Add to Flipboard Magazine.

29 Haziran 2008

DANIŞTAY DA PROF. BATMAZ'I BÖLÜM BAŞKANLIĞINA İADE ETTİ

Danıştay 8. Dairesi, Prof. Dr. Veysel Batmaz’ın Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Başkanlığından, Rektör Mesut Parlak tarafından kovulmasını tümüyle iptal etti.

Daha önce, İstanbul 1. İdare Mahkemesi, Prof. Veysel Batmaz’ın Bölüm Başkanlığından atılması kararını hukuka ve kanuna açıkça aykırı olduğu gerekçesi ile iptal etmişti. Danıştay 8. Dairesi, İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak’ın temyiz dilekçesini ret ederek, İdare Mahkemesi’nin kararına kesinlik kazandırdı.

Böylece, öğretim üyeliği görevinden ve başkanlıktan Mesut Parlak tarafından kovularak, kamu görevi yapamaz duruma getirilmiş olan Prof. Dr. Veysel Batmaz, hukuka ve kanuna açıkça aykırı işlemler yapma alışkanlığını edinmiş olan İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne karşı bir yanıt daha vermiş; dördüncü davasını da kazanmış oldu.

Bilindiği gibi, İstanbul 2. İdare Mahkemesi de, iki ay önce, Prof. Dr. Veysel Batmaz’a verilen görevden kovulma cezasını açıkça hukuka aykırı bularak yürütmesini durdurmuş ve Batmaz göreve, Rektörlüğün keyfi işlemi sonucunda bir ay gecikerek başlamıştı.

Şu anda, Prof. Dr. Veysel Batmaz, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü başkanı olarak görev yapıyor. Ancak Rektörlük yargı kararlarını gereği gibi uygulamayarak, bölüm başkanlığı görevine Batmaz’ı şu güne kadar iade etmemiş durumda.

İşin özeti şudur, 26 Haziran 2007 tarihinden bu yana Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nde yapılan tüm işlemler yok hükmündedir. Mağdur olan tüm öğretim elemanları ve öğrenciler İdare Mahkemelerine dava açarak mağduriyetlerini giderebilirler.

REKTÖR HAPİSTE

Eski Niğde Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferhat Ecer’in rektörlük yaptığı dönemde maaş promosyonu olarak bankadan aldığı parayı zimmetine geçirdiği iddiasıyla Niğde Ağır Ceza Mahkemesi, eski Rektör Ecer'e 9 yıl 2 ay hapis cezası verdi. Prof. Dr. Ferhat Ecer hakkında, rektörlük görevini yürütürken bir banka ile personel maaş sözleşmesi imzaladığı ve bankadan aldığı 135 bin YTL'yi zimmetine geçirdiği iddiasıyla yaklaşık 2 yıl önce soruşturma açılmıştı. 4 ay cezaevinde kalan Ecer hakkında, 2006 yılında dava açılmış, YÖK Disiplin Kurulu, Ecer'e kamu görevinden çıkarma cezası vermişti. Cihan Haber Ajansı 26.06.2008

28 Haziran 2008

BAŞBAKAN DAHİL, HERKES VİSTİLEF'İ İZLİYOR...

Türkiye’de ciddi doktor eksiği bulunduğunu, bu da gidermek gerektiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, tıp profesörlerine veryansın etti; İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Mesut PARLAK'a cevap verdi: “Bunu gidermemiz lazım. 5 yıldır bağırıyoruz. Diyoruz ki doktor ihtiyacımızın giderilmesi lazım. Aldığımız cevap hep şu olmuştur. 'Nereden yetiştireceğiz?' demişlerdir. İncelemeler de yaptırdım. Çok enteresan, Almanya'da bir profesöre 26 öğrenci, benim ülkemde 3,8 öğrenci düşüyor. Aradaki farkı görüyor musunuz? Bu kadar korkunç bir fark var. Diğer AB üyesi ülkelerde de oranlar yüksek, fark açık. Bunu aşmamız gerek. Bir öğretim üyesinin iftihar edeceği eseri nedir öğrenci yetiştirmek. Ne yazık ki rahata alıştık. Öğrenci yetiştirmek, böyle bir şey yok. Tıp fakültelerine öğrenci alma noktasında bakıyorsun bariyerler kuruyorlar. Devletin eğitim hastaneleri var, biz bu hastaneleri tıp fakültelerinin emrine veririz, buradan süratle doktorlar yetiştirelim.”

