Aşağıda okuyacağınız haberde yer alan olayların hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu bilmiyoruz. Bazıları çok masum; bazıları ise çok açık olarak yasalara aykırı iddialar bunlar. Ama şurası açık bir gerçek ki, bütün bunlar, artık Türk üniversitelerinin şu andaki yasal mevzuatla yönetilmelerinin imkânsız hale geldiğini gösteriyor.
Derhal, yasa değiştirilerek, AB normlarına uygun olarak, üniversitelerdeki tüm "tüzel kişilik" ve "ita amirliği" yetkileri BÖLÜM BAŞKANLARI'na devredilmelidir. Böylelikle, sorumluluk daha dar ve kolay kontrol edilebilir bir yapıya kavuşacak; yetki ise, daha demokratik ve eşitlikçi bir biçime dönüşecektir. Eğer, şu andaki üniversiter sistemimizde, ÖSYM ile öğrenci doğrudan BÖLÜM'lere kaydediliyorsa, "ita amirliği" ve "tüzel kişilik" de BÖLÜM'lerde olmalıdır. Çünkü, bu yapıda, üniversitenin kendi dışında toplumla ilişkisini kuran ve ilk ve en büyük işlevini-öğrenci yetiştirmeyi- yerine getiren ilk birimi BÖLÜM'dür.
Aşağıdaki haberin % 10'u bile doğruysa, bu, uzmanı olmadığı işlerden sorumlu olan/tutulan, alt memurlarının kuklası/ceberrutu olabilen, işin özünü kavramadan ve yasayı bilmeden, TEK BAŞINA keyfi/yasaya aykırı/anlamsız kararlar alabilen REKTÖR'leri doğurmakta ve bu oluşum başta öğrenciler olmak üzere MİLLET'e zarar vermektedir.
Tüm "tüzel kişilik" ve "ita amirliği" yetkileri BÖLÜMLERE devredilmelidir. Dekan, şu andaki yasadaki görevlerini ve yetkilerini-disiplin amiri olma sıfatı dışında- korumalı; Rektör ise sadece temsili statüye kavuşturulmalı; YÖK ise yalnızca, finansal kontrol ve mali dağıtım işlevini üstlenmelidir.
"Üniversitenin" çözümü buradan geçiyor.
Vistilef Editörleri
Rektör hakkındaki iddialar bitmek bilmiyor!
Kaynak: www.haberx.com 22 Ekim 2005; 09:02
Rektör Yücel Aşkın’la ilgili yeni iddialar gündeme geldi. Üniversitedeki bir ihale yolsuzluğuna adı karışan görevliler hakkında Danıştay'ın açtığı soruşturmaya izin vermeyen rektör, olayda yolsuzlukla suçlanan profesörü de dekan yaptı. Öte yandan, Meclis Milli Eğitim Komisyonu’nuna sunulan belgelere göre, rektör üniversite imkanlarını şahsi hizmetleri için kullanmış. ‘Hibe’ edilen Mercedes’i kendisine makam aracı yapan Aşkın, devletin aracını da eşine tahsis etmiş.
--------------------------------------------------------------------------------
Çıkar amaçlı suç örgütü kurup, ihaleye fesat karıştırmak’tan tutuklanan Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’la ilgili yeni iddialar gündeme geldi. Alınan bilgilere göre, üniversitedeki bir ihale yolsuzluğuna adı karışan görevliler hakkında Danıştay 2. Dairesi’nin açtığı soruşturmaya izin vermeyen rektör, olayda yolsuzlukla suçlanan profesörü de dekan yaptı. Danıştay 2. Dairesi, soruşturma talebinin reddedilmesi üzerine, dosyayı Van Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkemenin, soruşturması sürerken, yolsuzluğa adı karışan Prof. Dr. Mansur Kamacı Tıp Fakültesi dekanı oldu. Olay, 2001’de üniversitenin Tıp Fakültesi Nevroloji Ana Bilim Dalı’na bağlı Diyaliz ünitesi için 2 bin 190 adet bikarbonat solüsyonu alımı ihalesiyle başladı. İddialar üzerine Danıştay 2. Dairesi Başkanlığı, 2547 sayılı kanunun 53. maddesine istinaden ihaleyi incelemeye aldı. Fakültenin İhale ve Satınalma Komisyonu Başkanı Mansur Kamacı, komisyon üyeleri Halis Aksoy, İdris Şahin, E. Recep Özman, Çetin Kotan, Mustafa Bahar, H. Avni Şahin, Mahmut Dinçer ve Kemal Kuşman hakkında soruşturma yapmak isteyen Danıştay’a rektör engel oldu. 2. Daire’nin 2004/55 No’lu kararında, aynı ürünü daha ucuza satmak isteyen firmanın tercih edilmediği, yüzde 300 fazla ödeme yapıldığı belirtiliyor.
Kararda ihale sırasında alımına karar verilen Ren-med marka solüsyon yerine Bikardi marka solüsyonu teslim aldığı da vurgulanıyor. Danıştay'ın suçlama ile ilgili soruşturma talebine, Üniversite Rektörlüğü Yetkili Kurulu'nca ‘soruşturmanın meni' yönünde karar verildiği aktarılıyor. Danıştay 2. Dairesi de 16 Ocak 2004'te yetkili kurulun kararını bozarak, eylemlerine uyan TCK'nın 240. maddesi uyarınca Van Asliye Ceza Mahkemesi'ne sevkine oybirliği ile karar veriyor.
Gelişmeler üzerine Van Asliye Ceza Mahkemesi'nde, söz konusu kişiler hakkında ‘Görevi kötüye kullanma' suçundan dava açılıyor. Hazırlık evrakını inceleyen Cumhuriyet Savcısı Ali Nevzat Açıkgöz'ün 26 Ekim 2004'te tamamladığı inceleme dosyasında ihaleye fesat karıştıranlar hakkında şu bilgilere yer veriliyor: "İhale Komisyonu tarafından 2001 yılı içinde bikarbonat solüsyonu alımı için 3 ihale yapılmış. 8 Haziran 2001 tarihli ihalede Ren Medikal (ana firma) 4 milyon 650 bin TL teklif vermişken, Ada Medikal (ana firmanın bayii)'den 5 milyon 850 bin TL'ye 500 takım solüsyon alınmıştır. 24 Ağustos 2001 tarihinde yapılan ihalede ise aynı solüsyon aynı komisyon tarafından aynı firmaya yüzde 237 daha fazla fiyat (13 milyon 900 bin TL) vererek alınmış. 14 Eylül 2001 tarihli ihalede ise yine aynı firma tarafından alınmış. Bu ihalede Ren Medikal 14 milyon TL'ye alınan solüsyonlar için 4 milyon 650 bin TL teklif verilmiş. Bu teklife rağmen solüsyonların yüzde 300'den fazla fiyatla alındığı" yazılıyor. Yapılan alımın ilgililerce izah edilemediğinin altının çizildiği dosyada, komisyon başkanı ve üyeleri hakkında dava açıldığı dile getiriliyor. Savcı ise sanıkların mesnet görevi kötüye kullanma suçundan eylemlerine uyan TCK'nın 240. maddesi uyarınca tek tek cezalandırılması yönünde görüş belirtiyor.
