Add to Flipboard Magazine.

27 Şubat 2008

İLETİŞİM FAKÜLTELERİNE SORU: MEDYA YOLUYLA MESAJ NEYİ GÖSTERİR?

YAVUZ DONAT MI TAYYİP ERDOĞAN'A YAKIN, FEHMİ KORU MU?

İki yazı önce Yavuz Donat yazmıştı, şimdi Fehmi Koru yazıyor: "Bir kısım üniversite yönetimlerinin, bazı siyasilerin, adı duyulmuş bazı medya mensuplarının 'türban' konusuna yaklaşımlarını doğrudan 'locasal ilişkilere' bağlayan bir dostum var, biliyorsunuz. Ona göre, türban konusunda bir tek direnç odağı bulunuyor: Localar... Şimdilerde sesleri yüksek çıkanların çoğu 'birader', o dostuma göre...Birkaç gündür internette dolaşan, sonunda 'You Tube' sitesine görüntülü olarak düşen 'önemli birinin konuşması' için, "Locada yapılan bir konuşma, birisi kaydetmiş" dedi o dostum. Haftalık toplantılardan birinde yapılmış o konuşma. İçinde pek çok önemli ifşaat da yer alıyor, ama "CHP'nin Anayasa Mahkemesi başvurusunu biz hazırladık" diyen bölümü bayağı göz açıcıydı.Ben o dostumun saplantılarından hayli uzağım elbette; her olayı tek bir sebebe bağlamak bana fazla makul gelmiyor çünkü... Direnen rektörler belki de hukuk bilgisinden mahrumlar. Bizde bünyesinde Tıp Fakültesi bulunan üniversitelerin rektörleri genellikle tıp doktoru oluyor. En kalabalık öğretim üyesi tıp fakültelerinde çünkü ve doktorlar arası dayanışma diğer meslek erbabının aralarındaki dayanışmadan çok daha güçlü. Hayatını hastalara vakfetmiş bir öğretim üyesinin hukuk konusunda bilgi sahibi olması beklenmemeli.Doktor, hele bir de cerrahsa, daha keskin çözümden yana olabiliyor..."

Fehmi Koru, YeniŞafak, 27.02.2008

TÜRBANI BAŞIMIZA BELA EDEN LAİKÇİ ALEMDAROĞLU'NUN "İKNA ODALARI" BU KEZ REKTÖRLER İÇİN KURULUYOR....

"... Anadolu’da sorun yok ama büyük kentlerdeki üniversitelerde sorun yaşandı. Bizim genelgemize uymayan rektörleri Ankara’ya çağıracağım. Hukukçularımızla onları bir araya getireceğim. Onları ikna etmeye çalışacağım. Buna rağmen bu sürecin sonunda yine bizim genelgemize uyulmazsa hukuki yollara başvururum."

Prof. Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN
YÖK Başkanı

Vistilef'in Notu: Sayın YÖK Başkanını destekliyoruz. Gün olur, devran döner... Türban'a karşıyız; türbanlı öğrencinin yüksek eğitim hakkından yanayız... Türbanı yasaklayarak başımıza bela eden 12 Eylül artığı laikçi eski Rektör Dr. Alemdaroğlu'nun bir zamanlar türbanlı öğrenciler için İstanbul Üniversitesi'nde kurduğu ikna odaları şimdi rektörler için kuruluyor. Herkes ne yapacağını kırk kere düşünmeli... Rektörler dahil, herkes...

26 Şubat 2008

REKTÖR DE VİSTİLEF'İ DESTEKLİYOR: TIP FAKÜLTELERİ ÜNİVERSİTE DIŞINA ÇIKARTILSIN

Türban tartışmalarında bir rektör var ki, Başbakan Erdoğan'ı tam anlamıyla şok etti. Erdoğan onun bir dediğini iki etmemişti. Şimdi ise Rektör Erdoğan'a karşı: Rektörü Yavuz Donat yazdı...

Rektör ve Başbakan Yavuz Donat/Sabah

İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak'a sorduk:
- Başbakan'la tanışıklığınız?.. İlişkileriniz?
"Çok eski" diye söze başladı.
"Abi kardeş ilişkisi" diye devam etti. Ve ekledi:
- Tıp Fakültesi'nin dekanı iken en büyük desteği kimden gördüm, biliyor musunuz?
- Kimden?
- Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan' dan.
Gün gelmiş, devir değişmiş.
Tayyip bey "Başbakan" olmuş. Mesut Hoca da "rektör."
- Eeee hocam... Devir değişince, ilişkinin, dostluğun rengi de değişti mi?
- Hayııır."
Başbakan Erdoğan sormuş:
- Hocam bir şey lazım mı?
Prof. Parlak:
- Tıp Fakültesi için yer lazım. Başbakan "hemen ilgileneceğim" demiş. Ve "Olimpiyat Stadı'nın oralarda" 1.500 dönüm bir arsa tahsis etmiş.