27 Haziran 2008

REKTÖRLÜK PASTASININ TALİPLERİ ÇOĞALIYOR…

BİLMEDİKLERİ TEK ŞEY, PASTAYI YİYENİN ZEHİRLENDİĞİ… REKTÖR YETKİSİZ; SADECE GÖREVLERİ VAR…
Rektörün görevlerinin ve yetkisizliğinin ayrıntılarını Vistilef’te okuyacaksınız… Rektörlük kervanına, Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Orman Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadir Edin ile Alemdar Kemal’in rektör yardımcısı Çapa Tıp’tan Prof. Dr. Emin Darendeliler de katıldı.

26 Haziran 2008

REKTÖRLÜK SEÇİMİ İSTANBUL ÜNİVERSİTESİNİ PARÇALIYOR...

REKTÖR'E HATIRLATMA...

18 Ocaktaki şimdiki rektörün süresinin dolması ile, başka bir siyasi gelişme olmazsa, Aralık 2008 sonu-Ocak 2009’da yapılması öngörülen İstanbul Üniversitesi rektörü seçimleri için kampanyalar şimdiden başladı.

Öne çıkan beş aday var:

Mesut Parlak ve ekibinin desteklediği Çapa Tıp Dekanı Prof. Dr. Mustafa Keçer.

Mesut Parlak’ın eski rektör yardımcısı Orman Fakültesi’nden Prof. Dr. Melih Boydak.

Cerrahpaşa’dan eski ANAP’lı Bakan Prof. Dr. Ahad Andican.

ve Başbakan Erdoğan'a yakın isimler olarak bilinen Prof. Dr. Bülent Zülfikar (Çapa Tıp) ile Prof. Dr. Yunus Söylet (Cerrahpaşa Tıp).

Bu adaylar İstanbul Üniversitesi Rektörlük seçiminde aday olarak karşı karşıya gelecekler. Son iki aday önemli: Çocuk doktoru olan her iki adayı da Başbakan daha önce YÖK üyeliğine atamıştı. Daha başka adaylar da var ve çıkacak... Vistilef hepsini izliyor, izleyecek. Vistilef’ten sürprizlere de açık olun.

Vistilef olarak rektörlük seçimlerinde tarafız ve gözlemciyiz. Bu nedenle yeni seçilecek rektöre bazı tavsiyelerimiz var:

1983’den bugüne, İstanbul Üniversitesi, tıpçı rektörlerle hukuk dışı yönetilmiştir. Son yirmi beş yıldır, rektörlüğün ve dekanlıkların aldığı kararların ve idari işlemlerin kahir ekseriyeti, İdare Hukuku içinde mahkemeye taşınmayan işlem ve eylemlerin “fiili ajanlık” ilkesi ve “kanunilik karinesi” ile geçerliği kabul edildiğinden, mahkemeye götürülmemiş olmaları nedeniyle “geçerli” olduğu zannedilirken, hukuken geçerli değildir. Şu anda zaman aşımına uğramamış bütün İ.Ü. rektörlük ve dekanlık işlemleri, mahkemelerce iptal edilecek boyutta hukuken sakattır. Basit bir örnek verelim: 2000 yılı ile 2004 yılı arasında ve 2007 ile 2008 başına kadar, akademik olarak en yetkili kurul olan İstanbul Üniversitesi Senatosu’nda İletişim Fakültesi Senatörü yoktu. İletişim Fakültesinin Dekanı tarafından seçilmesi önlenmişti. Bu basit yokluk, İstanbul Üniversitesi Senatosu’nun sözkonusu dönem içinde aldığı tüm kararları yok hükmünde kılmaktadır. Ancak bu kararlardan mağdur olanların mehkemeye gitmemiş olmalarından dolayı bu kararların yol açtığı işlemler hukuka açıkça aykırıyken, geçerli zannedilerek, uygulanabilmiştir. Mağdur olanlar, zaman aşımını göz önüne alarak dava açabilirler ve kazanırlar. Daha yüzlerce bu tür hukuksuzluklar, Vistilef’in elinde mevcuttur. Vistilef’in elinde son yirmi beş yıla ait bir çok mahkeme kararı da vardır. Özetle, İstanbul Üniversitesi hukuka aykırı olarak yönetilmektedir.

Bu nedenle yeni rektörün tıp dışından biri olması gereklidir ki, hukuk nosyonunu üniversiteye hakim kılabilsin.

Çünkü, kamu idarelerinde HUZUR ancak HUKUK ile olur.

Ancak "hukuk dışı" olmak, sadece tıpçılara mahsus sanılmamalıdır.