Van Asliye Ceza Mahkemesi hazırlık soruşturması sırasında alt görevlerde yer alan ve kişileri koruyan Rektör Aşkın, daha sonra bazılarının makamlarını yükseltmiş. Soruşturma safhasında Kadın Doğum Bilimi Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Mansur Kamacı, Tıp Fakültesi Dekanlığı'na getirilmiş. Doç. Dr. Hüseyin Avni Şahin, dekan yardımcılığının yanı sıra Araştırma Hastanesi başhekimi olarak görevine devam ettirilmiş. Prof. Dr. Ekrem Recep Özman, Üroloji Ana Bilim Dalı üyesi iken bölüm başkanlığına getirilirken, Yard. Doç. Dr. Çetin Kotan'ın ise ihale komisyonu üyeliğinin devam etmesini sağlamış.
ÜNİVERSİTE PARASIYLA 5 YILDA DÜNYA TURU!
Yücel Aşkın, Meclis Milli Eğitim Komisyonu’nun da gündeminde. Komisyona sunulan belgelere göre, rektör üniversite imkanlarını şahsi hizmetleri için kullanmış. ‘Hibe’ edilen Mercedes’i kendisine makam aracı yapan Aşkın, devletin aracını da eşine tahsis etmiş. Üniversitenin iki işçisi rektörün şahsi hizmetiyle görevlendirilmiş. Aşkın, çoğunda eşinin de bulunduğu heyetlerle ABD’den Japonya’ya birçok ülkeyi gezmiş, Tayland Festivali’ne gitmiş.
Yüzüncü Yıl Üniversitesi'ndeki olayların araştırılması için AK Parti Van Milletvekili Hacı Biner, TBMM Başkanlığı'na Meclis tatile girmeden önce bir önerge verdi. Biner'in önerge gerekçesi ile TBMM Milli Eğitim Komisyonu'na ulaşan belgelerde Rektör Aşkın'ın uygulamaları hakkında ilginç bilgilere yer veriliyor. Tamamı belgelere dayalı bilgilere göre Rektör Aşkın'la ilgili iddialar şöyle:
Rektör Aşkın, Japonya, ABD, Güney Afrika ve Kanada dahil neredeyse dünyada dolaşmadık ülke bırakmamış. Görevde bulunduğu son beş yılda hemen her ay bir yurtiçi veya yurtdışı geziye katıldı. Gezilerin çoğuna eşi Yard. Doç. Oya Aşkın da eşlik etti. Geziye gidilen ülkeler ve zamanlaması yapılan ziyaretin ‘bilimsel'liği konusunda şüphe doğurdu. Buna örnek olarak Tayland gezisi gösteriliyor. Rektör, eşi ve yakın arkadaşları olan Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fırat Cengiz ile Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zühre Şentürk'le birlikte 24 Temmuz-4 Ağustos 2000 tarihleri arasında Tayland'a gitti. Gerekçe olarak da Van YYÜ ile Tayland'daki bir ziraat fakültesi arasında bilimsel işbirliği gösterildi. Akaryakıt ihalesi sonucu Ankara'dan bir şahıs Üniversite Vakfı'na 65 AS 065 plakalı Mercedes marka araç hibe ediyor. Aşkın bu aracı yakıt giderleri devlet bütçesinden karşılanmak suretiyle makam aracı olarak kullanıyor. Makam aracını ise aynı üniversitede görevli eşine tahsis ediyor. Şoför olarak da yasaya aykırı bir şekilde güvenlik görevlisi Mehmet Demirler görevlendiriliyor.
Üniversitenin vizeli iki işçisi Prof. Dr. Yücel Aşkın ve eşinin özel hizmeti için görevlendiriliyor. Bu işçiler rektör ve eşine hizmet karşılığı elektrik, su ve kira bedeli ödemeden konutta barınıyor. Maliye Bakanlığı müfettişleri, Yücel Aşkın'ın rektörlük telefonunu lojmanına bağlayarak konuşma ücretini rektörlük bütçesinden ödettiğini tespit etti.
Kaynak: Zaman Gazetesi, 22 Ekim 2005
22 Ekim 2005
REKTÖRLER VAN'A GİTTİ; DEKANLAR NEREDE? AŞAĞIDAKİ YAZILANLARDAN HERKES İBRET ALSIN!
Tutuklanan rektör Yücel Aşkın'ın, ihale belgelerini sakladığı belirtiliyor. Rektörün evinde de öğretim üyeleri ve personel hakkında istihbarat raporları bulundu.
Yolsuzluk ve usulsüzlük iddiasıyla tutuklanan Rektör Aşkın'ın, ihale belgelerini sakladığı ve heyet imzası gereken işlemleri tek imzayla yaptığı, ayrıca elindeki tarihi eserleri de izah edemediği belirtiliyor.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Y.Y.Ü.) Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın tutuklanmasına neden olan suçlamaların ağırlıkla "kayıt dışı ve kurul kararı gerekmesine rağmen tek imzayla yapılan işlemler ve tarihi eser kaçakçılığı"nda yoğunlaştığı öğrenildi. Van Cumhuriyet Başsavcısı Kemal Kaçan, yargının yıpranmaması gerekçesiyle hafta sonu izin alıp kentten ayrıldı.
Dokümanlar mahkeme kasasında
Öte yandan Aşkın'ın evinde ele geçirilen belgeler ile diğer ilgili dokümanlar, Van Ağır Ceza Mahkemesi'nin çelik kasasına konuldu. Daha önce Van eski Milletvekili Mustafa Bayram'ın gözaltına alındığı olaydan sonra ilgili dosyaların Van Adliyesi'nden kaybolması üzerine böyle bir uygulamaya gidildiği öğrenildi. Aşkın, "haksız çıkar ve ekonomik fayda sağlamak amacıyla çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde cebir uygulamak sureti ile Tıp Fakültesi Hastanesi'ne tıbbi cihaz alımı ihalesine fesat karıştırmak, bu çerçevede bazı resmi evrakları tahrif ederek sahtecilik yapmak, bazı evrakları yok etmek ve görevini kötüye kullanmak" suçlamalarıyla sevk edildiği mahkemece tutuklanmıştı.