Mesut Hoca konuyu "Tıp Fakültesi Akademik Kurulu'na" götürmüş. Konuşulmuş ve sonunda oylamaya geçilmiş. Karar:
- Ret!.. İstemiyoruz.
Prof. Dr. Mesut Parlak:
- Demokrasiye inanıyorum, oylama yaptırdım... Yüz kişiden 95' i karşı çıktı. Büyük fırsat kaçtı. Keşke ret kararını imzalamasaydım. Pişmanım. Tıp Fakültesi'ni, Diş Hekimliği'ni, Eczacılık'ı oraya taşıyacaktık... Tıp Üniversitesi gibi bir oluşum söz konusuydu. Arkadaşlar "uzak" dediler... Bir daha böyle bir fırsat yakalanmaz.
"Bütün bu ayrıntıları" yazmamızın nedeni: Başbakan ile İstanbul Üniversitesi Rektörü'nün "diyalogu, kişisel ilişkisi" mükemmel ötesi.

Söz Prof. Mesut Parlak'ta:
Meclis "Anayasa'yı değiştirdi."
Çankaya "imzayı bastı."
CHP "Anayasa Mahkemesi'ne gideceğim" dedi. YÖK Başkanı "bu iş tamam" diye genelge yayınladı. Bazı rektörler "hayır, tamam değil" diye karşı çıktı. (İstanbul Üniversitesi Rektörü de bunlar arasında.)

"Hocam" dedik:
- Şimdi ne olacak?.. Pirincin taşını kim ayıklayacak?
İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak "aldı sazı eline."
"Neler söyledi" dinleyelim:
- Türban işi kendi haline bırakılsaydı, sistem kendi içinde çözerdi.
- Becerilemedi... Beceremedik... Beceremediler.
- Bu büyük ulus neleri çözdü... Hiç yoktan varolan ulus, kendi içinde uzlaşır, hallederdi.
- Birtakım insanlar bu işten geçindiler... İki taraf da geçindi... Biri oraya çekti geçindi, biri buraya çekti geçindi.

17 Krizi

Konuyu" neden bir başka rektörle değil de "İstanbul Üniversitesi Rektörü'yle" konuştuk?
Prof. Parlak'ın söylemiyle:
- İstanbul Üniversitesi bir "tarih."
- Bir "kale."

Prof. Mesut Parlak:
- Ne zaman TV'lerde üniversitelerle ilgili bir haber yayınlansa, bir program yapılsa, mutlaka bizim üniversitenin kapısı ekrana getirilir.

Mesut Hoca her zaman morallidir, neşelidir.
Dün biraz "bozuk" gördük.
- Hocam canınızı sıkan nedir?
Başladı anlatmaya:
- Yazık ettik, yüce İslam'ı siyaset malzemesi haline getirdik.
- 1950'den başlayarak herkes dini kullandı... Rahmetli Bülent Ecevit de dahil.
- Tarihi de coğrafyayı da yanlış okuttuk.
- İslam'ı, yetişmiş din bilginlerinin eline bırakmadık.
- Ne acıdır ki sınır ötesinde büyük bir askeri harekatın yürütüldüğü dönemde, üniversite içinde bu sorunlar yaşanıyor.

Prof. Dr. Mesut Parlak:
- YÖK Başkanı tamim yayınlıyor... Anayasa değişti, tamam diyor... Ne tamam?.. Bu iş sadece Anayasa değişikliğiyle olmaz... 17'nci madde değişmeden bir şey yapılamaz.

Yavuz Donat/Sabah

Vistilef'in Notu: Sadece Erdoğan değil, çok kişi aynı durumda... Her desteğe köstek...

24 Şubat 2008

TÜRBAN TÜRBÜLANSINDA SONDAN BİR ÖNCEKİ VİRAJ...

YÖK türban görüşünü 25 Şubat 2008’de açıklayacak...
“Başörtüsüne evet, türbana hayır” diyen İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ne yapacak?
Çözüm, Vistilef’in çözümüdür: (1) Türbanlı öğrenciye üniversite serbestisi; (2) devletin alanlarında tam bir tesettür yasağı ve (3) tıp fakültelerinin üniversite dışına çıkartılarak, (4) bölümlere ita amirliği ve tüzel kişilik verilmesi. Siyasetçiler de, rektörler de bu çözüme doğru hızla ilerliyorlar... Vistilef varsa; gerisi, gericisi, laikçisi teferruattır...

