455. maddesinde tanımlanan "dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme neden olmak" suçundan 5 yıllık zaman aşımı süresinin 31 Ağustos 2005 tarihinde dolduğu gerekçesiyle "yargılamaya yer olmadığı" kararını bozdu. YARGI YOLUNUN AÇILMASI Daire, yargılama yolunu da açarak söz konusu kurulun başkanı Prof. Dr. Aydan Şirin, üyeler Ömer Faruk Sönmezoğlu, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin, Prof. Dr. Emine Feryal Orhun Basık, Prof. Dr. Öznur Bülend Seçkin, Prof. Dr. Dinçer Gülen, Prof. Dr. Hasan Ünsal Erman, Prof. Dr. Mithat Zeki Dinçer ve Prof. Dr. Tankut Centel hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar vermişti. Devam eden süreçte bu kişiler hakkında ölüm olayının soruşturulmasında "zaman aşımına neden oldukları" iddiasıyla "görevi ihmal" suçundan 1 yıl ile 3 yıl arasında hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.
(AA , 4 Temmuz 2007 Çarşamba)
01 Temmuz 2007
YENİ DEKAN YARGILANIYOR... HEM DE SORUŞTURMAYI SAVSAKLAMAK ve GÖREVİ İHMALDEN...
SORUŞTURMAYI BİLEREK ZAMANAŞIMINA UĞRATTILAR...İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 6 yıl önce iki yaşındaki Bilal Aslan'ın ölüm nedenini gösteren raporun ailesine verilmemesi ve dosyanın zamanaşımına uğraması üzerine 4 dekan ve 5 öğretim üyesine dava açıldı.
İstanbul Üniversitesi'nde 4 dekan ve 6 öğretim üyesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 6 yıl önce kızamık tedavisi için kaldırılan iki yaşındaki Bilal Aslan'ın ölüm nedenini gösteren raporun ailesine verilmemesi ve dosyanın zamanaşımına uğraması nedeniyle mahkemeye çağrıldı.
Danıştay'ın, "soruşturma kurullarının hatası nedeniyle dava zaman aşımına uğradı" kararı üzerine soruşturma başlatan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bu kurullarda görev yapan Hukuk Fakültesi Dekanı Tankut Centel, Siyasal Bilgiler Fakültesi eski Dekanı Faruk Sönmezoğlu, İletişim Fakültesi yeni Dekanı Suat Gezgin, İktisat Fakültesi eski Dekanı Mithat Zeki Dinçer, ile öğretim üyeleri Aydan Şirin, Feryal Orhan Basık, Öznur Bülend Seçkin, Dinçer Gülen ve Hasan Erman'a 3 Temmuz 2007'de İstanbul 16. Asliye Ceza Mahkemesi'nde hazır bulunmamaları halinde zorla getirtilecekleri uyarısında bulundu.
Öğretim üyeleri, "suçu zamanaşımına uğratmak suretiyle görevi ihmal"den 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacaklar.
(Kaynak : YENİ ŞAFAK)
25 Haziran 2007
İŞTE HUKUK:

ESKİ DEKAN SUAT GEZGİN ve ARKADAŞLARINA BİR MAHKEME KARARI DAHA:
“İFTİRA” DAVASINA TAKİPSİZLİK KARARI...
17 Mart 2006 tarihinde, yani bundan bir yıl üç ay önce, Eski Dekan Prof. Dr. Suat GEZGİN ve arkadaşları (Fak. Sek. Selim Eker, Doç. Arzu Kihtir, Doç. Aydemir Okay, Dr. Candan Çelik, Dr. Ceyhan Kandemir, Dr. Ergün Yolcu, Doç. Murat Özgen), Prof. Dr. Veysel BATMAZ ve Arş. Gör. Serdar TAŞÇI aleyhine, kendilerine “iftira” attıkları nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulundular.
“İftira” iddiasına konu olan fiil, Serdar TAŞÇI’nın Cumhurbaşkanlığı da dahil olmak üzere, YÖK ve İstanbul Üniversitesi’ne gönderdiği mezkur kişiler aleyhine ihbar ve şikayet dilekçeleri ve dosyası idi. (Bu dosyayı Vistilef gelecek günlerde parça parça yayınlayacak.) Bu dosya üzerine Cumhurbaşkanlığı, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne resmi yazı ile soruşturma açılması emri vermişti. Bu dosyadaki iddiaların kendilerine karşı “iftira” olduğunun iddia eden Suat GEZGİN ve arkadaşları, yani yukarıda listesi bulunan arkadaşlar, Serdar TAÇŞI’nın “iftira atan”, Veysel BATMAZ’ın ise “azmettirici” olarak yargılanması talebinde bulundular.