Üniversitenin 'tek adamı'
Aşkın'ın evinde daha önce "tanıklar gözetiminde" yapılan baskında ele geçirilen "kayıtsız" tarihi eserler ile çok sayıda evrakın incelenmesi sonucu bazı önemli gerçeklerin de su yüzüne çıktığı öğrenildi. Aşkın'ın, üniversite ile ilgili bazı işlerde "kurul kararı ve onayı gerekirken sadece kendi imzasıyla iş yaptırdığı", bazı işlerde ise "resmi kayıt tutturmadığının ortaya çıktığı" belirtildi. Bu işlemlere ilişkin bazı kayıt ve verilerin Rektör'ün evinde bulunduğu da gelen bilgiler arasında. Rektör'ün evinde üniversite öğretim üyeleri, personel ve öğrenciler hakkında "istihbarat" raporları da ele geçirilmişti. Tarihi eserlerle ilgili incelemelerin de sürdüğü, "kaçakçılık" suçuna dair ciddi verilere ulaşıldığı öğrenildi.
Bu arada Van Cumhuriyet Başsavcısı Kemal Kaçan'ın, Rektör'le cezaevinde görüştüğü öğrenildi. Başsavcı Kaçan'ın, "Rektör'le herhangi bir husumetinin olmadığı"nı sürekli vurguladığı, Aşkın'dan da gerçeklerin ortaya çıkmasında adalete yardımcı olmasını istediği belirtiliyor.
Van Cumhuriyet Başsavcısı Kemal Kaçan'ın, bugün Van'a gelecek rektörlerin tamamına cezaevine giriş izni verdiği de öğrenildi. Aşkın için tutuklama talep eden Savcı Ferhat Sarıkaya'nın da, elindeki verilerden hareketle yaptığı suçlamalar konusunda "kendinden gayet emin" olduğu ve sadece görevini yaptığı ifade ediliyor.
Kaynak: www.internethaber.com 22 Ekim 2005 http://www.internethaber.com/mays/article_view.php?aid=320956
Yolsuzluk ve usulsüzlük iddiasıyla tutuklanan Rektör Aşkın'ın, ihale belgelerini sakladığı ve heyet imzası gereken işlemleri tek imzayla yaptığı, ayrıca elindeki tarihi eserleri de izah edemediği belirtiliyor.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Y.Y.Ü.) Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın tutuklanmasına neden olan suçlamaların ağırlıkla "kayıt dışı ve kurul kararı gerekmesine rağmen tek imzayla yapılan işlemler ve tarihi eser kaçakçılığı"nda yoğunlaştığı öğrenildi. Van Cumhuriyet Başsavcısı Kemal Kaçan, yargının yıpranmaması gerekçesiyle hafta sonu izin alıp kentten ayrıldı.
Dokümanlar mahkeme kasasında
Öte yandan Aşkın'ın evinde ele geçirilen belgeler ile diğer ilgili dokümanlar, Van Ağır Ceza Mahkemesi'nin çelik kasasına konuldu. Daha önce Van eski Milletvekili Mustafa Bayram'ın gözaltına alındığı olaydan sonra ilgili dosyaların Van Adliyesi'nden kaybolması üzerine böyle bir uygulamaya gidildiği öğrenildi. Aşkın, "haksız çıkar ve ekonomik fayda sağlamak amacıyla çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde cebir uygulamak sureti ile Tıp Fakültesi Hastanesi'ne tıbbi cihaz alımı ihalesine fesat karıştırmak, bu çerçevede bazı resmi evrakları tahrif ederek sahtecilik yapmak, bazı evrakları yok etmek ve görevini kötüye kullanmak" suçlamalarıyla sevk edildiği mahkemece tutuklanmıştı.
Üniversitenin 'tek adamı'
Aşkın'ın evinde daha önce "tanıklar gözetiminde" yapılan baskında ele geçirilen "kayıtsız" tarihi eserler ile çok sayıda evrakın incelenmesi sonucu bazı önemli gerçeklerin de su yüzüne çıktığı öğrenildi. Aşkın'ın, üniversite ile ilgili bazı işlerde "kurul kararı ve onayı gerekirken sadece kendi imzasıyla iş yaptırdığı", bazı işlerde ise "resmi kayıt tutturmadığının ortaya çıktığı" belirtildi. Bu işlemlere ilişkin bazı kayıt ve verilerin Rektör'ün evinde bulunduğu da gelen bilgiler arasında. Rektör'ün evinde üniversite öğretim üyeleri, personel ve öğrenciler hakkında "istihbarat" raporları da ele geçirilmişti. Tarihi eserlerle ilgili incelemelerin de sürdüğü, "kaçakçılık" suçuna dair ciddi verilere ulaşıldığı öğrenildi.
Bu arada Van Cumhuriyet Başsavcısı Kemal Kaçan'ın, Rektör'le cezaevinde görüştüğü öğrenildi. Başsavcı Kaçan'ın, "Rektör'le herhangi bir husumetinin olmadığı"nı sürekli vurguladığı, Aşkın'dan da gerçeklerin ortaya çıkmasında adalete yardımcı olmasını istediği belirtiliyor.
Van Cumhuriyet Başsavcısı Kemal Kaçan'ın, bugün Van'a gelecek rektörlerin tamamına cezaevine giriş izni verdiği de öğrenildi. Aşkın için tutuklama talep eden Savcı Ferhat Sarıkaya'nın da, elindeki verilerden hareketle yaptığı suçlamalar konusunda "kendinden gayet emin" olduğu ve sadece görevini yaptığı ifade ediliyor.
Kaynak: www.internethaber.com 22 Ekim 2005 http://www.internethaber.com/mays/article_view.php?aid=320956
20 Ekim 2005
BİLİMİN TADI POLEMİK GERİ DÖNDÜ...


(Lütfen en alttan başlayarak okuyun)
(6)
serdar tasci
Görüldüğü gibi her konuda olduğu gibi yine kıvırma ve kolaycılık mantığı hakim, sorularım yanıtsız kaldı falan filan. Ama sondan başlayalım:
Kurumun çıkarını savunduğunuzu görelim diyorum, nerde bu savunma, Suat Gezgin’e ve hukuka aykırı, bilim-karşıtı uygulamalarına Serdar Taşçı, Hikmet Kırık ve Veysel Batmaz dışında kaçınız sesinizi yükseltebiliyorsunuz. Benim de bilimsel muhatabım siz değilsiniz zaten. Fakültede hukuki ve ahlaki bir sorun var, kurullar yok ve işlemiyorlar yıllardır. Neredeyse tüm kararlar herkesin bildiği gibi dekanın şahsi kararlarıdır. Bu konu ile ilgili ne yaptınız, ben YÖK dahil yasal yollara gidiyorum, akademik teşhir yapıyorum.