23 Şubat 2008

ÇÜŞŞŞŞŞŞŞŞ....

TÜRKİYE'DE, İKİ TIP öĞRENCİSİNE BİR HOCA!

Plansızlık ve koordinasyon eksikliğinin üniversitelerin karakteristik bir özelliği olduğu, DPT-Üniversiteler Özel İhtisas Komisyonu raporunun muhtelif yerlerinde ortaya çıktı:

Örneğin, tıp fakültelerinde 1,8 (bir virgül sekiz) öğrenciye bir öğretim elemanı düşmekte iken; iktisat ve işletme gibi fakültelerde bu öğrenci sayısı büyük rakamlara ulaşıyor, hatta iktisat fakülteleri için söz konusu rakam Açıköğretim Fakültesini de geçiyor. Raporda, hesap kitap bilmezlikle ilgili şu rakamlar veriliyor:

"Okulöncesi öğretmenliği alanlarında bir öğretim üyesine 477, beden eğitimi ve spor öğretmenliği alanında 149, yabancı dil öğretmenliği alanında 106 öğrenci düşerken, inşaat mühendisliğinde 38, malzeme-metalurji mühendisliği alanında 24 öğrenci düşmektedir. Yapılacak planlamada gereksinim duyulan alanları belirlemek gerektiği açıkça gözlenmektedir. Buna karşılık bazı ülkelerdeki tüm öğretim elemanlarının tüm öğrencilere göre oranı 26,1'dir. Japonya'da 10, İsviçre'de 12, ABD ve İngiltere'de 14, Yunanistan'da 16, İspanya'da 17, İrlanda'da 19, Portekiz'de 20, Fransa'da 25 öğrenci düşmektedir." (Kaynak: DPT, Üniversiteler Özel İhtisas Komisyonu Raporu)

İşte haber: DPT, üniversitelerin façasını bozdu

Devlet Planlama Teşkilatı, asıl işlerini bırakıp ideoloji bezirganlığına soyunan rektörlere adeta "üniversite dersi" verdi. DPT'nin hazırladığı "Yükseköğretim Özel İhtisas Komisyonu Raporu"nda üniversite rektörlerinin nasıl başarısız oldukları çarpıcı rakam ve tespitlerle ortaya konuyor.

Detayları için linki tıklayın: http://www.habervaktim.com/haber1.php?id=10120

22 Şubat 2008

2A1'e hukuk dersi...

Ali Atıf Bir'e 'yazı' cezası
Hürriyet'teyken yazdığı "Alaturka Liberalizm" başlıklı yazı 2A1'e pahalıya patladı.

Hürriyet'teyken yazdığı "Alaturka Liberalizm" başlıklı yazı Ali Atıf 1'e pahalıya patladı. Yargıtay onayladı, ceza kesinleşti.İşte THY'nin açıklaması:İddiaların asılsızlığı mahkeme kararıyla kesinleşti.Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanvekili Hamdi Topçu hakkında gerçekdışı iddiaları gündeme getiren yazar Ali Atıf 1 tazminat ödemeye mahkum oldu.Hürriyet gazetesinin 12.06.2005 tarihli sayısında Ali Atıf 1 tarafından kaleme alınan “Alaturka liberalizm” başlıklı yazıda yer alan iddiaların gerçekdışı olduğu makheme kararıyla kesinleşti.Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanvekili Hamdi Topçu tarafından 6.7.2005 tarihinde açılan ve 7.02.2007 tarihinde Yargıtay tarafından onaylanan manevi tazminat davası sonucunda Ali Atıf 1, 16.900 YTL tazminat ödemeye mahkum edildi.Mahkeme kararıyla doğru olmadığı kanıtlanan yazıda “Hamdi Topçu’nun daha önce İslami sermaye Kombasan’a ait Alfaair’de yönetim kurulu üyeliği yaptığı” iddia edilmişti. Açılan tazminat davası sonucu mahkemece iddiaların gerçekdışı olduğu tesbit edilmiş ve “... yazının davacıyı karalama kampanyası amaçlı olarak eleştiri ve tenkit sınırları aşılmak suretiyle kaleme alındığı ve bu nedenle çıkan haberden dolayı davacının kişilik haklarına haksız bir saldırı oluşturulduğu anlaşılmıştır” denilerek manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

Vistilef'in notu: AA1, bilindiği gibi Prof. Dr. Veysel Batmaz'a karşı, kendisine hakaretten dava
açmış ve kaybetmişti. Hakaret ve kişilik hakları saldırganı 2A1, böylece HUKUK'un ne olduğunu da öğreniyor, yavaş yavaş...