Bilmiyorlardı ki, ihbar ve şikâyet, Anayasal olarak hukuk içinde bir haktır ve “iftira” suçu fiili oluşturmaz. Ancak, eğer şikayete konu fiiller haksız isnatsa, bu konuda tazminat yolu açıktır. Bilhassa hukuk bilgisi, herkese lazımdır. Ama ayrıca başka bilgiler de gerekli: Kamu yönetimi, siyaset, iletişim ve sokak! [popüler kültür, dağ ve ova...].
T.C. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2006/43203 sayılı hazırlık soruşturmasında, 09 Nisan 2007 tarihinde 2007/4430 karar sayılı verdiği karar ile söz konusu şikayetin kovuşturulmasına yer olmadığına, yani “takipsizliğine” karar verdi. Özetle, Türk Yargısına göre, Serdar TAŞÇI “iftira” atmamış; Veysel BATMAZ da “iftiraya” azmettirmemişti.
T.C. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bu tarihî kararının sonuç bölümüne bir göz atalım:
“Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 1994/348 karar sayılı ilamında belirtildiği gibi, Anayasanın 36 ve 74. maddelerinde düzenlenen şikayet ve ihbar hakkı, hakkın kullanılması nedeniyle hukuka uygunluk halidir. Ancak bu hakkı doğuran nedenin koyduğu sınırlar içinde kallanılmalıdır. İhbar ve şikayet yetkili makamlara yapılmadan önce veya yapıldıktan sonra, hatta böyle bir başvuru olmaksızın dahi, durumun araştırılması ve şüphelenildiğinin söylenmesi arasında fark yoktur. Failin mağdura yüklenen eylemi işlemediği kesin olarak bildiği kanıtlanmadıkça, hakkı doğuran sınırın aşıldığı kabul edilemez. Bu esasa göre, şüpheli Serdar Taşçı’nın suç ihbarında belirttiği hususların İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü son soruşturma raporu değerlendirme ve görüşbölümünde yer aldığı ancak sonuca bağlanmadığı Danıştay 1. Dairesi tarafından bu hususların eleştirildiği belirlenmekle, ihbara konu olan suçlamaların tartışılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Buna göre şüpheli Serdar Taşçı’nın Dekan Suat Gezgin’e yüklediği eylemleri işlemediğini kesin olarak bildiği ispatlanamamıştır. Bu sebeple şikayet hakkını doğuran nedenin koyduğu sınırın aşıldığı kabul edilemez. Hakkın kullanılması sebebi ile hukuka uygun hale gelen suçlamaya konu şikayette atılı suçun yasal unsurları bu gerekçe ile oluşmamıştır. Belirtilen nedenle diğer şüpheli Mehmet Veysel Batmaz’ın azmettirme yolu ile atılı suça katılıp katılmadığı sonucu etkilemediğinden ayrıca irdelenmemiştir. Bu nedenle atılı suç için kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA (...) karar verildi.”
Bu karar İletişim Fakültesi açısından bir başka tarihî “olguya” dikkat çekmiştir:
Karara göre, Serdar TAŞÇI’nın yukarıda adı geçenler hakkında yaptığı suç duyuruları incelenmelidir, çünkü, Rektörlük soruşturması “sonuca bağlanmamıştır” ve TAŞÇI’nın suç duyurusu yapması nedeniyle suç işlemiş olması ve iftira atmış olması hukuka aykırıdır. Dolayısıyla, Veysel BATMAZ da, herhangi bir iftira veya suç fiilini azmettirmemiştir.
Bu açıkça şu demektir: Suat GEZGİN ve arkadaşları, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde huzuru bozmaktadır. Öğretim Üyeliğini ve yardımcılığını herkesden daha iyi yapanları, hakszı ve mesnetsiz olarak taciz etmekte ve onların aleyhine hukuka aykırı olarak dava açmaktadırlar.
Daha da fazlasıyla, kararda, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünü ilgilendiren çok daha önemli bir başka boyut vardır:
Takipsizlik kararında şu satırlara yer verilmekle İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün, Prof. Dr. Suat GEZGİN ile ilgili önemli sonuçlara ve görevi kötüye kullanma suçlarını saptadığı bir soruşturmayı, geçiştirdiği, “sonuca bağlamadığı,” Türk Yargısı önünde hüküm altına alınmıştır:
“[İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Prof. Dr. Suat GEZGİN hakkında LUZUM-U MAHKEME kararı vermiştir.] Verilen bu kararı, yakınıcı Suat Gezgin tarafından Danıştay 1. Dairesine itiraz yoluyla götürüldüğü, 1. Dairenin 2006/1329 sayılı kararında yukarıdaki suçlamalar ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü raporunun sonuç bölümü tespit edildikten sonra, son soruşturmanın açılması kararının sonuç kısmında, Bilgi Edinme Hakkı Kanununa aykırı davranma dışında kalan eylemlerin gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmedi ise hangi sonuç ve bilgiye dayandığı ve suç oluşturup oluşturmadığının kanaat verici nitelikte ortaya konulmadığı anlaşılmaktadır dendikten sonra Bilgi Edinme Hakkı Kanununa aykırılıktan soruşturma açılmasına ilişkin kararın istenilen bilgilerin tam olarak anlaşılamaması bir kısmının şikayetçiyi doğrudan ilgilendirmeyen kurum içi uygulamalara ilişkin bulunması gerekçeleri ile itiraz kabul edilerek men-i mahkeme kararı verilmiştir. (...) İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün, Prof. Dr.Suat GEZGİN hakkında görevi kötüye kullanma kapsamındaki eylemleri için verdiği Son soruşturmanın açılması kararının Raporunda, genel anlamda görevi kötüye kullanmak kapsamındaki eylemlerin varlığından bahsedildiği ancak Danıştay 1. Dairesinin kararında eleştirildiği gibi sonuca bağlanmadığı kesindir.”