Demek ben beştaş oynarken siz demokrasi ve hukuk mücadelesi veriyorduınuz! Bu yüzden değil mi, doktora dersim olduğu saatte Aslı Yapar bana izin verdiği halde, bir sınav gözetmenliğine girmediğim halde açılan soruşturmaya atanıp Murat Özgen ve Aydemir Okay’la bana hukuk dışı yaptırım uygulamaya kalktınız. Ne oldu? Biliyor musunuz, Rektör tüm yaptırımlar gibi bunu da hukuk-dışı bulup reddetti. Bu fakültede pek çok kişi sürekli sınav görevlerine girmez, hiçbirine soruşturma açıldığını duydunuz mu? Hukuk diyorsunuz, önce açın kanun bakın, soruşturma nasıl yapılır onu öğrenin, sonra soruşturmacılık yapın. Kısaca geçin bu hukuk ve demokrasi laflarını yada samimi iseniz bundan sonra görelim bari duruşunuzu.
Kurumun çıkarını kimlerin koruduğunu ve kimlerin cahil olup olmadığını herkes biliyor zaten de, ben bunu demekle yetinmem, bakın diyorum ki, sinema da dahil gelin her konuda tartışalım. Her unvan ve her makamdan herkesle tartışırım. İsterseniz Atilla Dorsay’ı da getirin. Biz entelektüeliz, sinema dahil pek çok konunun uzmanıyız ama 3.Sinemanın değil. Tartışırsak anlaşılır bu. Tartışmak güzeldir.
Bizim işimiz bu, bunlara boş iş derseniz, fakültede olmanın anlamı yok, çıkıp piyasada sinema yapılır yada eleştirisi… Akademi tartışma demek, polemik demek; bilim adamı bir duruş, onur demek.
(5)
From: Battal Odabas
Reply-To: vistilef@yahoogroups.com
To: vistilef@yahoogroups.com
Subject: Re: [vistilef] yasaklı ilaçlar
Date: Wed, 19 Oct 2005 02:50:36 -0700 (PDT)
Serdar,
Onca işin arasında bir de seninle uğraşamam. Her konuda bilgisi olduğunu söyleyen kişi zaten cahildir. Benim söylemek istediğim senin konferansları değil. Sen başka alanlarda bilgili olabilirsin ama sinema konusunda uzman değilsin. Bu konuda da konuşursan gülerim sana.
Kurumumun çıkarını da merak etme senden daha iyi savunur ve korurum. Sen kısa pantalonla beştaş oynarken ben demokrasi ve hukuk savaşımı veriyordum.
Zamanımı sana harcamak istemediğim için sana yanıt vermeyeceğim. Çünkü boşa zaman harcamak olur bu.
(4)
Veysel batmaz wrote: 19 Ekim 2005
Sevgili Battal:
Serdar'ın sorusunu ben de soruyorum; cahilliğimi bağışla, 3. Sinema nedir? Yalnız ben biraz farklıyım: 1967'de Sinematek'e üye oldum; 1991'de TURSAK vakfını kurdum. Hâlâ yönetim kurulu üyesiyim ve Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde "Sinema Dili" adlı iki ders verdim. Aydınlatırsan sevinirim..
Veysel Batmaz
(3)
serdar tasci
1- Boş durmuyorum, daha dün İTÜ de bölüm başkanları dahil bilim adamlarına seminer verdim, tek konuşmacı idim. Dr Celalettin Aktaş da orada idi. Yakında da Galatasaray Üniversitesinde konferansım var. Bunların hepsinde tek konuşmacıyım.
2- Saldırmıyorum, doğruları yazıyorum; fakültemizin içinde bulunduğu hukuk ve bilim karşıtı durumu teşhir ediyorum. Bunu yapmam kamu görevimdir, anayasal sorumluluğumdur. Sorgulanacak olan, bunu yapmayanlardır, hukuk hileleri ve bilim karşıtlıkları yapanlardır, yasal yetkileri gaspeden ve buna yıllardır göz yumanlardır; işbirlikçilerdir.
3- Benim cahil olduğumu ilk defa söyleme cesaretine sahip olan kişinin bunu ispatlaması gerekiyor. Gerçi cahil olup olmadığımı herkes bilir. Arife tarif gerekmez. Dilerseniz gelirsiniz, bilimin ne olduğunu herkese açık ortamlarda söke söke tartışırız.
4- Ben her konuda konuşurum, 3. Sinema hakkında yazdıklarımın arkasındayım. Bilim der ki, bir Sinema dersi koyarsınız ve (eğer varsa) 3. Sinemadan bahsedersiniz. Biz böyle bir sinema yok diyoruz. Bir fakülte müfredatında böyle bir ders olmaz. Zaten bu dersler senato onayından geçmediği için yasal da değil.
5- Bilimsellik komiserliği yaparım, buna aklı gücü yeten herkes yapabilir. Aklım iraden ortadadır. Gizli kapaklı işler de yapmıyoruz. Bilgisayar kullanmayı bilmediği halde yeni İletişim teknolojileri dersini veren ben değilim! Yabancı dil bilmediği halde onlarca yabancı yayın gösteren de ben değilim! Yasa nedir, hukuk nedir bilmeyen de ben değilim!
6- Nasıl da hemen savunmaya geçiyorsunuz, itaat kültürsüzlüğünün bu kadar yaygın olduğu bir yerde, keşke insanlar kurum ve hukuk çıkarının kendi onurları olduğunu bilse, her konuda en az verdiği dersin adıyla ilgili bir maile verdikleri tepki kadarcık tepki verebilse…nerdeeeeeeee!
(2)
From: Battal Odabas
Reply-To: vistilef@yahoogroups.com
To: vistilef@yahoogroups.com
Subject: Re: [vistilef] yasaklı ilaçlar
Date: Tue, 18 Oct 2005 09:10:58 -0700 (PDT)
Serdar,
Boş durmaktan saldıracak yer arıyorsun galiba. Bari sus da cahilliğin ortaya çıkmasın. 3. Sinema (third cinema) konusunda konuşmak sana düşmez. Bu konuyu konuşmak için bu konunun uzmanı olman gerekiyor. Sen sataşmalarına devam et ama bilimsellik komiserliği yapma. Bilmediğin konularda ahkam kesme.