Bunun için, yeni rektörün 2547 sayılı Yasayı “su gibi,” “ilaç adı gibi” ezbere bilmesi gerekmektedir; ayrıca doğru uygulaması gereklidir:

Zannedilmektedir ki, 2547 sayılı Yasa Rektörlere ve Dekanlara sonsuz yetki vermektedir. Bu külliyen yanlıştır. Rektör ve Dekan, sadece disiplin amiri olarak bazı işlemler yapabilir o kadar. Danıştay kararları ve içtihatları rektörlerin yetkilerinin nerede başladığını ve bittiğini her gün yeniden öğretmekte, öğrenmeyenler de, mahkeme kararları ile ağır suçlu olarak tazminat ödemeye makum olmaktadırlar. Unutmayalım, bu durum, eski rektör Kemal Alemdaroğlu’nun, “yargı kararlarına uymaması” nedeniyle, Cumhurbaşkanınca görevden alınmasında somutlaşmıştır. Örneğin, rektörler süresi dolmuş bir dekan yerine Vekil Dekan tayin edemezler. Mahkeme, var zannettikleri bu yetkilerinin olmadığını, rektörlere öğretmiştir (Bkz: http://www.vistilefhukuk.blogspot.com/ ). Daha başka öğretici bir çok Mahkeme kararı elimizde mevcuttur. Dileyene veririz.

Bu nedenle, yeni seçilecek ve atanacak rektör, “olmayan yetkilerini” fazla zorlamamalıdır. Tıpçılarda varolan “yaratıcılık sendromu”nun sonu vahimdir. Bu sendrom ayrıca başka bilim dalarına da bulaşıcıdır.

Dekanlara gelince, İ.Ü. SBF eski Dekanı idare hukukçusu Prof. Dr. Ülkü Azrak’ın deyişiyle, “kurul kararı almadan pencere camı bile değiştiremeyecek” kadar YETKİSİZDİRLER. Neden? Çünkü 2547 sayılı Yasa’nın 16. maddesi, Dekan’a, fakültenin “temsilcisi”, “koordinatörü”, “denetim ve gözetimcisi” ve “kurul kararlarını uygulayan” kişi fonksiyonlarından başka bir görev ve yetki vermemiştir. Bunun aksini yapanlara, mahkemeler, Dekan’ın ne olduğunu öğretmektedir. Oysa, 21. madde, “Bölüm Başkanı Bölümü idare eder” hükmü ile, Dekan’ın Bölüme, Başkanın onayı olmadan karışamayacağını emretmektedir. Bu husus, Mahkeme hükümleri olarak da sabittir.

Rektör de, Dekan da disiplin amiri olarak bazı işlem yetkilerine sahip olmalarına karşın, Mahkemeler bu yetkilerinin de “hakkaniyet, liyakat, keyfi olmama ve husumetle yapılmama” koşullarına bağlamıştır.

Rektör de, Dekan da, ne üniversite düzeyinde, ne de fakülte düzeyinde, işleyiş bakımından, yönlendirici etkilere sahip bulunmamaktadırlar. Gündelik hayatta sıkça karşılaştığımız bu “yönlendirici yetkilerini,” Bölüm Başkanları ve Anabilim Dalı Başkanlarını atamaları nedeniyle ele geçirme istismarına tevessül ederek, elde temye çaılşırlar. Kabul edersek de, acımasızca kullanırlar. Oysa, ne Dekan’ın, ne de Rektörün Bölüm ve Anabilim Dalı başkanlarını, reesen atama yetkisi yoktur. Dekan Bölüm Başkanlarını silsile ile, Anabilim Dalı Başkanlarının yazılı görüşünü alarak atamaktadır. Anabilim Dalı Başkanlarının onaylamadığı bir Bölüm Başkanı, Dekan tarafından atanamaz. Anabilim Dalı Başkanları da, Anabilim Dalı Kurulu’nda seçilir. Yani, ne Rektör, ne de Dekan, bir çoğunuzun zannettiği gibi, sonsuz, mutlak ve sınırsız yetkiye sahip olmadıkları gibi, hukuken yetksizdirler de. Bu durumu mahkemeler hüküm altına almaktadır. Sadece biz onlara YETKİ atfedersek, üniversiteyi “içinde yaşanmaz” hale getirmektedirler, o kadar. Üniversite ancak HUKUK içinde olarak, bilimsel ve özgür olur.

Şimdilik yeni rektöre, ve eskilerine de, hatırlatmak istediklerimiz bunlar. Devamı gelecek... Rektörlük seçiminde artık Vistilef’iniz var. ÇARE-SİZSİNİZ...

Bütün adaylara başarılar diliyoruz. Ancak, rektör olana bir de şunu öneriyoruz: HUKUKU BİLİN ve UYGULAYIN. HUZUR, HUKUK İLE OLUR.

14 Haziran 2008

BU KEZ ve 1980’DEN SONRA İLK KEZ:

TIP FAKÜLTELERİ "REKTÖRÜ" DEĞİL;
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ'ne SAYGIN ve

HUKUKU BİLEN BİR REKTÖR SEÇELİM.
REKTÖRLÜK SEÇİMLERİNİ VİSTİLEF’TEN İZLEYİN...