Bu tarihî kararın özeti şudur: İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, Prof. Dr. Suat GEZGİN hakkında yeterli ve layıkiyle bir soruşturma yapmış dahi olsa, [eski] Dekan Prof. Dr. Suat GEZGİN’in görevi kötüye kullanmakla ilgili olarak saptadığı suç unsurları hakkında “açık” ve “sonuç verici” bir karar vermemiştir. Bu nedenle suçlu bulduğu Prof. GEZGİN’in, âdeta, Danıştay tarafından LUZUM’U MAHKEME kararına itirazının kabul edilmesine olanak sağlamıştır.
“İFTİRA” DAVASINA TAKİPSİZLİK KARARI...
17 Mart 2006 tarihinde, yani bundan bir yıl üç ay önce, Eski Dekan Prof. Dr. Suat GEZGİN ve arkadaşları (Fak. Sek. Selim Eker, Doç. Arzu Kihtir, Doç. Aydemir Okay, Dr. Candan Çelik, Dr. Ceyhan Kandemir, Dr. Ergün Yolcu, Doç. Murat Özgen), Prof. Dr. Veysel BATMAZ ve Arş. Gör. Serdar TAŞÇI aleyhine, kendilerine “iftira” attıkları nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulundular.
“İftira” iddiasına konu olan fiil, Serdar TAŞÇI’nın Cumhurbaşkanlığı da dahil olmak üzere, YÖK ve İstanbul Üniversitesi’ne gönderdiği mezkur kişiler aleyhine ihbar ve şikayet dilekçeleri ve dosyası idi. (Bu dosyayı Vistilef gelecek günlerde parça parça yayınlayacak.) Bu dosya üzerine Cumhurbaşkanlığı, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne resmi yazı ile soruşturma açılması emri vermişti. Bu dosyadaki iddiaların kendilerine karşı “iftira” olduğunun iddia eden Suat GEZGİN ve arkadaşları, yani yukarıda listesi bulunan arkadaşlar, Serdar TAÇŞI’nın “iftira atan”, Veysel BATMAZ’ın ise “azmettirici” olarak yargılanması talebinde bulundular.
Bilmiyorlardı ki, ihbar ve şikâyet, Anayasal olarak hukuk içinde bir haktır ve “iftira” suçu fiili oluşturmaz. Ancak, eğer şikayete konu fiiller haksız isnatsa, bu konuda tazminat yolu açıktır. Bilhassa hukuk bilgisi, herkese lazımdır. Ama ayrıca başka bilgiler de gerekli: Kamu yönetimi, siyaset, iletişim ve sokak! [popüler kültür, dağ ve ova...].
T.C. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2006/43203 sayılı hazırlık soruşturmasında, 09 Nisan 2007 tarihinde 2007/4430 karar sayılı verdiği karar ile söz konusu şikayetin kovuşturulmasına yer olmadığına, yani “takipsizliğine” karar verdi. Özetle, Türk Yargısına göre, Serdar TAŞÇI “iftira” atmamış; Veysel BATMAZ da “iftiraya” azmettirmemişti.