(1)
serdar tasci
Amerika’da yasaklanan aşağıdaki ilaçları can sağlığınız için almayınız, alanları uyarınız. 3. Sinema ya da Sponsorluk gibi ne oldukları belli olmayan BİLİM-DIŞI derslerden daha önemli bir gündem bu:
* AFERIN CAPSUL
* AFERIN TABLET
* ALFAROL TABLET
* APEX CAPSUL
* BABYRH
* FORZA TABLE. T
* GERAKON TABLET
* KATARIN CAPSUL
* KONGEST TABLET
* THERAFLU TABLET
* TRIAMINIC DAMLA
* TRIAMINIC TABLET
* TUSEPTIL SURUP
18 Ekim 2005
ETİK KURULLAR KURULSUN... İMZA KAMPANYASINA KATILIN, YOKSA DIŞINDA KALIRSINIZ...

Prof. Dr. Kayhan Kantarlı'dan gelen e.mail aşağıdadır. ETİK KURULLAR OLUŞSUN bildirisine imza atmak isteyenlerin aşağıdaki yazıldığı gibi elektronik yolla imza kampanyasına katılmaları mümkündür. Tüm ilgilenenlere ve ilgilenmeyenlere duyurulur. Acele edin; dışında kalırsanız, üzülürsünüz...:
Vistilef Editörleri
----------------------------------------
Sayın Profesör Batmaz,
Desteğiniz için sonsuz teşekkürler.
http://vistilefblog.blogspot.com/ da yayınladığınız basın açıklaması imza kampanyasına destek verenlerin aşağıdaki gibi bir onay yazıp kimlik ve kurum bilgilerini kayhan.kantarli@ege.edu.tr ya da ferhan.sagin@ege.edu.tr e- posta ile göndermeleri gerekiyor.
Örneğin:
"Bilim etiği konulu basın açıklamasını destekliyorum."
Ünvanı ve Adı-Soyadı :
Üniversitesi/Kurumu :
İstanbul Üniversitesi
İletişim Fakültesi
Sevgi ve başarı dileklerimle,
Kayhan Kantarlı
----------------------------------------------------------
DEMEK Kİ "ETİK" YOK... HAYDİ KAMPANYAYA... SESİMİZİ YÖK'E DUYURALIM; YÖK DE BİR İŞE YARASIN:

ÜNİVERSİTELERDE AKADEMİK ETİK KURULLARI ve KURALLARI
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Çukurova Üniversitesi
Üniversitelerimizde bilim etiğinin okutulmasını savunmak yanında üniversitelerde bilim etik kulunun oluşması artık kaçınılmaz görülüyor. Son yıllarda ülkemizde özelde de üniversitelerde en çok konuşulan konuların başında hiç şüphesiz etik konusu gelmektedir. Ayrıca her mesleğin kendi özel durumları nedeniyle de meslek etik kurallarının belirlenmesi ve işlenmesi sık sık toplumun çeşitli kesimleri tarafından yapılan eleştiriler ile dile getirilmektedir. Bugün toplumun çok geniş bir kesimi ülkemizde siyasetten, medyaya, iş dünyasından akademik alana kadar pek çok alanda ahlaki normların ve standartların bozulduğu ve “ahlaki çöküntünün" giderek arttığı konusundaki kaygılar, beraberinde bazı önlemlerin alınmasını gündeme getiriyor.
Bugüne kadar bilim dünyasında genelde sağlık alanında tartışılan etik kavramı son yıllarda diğer bilim disiplinlerinde de işlenmeye başlandı. Başta mühendislik etiği olmak üzere genetik çalışmalarla ilgili etik kaygılar, sosyal etik, çevre etiği, iş etiği gibi özgül konular da sık sık gündeme gelmektedir. Ancak son yıllarda ülkemizde hepimizin şikâyet etiği akademik etik kavramı da, yaşanan bazı sorunlardan dolayı, sıkça işlenmeye başlandı.
Prof. Dr. Bedia Akarsu, Felsefe Terimleri Sözlüğünde “etik” kavramını şöyle açıklıyor: etik; ahlak felsefesi: Ahlaksal olanın özünü, temellerini araştıran bilim; insanın kişisel ve toplumsal yaşamındaki ahlaksal davranışlarıyla ilgili soruları ele alıp inceleyen felsefe dalı”. “İyi nedir” veya “ne yapmalıyız?” gibi soruları kendinse ödev olarak koyan felsefe dalı.
Bu tanımdan hareketle bilimde etik veya akademik etik ise, başta üniversiteler olmak üzere bütün eğitim ve bilim kuruluşlarında yürütülen faaliyetlerin genel ahlak felsefesine ve mesleki etiğe uygun yapılması olarak tanımlanabilir.
Günümüzde akademik etik; araştırma ve makale aşırmalar yanında, en azından onun kadar önemli öğrencilerle, çalışanlarla, karşı cinsle olan ilişkilere kadar genişletiliyor. Ülke ve insanlık sorunlara karşı duyarlılık da bunlara dahil edilmelidir.
Yukarıdaki tanım ve üniversitelerin işlevleri de dikkate alındığında bilimde etik:
Araştırmada etik,
Eğitimde etik,
Öğrenci ve ilişkilerde etik,
Yönetimde etik
olarak da boyutlamak mümkündür.