T.C. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bu tarihî kararının sonuç bölümüne bir göz atalım:
“Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 1994/348 karar sayılı ilamında belirtildiği gibi, Anayasanın 36 ve 74. maddelerinde düzenlenen şikayet ve ihbar hakkı, hakkın kullanılması nedeniyle hukuka uygunluk halidir. Ancak bu hakkı doğuran nedenin koyduğu sınırlar içinde kallanılmalıdır. İhbar ve şikayet yetkili makamlara yapılmadan önce veya yapıldıktan sonra, hatta böyle bir başvuru olmaksızın dahi, durumun araştırılması ve şüphelenildiğinin söylenmesi arasında fark yoktur. Failin mağdura yüklenen eylemi işlemediği kesin olarak bildiği kanıtlanmadıkça, hakkı doğuran sınırın aşıldığı kabul edilemez. Bu esasa göre, şüpheli Serdar Taşçı’nın suç ihbarında belirttiği hususların İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü son soruşturma raporu değerlendirme ve görüşbölümünde yer aldığı ancak sonuca bağlanmadığı Danıştay 1. Dairesi tarafından bu hususların eleştirildiği belirlenmekle, ihbara konu olan suçlamaların tartışılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Buna göre şüpheli Serdar Taşçı’nın Dekan Suat Gezgin’e yüklediği eylemleri işlemediğini kesin olarak bildiği ispatlanamamıştır. Bu sebeple şikayet hakkını doğuran nedenin koyduğu sınırın aşıldığı kabul edilemez. Hakkın kullanılması sebebi ile hukuka uygun hale gelen suçlamaya konu şikayette atılı suçun yasal unsurları bu gerekçe ile oluşmamıştır. Belirtilen nedenle diğer şüpheli Mehmet Veysel Batmaz’ın azmettirme yolu ile atılı suça katılıp katılmadığı sonucu etkilemediğinden ayrıca irdelenmemiştir. Bu nedenle atılı suç için kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA (...) karar verildi.”
Bu karar İletişim Fakültesi açısından bir başka tarihî “olguya” dikkat çekmiştir:
Karara göre, Serdar TAŞÇI’nın yukarıda adı geçenler hakkında yaptığı suç duyuruları incelenmelidir, çünkü, Rektörlük soruşturması “sonuca bağlanmamıştır” ve TAŞÇI’nın suç duyurusu yapması nedeniyle suç işlemiş olması ve iftira atmış olması hukuka aykırıdır. Dolayısıyla, Veysel BATMAZ da, herhangi bir iftira veya suç fiilini azmettirmemiştir.
Bu açıkça şu demektir: Suat GEZGİN ve arkadaşları, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde huzuru bozmaktadır. Öğretim Üyeliğini ve yardımcılığını herkesden daha iyi yapanları, hakszı ve mesnetsiz olarak taciz etmekte ve onların aleyhine hukuka aykırı olarak dava açmaktadırlar.
Daha da fazlasıyla, kararda, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünü ilgilendiren çok daha önemli bir başka boyut vardır:
Takipsizlik kararında şu satırlara yer verilmekle İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün, Prof. Dr. Suat GEZGİN ile ilgili önemli sonuçlara ve görevi kötüye kullanma suçlarını saptadığı bir soruşturmayı, geçiştirdiği, “sonuca bağlamadığı,” Türk Yargısı önünde hüküm altına alınmıştır:
“[İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Prof. Dr. Suat GEZGİN hakkında LUZUM-U MAHKEME kararı vermiştir.] Verilen bu kararı, yakınıcı Suat Gezgin tarafından Danıştay 1. Dairesine itiraz yoluyla götürüldüğü, 1. Dairenin 2006/1329 sayılı kararında yukarıdaki suçlamalar ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü raporunun sonuç bölümü tespit edildikten sonra, son soruşturmanın açılması kararının sonuç kısmında, Bilgi Edinme Hakkı Kanununa aykırı davranma dışında kalan eylemlerin gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmedi ise hangi sonuç ve bilgiye dayandığı ve suç oluşturup oluşturmadığının kanaat verici nitelikte ortaya konulmadığı anlaşılmaktadır dendikten sonra Bilgi Edinme Hakkı Kanununa aykırılıktan soruşturma açılmasına ilişkin kararın istenilen bilgilerin tam olarak anlaşılamaması bir kısmının şikayetçiyi doğrudan ilgilendirmeyen kurum içi uygulamalara ilişkin bulunması gerekçeleri ile itiraz kabul edilerek men-i mahkeme kararı verilmiştir. (...) İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün, Prof. Dr.Suat GEZGİN hakkında görevi kötüye kullanma kapsamındaki eylemleri için verdiği Son soruşturmanın açılması kararının Raporunda, genel anlamda görevi kötüye kullanmak kapsamındaki eylemlerin varlığından bahsedildiği ancak Danıştay 1. Dairesinin kararında eleştirildiği gibi sonuca bağlanmadığı kesindir.”
Bu tarihî kararın özeti şudur: İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, Prof. Dr. Suat GEZGİN hakkında yeterli ve layıkiyle bir soruşturma yapmış dahi olsa, [eski] Dekan Prof. Dr. Suat GEZGİN’in görevi kötüye kullanmakla ilgili olarak saptadığı suç unsurları hakkında “açık” ve “sonuç verici” bir karar vermemiştir. Bu nedenle suçlu bulduğu Prof. GEZGİN’in, âdeta, Danıştay tarafından LUZUM’U MAHKEME kararına itirazının kabul edilmesine olanak sağlamıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)