Araştırmada Etik
Bilimsel araştırmaya gerekli özeni göstermemek,
Araştırmayı yapmadığı halde yapmış gibi göstermek,
Elde ettiği verileri amaca uygun değiştirmek,
Başkasının verilerini kullanmak,
Başkasının yaptığı çalışmayı kaynakça göstermeden kullanmak,
Başkasının eserini yabancı dilden çevirerek kendi eseri imiş gibi göstermek,
Başkasının araştırma materyalini saklamak,
Araştırmayı başkasına para ile yaptırtmak ve yazdırtmak,
Araştırma fonunu değişik yöntemlerle dolandırmak,
Araştırıcıların verilerini para ile satmak,
Bilim adamı adaylarının seçiminde liyakate uygun davranmamak,
Akademik aşamada kayırmacı davranmak,
Bilim jürilerini etkilemek, kendine yakın jürileri seçmemek,
Akademik kadro ilanlarında alan ve ihtiyaçlar yerine kendisine yakın kişiler için ilan vermek,
İlgisi olmayan kişileri araştırmada ortakmış gibi göstermek,
Emeği geçmediği halde başkasının bilimsel çalışmasına kendisinin de dahil edilmesini istemek
Gitmediği kongreye gitmiş gibi göstermek,
Mesai saatleri içinde dışarıda iş takibi yapmak veya danışmanlık yapmak,
Projede karşılıksız öğrenci ve diğer çalışanları kullanmak,
Yapılan işin karşılığını vermemek veya eksik vermek,
Alanı olmadığı konularda uzman gibi davranmak veya uzmanlıklara saygı göstermemek,
Bilimsel araştırmaya önemi göstermemek ve alanındaki gelişmeleri izlememek veya kendini yenilememek,
Bilimsel ettiğe yakışmayan her türlü davranışlarda bulunmak
Eğitimde Etik
Başta eğitim ve öğretime gerekli önemi vermemek (kendisini yenilememek) ,
Derslere zamanında girmemek ve zamanında bitirmemek,
Ders müfredatına uygun olmayan alanlara kaymak (genelde orta öğretimde dersi alanın dışına taşımalar),
Bilimsel kalpazanlık yaparak ek ders ücreti için ders yükünü fazla göstermek,
Derse girmediği halde ek ders ücreti almak,
Derse kendisi yerine asistanı göndermeyi alışkanlık haline getirmek,
Maddi çıkar elde etmek için belirli kitap, donanım ve laboratuar malzemesi talep etmek,
Dersleri yalnızca öğretmen merkezli işlemek,
Eğitimi ve öğrenmeyi bir bütün olarak işlemek ve tartışmak için öğrenciyi araştırmaya yönlendirmemek
Derste öğrenciyi aşağılamak, sınıfta küçük düşürücü davranışlarda bulunmak,
Sınavları doğru yapmamak, değerlendirmede objektif davranmamak, bazı öğrencilere ayrıcalık göstermek, Sınavları doğru değerlendirmemek,
Sınav kâğıtlarını okumadan okumuş gibi göstermek.
Öğrenci ve İlişkilerde Etik
Başka öğrenciyi kendi yerine sınava sokmak,
Kopya çekmek veya kopya vermek, kopya çekilmesine yardım etmek,
Başkasının ödevini kendi ödeviymiş gibi sunmak,
Başkasına ödev yaptırmak,
Tezini para ile yaptırmak veya yazdırmak,
Başkasının fikirlerini kendisininmiş gibi sunmak,
Başka arkadaşlarını engelleyici tutumlara girmek,
Kayırmacılık istemek,
Toplumsal sorumluluklardan kaçınmak/ haklı olanla dayanışma göstermemek,
Burs veya harçlık için eksik-hatalı bilgi vermek,
Kitap-malzeme-materyal yürütmek...
Yönetimde Etik
Keyfi davranmak,
Yönettiği birimde liyakate uymamak,
Kayırmacılık yapmak/ "ekibini-yakınlarını yükseltmek,
Kamusal kaynakları özel istemleri/ çıkarları için kullanmak, çıkar sağlamak,
Kurumunu değil, bireysel önceliklerini düşünmek,
Çalışana haksız muamelede bulunmak,
Engelleme yapmak,
İlkelere göre değil duruma göre hareket etmek,
Elinin altındaki bilgileri farklı amaçlarla kullanmak, tehdit veya şantajda bulunmak,
Kamusal kaynakları peşkeş çekmek,
Makamını kişiler üzerinde etki/güç kurmak için kullanmak,
Makamını atlama tahtası için kullanmak.
Söz verdiği gibi davranmamak...
Her türlü etik dışı davranışlara göz yummak
Yukarıda belirtildiği gibi akademik etik yalnızca araştırma ile sınırlı değil aynı zamanda bilginin üretim, teknolojiye dönüşümü, bilginin yayımı ve öğretilmesi ile bir bütün teşkil etmektedir. Akademik etiğin paydaşları olan üniversite yönetimi, hoca, teknik personel, öğrenci ve bundan yararlanan kişi ve kurum kesimlerin etiğe uygun davranması büyük önem taşımaktadır. Sokrates “Ben onlardan daha bilginim, çünkü onlar hiç bir şey bilmedikleri halde bildiklerini sanıyorlar, ben ise bilmiyorum ama bildiğimi de sanmıyorum, demek ki ben onlardan daha bilgiliyim, çünkü bilmediklerimi bildiğimi sanıyorum” diyerek bilimde etik dersini en iyi şekilde ifade etmiştir.
Konunun taraflarının etik kurallarına uygun davranması yasal düzenlemeden önce kişinin kendisinin bilinçli davranması gerekmektedir. Yasalar yalnızca alenen yapılan yanlışların yasaya aykırılığını önler ancak sorunu tam çözmemektedir. Bilimde etik aynı zamanda üniversite kültürü içinde önemli bir yer tuttuğu için, öğretim üyesi ve yöneticinin güvenilir olması, çalışmalarında titiz davranması, araştırma sonuçlarına sadık kalması, her ne şart altında olursa olsun bilim yuvasında her türlü kritik konunun tartışılabilirliğini sağlaması, akademik aşama ve kadrolarda liyakati dikkate alması arkadan gelecek kuşakların etik davranışa davet edilmesi bakımından kritik önem taşımaktadır. Yine de buna rağmen oluşabilecek etik sorunlar için bazı ölçütler oluşturulur ve buna uyulması istenebilir. Bu bakımdan bilim etik kurullarının olması anlamlı ancak temel çözüm kişinin kendi vicdanından geçmektedir. Çok değer verdiğim, William Shakspeare’in "hiç bir miras dürüstlük kadar zengin değildir" ifadesine uygun olarak bilim etiği kampanyasına candan ve yürekten katılıyorum.
Bütün bu önlemler çağımızda bilim ve araştırma etiğinin artık dikkatle izlenmesi ve gerekli önlemlerin alınmasını gerektirmektedir. Günümüzde etik davranış artık her alanda sık konuşulduğuna göre, bunun bir yasasının da çıkması kaçınılmazdır. Son yıllarda özellikle üniversitelerde akademik aşama sürecinde çok sayıda aşırmanın sıkça işlendiği bu günlerde bir bilim etik kurulunun oluşması artık zorunludur. ZAMAN ZAMAN OLAN BU TÜR AŞIRMALARA "İNSANİ DUYGULARLA" ÇOĞU KEZ BİLE BİLE GÖZ YUMULMAKTADIR. Çoğunlukla da üniversite yönetimlerinin duyarlı davranmaması sonucu etiğin çiğnenmesi adeta kabul görmüş imajı yaratmaktadır.
Başta üniversite yöneticileri olmak üzere herkesin etik konusunda son derece duyarlı davranmaları beklenilmektedir. Üniversitelerin tavırları ve alacakları önlemler caydırıcı olacaktır. Üniversitelerin bu konuda alması gereken bazı tedbirler şöyle sıralanabilir:
1.Üniversite yönetimlerinin etik konusunda taviz vermez olduğunu duruşu ve kararları ile kendisini hissettirmelidir.
2.Başta akademik aşama olmak üzere yayın faaliyetlerinin ciddi olarak etik kurul tarafından izlenmesi gerekir.
3.Akademik aşama için belirli ölçüt getirilmeli ve ilanlar herkese açık yapılmalıdır.
4. Bilim etiğine uymayanlar deşifre edilmeli ve kamuoyuna teşhir edilmelidir.
5.Eğitim etiğine bağlı kalan eğitmenler ödüllendirilmeli, dersini zamanında işlemeyen, yerine asistanı gönderen, sınav kâğıtlarını doğru değerlendirmeyen eğitmenler ise uyarılmalı, tekrarı halinde cezalandırılmalıdır.
6.Bilim etiğinin önemini vurgulamak için kurumsal temelde sürekli eğitim ve seminerler düzenlenmelidir.
7.Bilimsel araştırma etiğine uygun olmayan her türlü fikir hırsızlığı, aşırma, veri değiştirme davranışında bulunan kişiler cezalandırılmalı, isimleri deşifre edilmeli ve meslekten men edilmelidir.
Üniversiteliler olarak ilke olarak kendimizin bireysel olarak resmi olmayan ahlak kurallarına uyalım, uymayanları da hukuk ile önlemeye çalışalım. Bu konuda Sayın Prof. Dr Kayhan Kantarli ve Dr. Ferhan Sagin tarafından başlatılan "ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ELEMANLARINDAN BİLİMSEL VE ETİK DEĞERLERE SAYGI ÇAĞRISI" başlıklı kampanya metni aşağıda sunulduğu gibidir. Üniversite öğretim üyeleri olarak kampanyaya destek vermemiz, bilimsel etiğe gösterdiğimiz saygının bir ifadesi olacaktır.
Cicero’nun “Milletler parasızlıktan değil ahlaksızlıktan çökerler” ifadesini tersten okuyacak olursak toplum olarak ahlaki değerlerimizi, bilimimiz ve bilgimize yakışır şekilde yaşatırsak toplum olarak gelişir ve muasır medeniyetler düzeyine çıkabiliriz.
Duyarlı hocalarımızın katkısıyla bu mail sayısının arıttırması yararlı olacaktır.
Saygılarımla.
Not: İlgi duyanlar ve daha önce okumamış olanlar için ayrıca daha önce yazdığım “Bilimsel Etik Kurullarının Gerekliliği” adlı yazı ekte sunulmuştur.

İMZA KAMPANYASINA ÇAĞRI
Değerli Öğretim Elemanları
Bildiği gibi bilim etiği, ilgili kurumların duyarsızlığı ve örtbas etme çabaları sonunda üniversitelerimizin ve doğal olarak ülkemizin önemli sorunlarından biri haline gelmiştir.
Örtbas edilmeye çalışılan ve kanıtlara dayalı olan gerçeklerden yola çıkılarak bilim etiği başta olmak üzere toplumsal-siyasal etiğin geliştirilmesi için ilgililerin ve kamuoyunun dikkatini çekmek, toplumun her alanında gereksinim duyulan “etik ve ahlaki değerler bilinci” nin oluşmasına katkıda bulunmak ve üniversitelerde zirveye ulaşan etik dışı eylemler hakkında ilgilileri göreve davet etmek amacıyla sizleri, bu çok önemli soruna sahip çıktığınıza güvenerek aşağıdaki basın açıklamasına imzalarınızla/isimlerinizle destek vermeye çağırıyoruz.
Destek verdiklerini bildirenlerin isimleri açıklamanın altına “imza verenler” olarak eklenecek ve “ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ELEMANLARINDAN BİLİMSEL VE ETİK DEĞERLERE SAYGI ÇAĞRISI” başlığı altında arzu edenlerin katılacağı bir basın toplantısı ile kamuoyuna açıklanacaktır. Açıklama ayrıca Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, MEB, Üniversite Rektörleri, YÖK, ÜAK, TÜBİTAK ve TÜBA Başkanlıklarına da gönderilecektir.
Bu mesajla ilettiğimiz aşağıdaki basın açıklamasına desteğinizi bildirerek imza vermek için lütfen
açılacak sayfada "----- Original Message ----- " bölümünde yer alan basın açıklaması metninin altında bulacağınız tabloyu kimlik ve kurum bilgilerinizi yazarak doldurun.
Gönder butonunu tıklayarak yanıt mesajıınızı gönderin.
Sevgi ve başarı dileklerimizle
Yaman ÖRS (Akdeniz Ü.), Hasan Yazıcı (İstanbul Ü.), Kayhan KANTARLI (Ege Ü.), Orhan BURSALI (Cumhuriyet Bilim Teknik D.), Tayfun AKGÜL (İTÜ), Levent SEVGİ (Doğuş Ü.), Mehmet ELBİSTAN (Ondokuz Mayıs Ü.), İzge GÜNAL (Dokuz Eylül Ü.), Ferhan Sağın (Ege Ü.), Semih SEMİN (Dokuz Eylül Ü.), İsmail DUMAN (İTÜ), Mustafa DEMİRCİOĞLU (Ege Ü.), Feza KORKUSUZ (ODTÜ)
---------------------------------------------------------------------------------------
ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ELEMANLARINDAN
BİLİMSEL VE ETİK DEĞERLERE SAYGI ÇAĞRISI
Bizler, etik değerlerdeki aşınmanın son yıllarda toplum ahlakını ve ülkenin bilimsel geleceğini tehdit eder boyutlara ulaşmış olması karşısında Bilim Etiği başta olmak üzere Toplumsal-Siyasal Etiğin Gelişmesi ve Yerleşmesi gerektiğine inanan öğretim elemanları olarak aşağıdaki görüş ve düşüncelerimizi kamuoyu ile paylaşmak ve ilgili kişi ve kurumların dikkatine sunmak gereğini duyuyoruz.
Bilimin ana uğraşı, var olma nedeni, gerçeği aramaktır. Bilimsel gerçeğin aranmasında çıkış noktası varsayımdır. Bilim insanı önce varsayım üretir, ondan sonra da olanca güç ve dürüstlükle bu ürettiği varsayımı çürütmeye çalışır. Bunda gerçekten başarılı olamadığında ve ancak o zaman, bilimsel gerçeğe erişebilir. Kendini çürütmeye çalışmak olağanüstü bir dürüstlük gerektirir. O nedenle de ahlak ve bilim tümüyle bir bütündür. Bilim yaparken ayrıca ahlak beklenmez. Ahlak olmazsa bilim de olmaz.
Bilim uğraşının ahlaka koşut ikinci temel öğesi özgünlüktür. Özgünlük de ahlak gibi bilimin olmazsa olmazıdır. Varsayımlar aynı bile olsa bilimin temel yöntemi olan varsayım çürütme işlevi hemen her örnekte kaçınılmaz olarak değişiklik gösterir. Bu nedenle gerçek bilimsel çaba her zaman özgündür.
Bilim ahlakından sapma çok çeşitli olabilir. Kamuoyunca daha iyi bilinen aşırmalar (=intihal) yanında yapılmamış deney veya gözlemler yapılmış, yapılanların sonuçları çarpıtılmış veya bu deney ve gözlemlerle hiç ilgisi olmayanlar bunları yapmış gibi gösterilebilir. Ancak tüm sapmaların ana öğeleri, bilimin temelleri olduğunu vurguladığımız ahlak ve özgünlük yoksunluğu ile bunlara koşut giden gerçek bilim insanının birey hakkına saldırıdır. İşte bu nedenlerle bilim ahlakından sapmalar uygar ülkelerde büyük tepki alırlar.
Üniversitelerimizde onyıllardan beri süregelen ve çok tehlikeli bir şekilde adeta kanıksamaya başladığımız söz konusu sapmalardan ve daha da önemli olarak bu sapmaları yapanların, meslektaşlarımız ve özellikle yöneticiler düzeyinde gördükleri korumadan çok rahatsızız. Üniversite yöneticileri, YÖK, ÜAK, TÜBİTAK ve TÜBA'nın dünya görüşü, siyasal düşüncesi, inancı, akademik ve toplumsal konumu ne olursa olsun bilim ahlakını çiğneyenler karşısında tarafsız, etkin ve kararlı bir tavır almasını talep ediyor, söz konusu kişi ve kurumları bilim ahlakına gerçek anlamda sahip çıkmaya çağırıyor, akademik uğraş kadar ülkemizin saygınlığı yönünden de yaşamsal gördüğümüz bilim ahlakının yakın takipçisi olmaya korkmadan ve yılmadan devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.
Yaman ÖRS (Akdeniz Ü.), Hasan Yazıcı (İstanbul Ü.), Kayhan KANTARLI (Ege Ü.), Orhan BURSALI (Cumhuriyet Bilim Teknik D.), Tayfun AKGÜL (İTÜ), Levent SEVGİ (Doğuş Ü.), Mehmet ELBİSTAN (Ondokuz Mayıs Ü.), İzge GÜNAL (Dokuz Eylül Ü.), Ferhan Sağın (Ege Ü.), Semih SEMİN (Dokuz Eylül Ü.), İsmail DUMAN (İTÜ), Mustafa DEMİRCİOĞLU (Ege Ü.), Feza KORKUSUZ (ODTÜ), İbrahim ORTAŞ (CU), Veysel Batmaz (İstanbul Ü.)
09 Ekim 2005
SESSİZLİK SARMALI

HİKMET KIRIK, SERDAR TAŞÇI, VEYSEL BATMAZ'IN İLETİLERİ...
GÖZ ATIN, KULAK VERİN; SESSİZLİK SARMALI'NA YAKALANMAYIN...
"Sessizlik Sarmalı Teorisi" için, Elisabeth Noelle-Neuman'ı okuyun...
HİKMET KIRIK YAZIYOR:
SÜKÛT İKRÂRDAN GELİR
(İDDİAYI CEVAPSIZ BIRAKMAK, İDDİAYI KABUL ETMEK DEMEKTİR)
Serdar Tasci'nin ithamları son derece agır. Bu ithamlara maruz kalanlar suskunluklarini surduremezler.
Bu noktadan sonra bu yazıda adı gecenlerin söz hakkı; cevap hakkı; savunma hakkı dogmustur. Bu haklarin kullanimini hic kimse engellemeye calismamalıdır.
Bu meslektaslarimiz kendilerine isnad edilen hukuksuzlukları yapmadiklarını; iş ahlakina uymayan davranışlarda bulunmadiklarini;
Akademik etik ve geleneklere aykırı tutum ve davranışlar içinde olmadiklarini göstemek zorundadirlar. Onlardan bunu bekliyoruz. Hem de acil olarak.
Aksi taktirde herkes "Sukut İkrardan Gelir" diye düşünmeye başlayacaktır.
Hukuki süreç tabii ki çok önemli; ama esas olan fakültenin vicdanında aklanmaktır. Akademik hayatının sonlarına gelmiş birisi bu tür ithamlar karsisinda: gormezden, duymazdan gelip isin ustunun ortulmesini boylece unutulmasini saglamaya calisabilir. Bu tiplerin zaten ovunecekleri bir akademik gecmisleri de olmadıgı icin en ideal durum gelebildikleri yerde her seye ragmen tutunup idare etmektir. Ve oyle gorunuyor ki idare de edebiliyolar.
Ancak akademide kendileri icin hala bir gelecek görenler; onlar kendilerini temizlemek zorundalar: yoksa onlar temizlenir. Nasıl Turkiye Cumhuriyeti muasır medeniyet seviyesine yukseldikçe dünya ile entegre oldukca: "Bazar ekonomisi" yerini modern üretim ilişkilerine bıraktıysa; siyaset yapma biçimi; hukuk anlayışı değişiyor, akademi de degişecek, en azından Istanbul'da boyle olacak. Uluslararası standartlar kendini dayatır, böyle biline. Buna uymayanlar/uyamayanlar icin hala Anadolu üniversitelerinin bazilarinda yer olabilir. Ama İstanbul Universitesi'nde degil.
AB Sürecini böyle okuyun. O zaman meseleyi içselestirmis olursunuz ve sizin icin "bilgi" ye dönüsür. AB ile tam üyelik sürecinde "Ulusal Cıkar" en iyi sekilde oranın standardına uygun fakülte ile sağlanır.
Müzakere sürecinde ilk başlık “Üniversiteler.” Bu tesaduf mu sizce?
Doç. Dr. Hikmet Kırık
SERDAR TAŞÇI’NIN İDDİALARI:
İletişim Fakültesi yeni bir döneme giriyor. Yüce Yargıda bu fakültede olup biten her şey açıklanacak, belgeler konuşacaktır. Hukuk devleti ihlalleri, yayınlarda yapılan usulsüzlükler, yandaş kollamalar, özlük haklarına ilişkin hukuksuzluklar, soruşturmalar, sahte evraklar, tehditler, yasal olmayan kurullar ve kararlar artık Yüce yargıya taşınıyor.
Burası devlet üniversitesi ve herkes yasalara uymakla yükümlüdür. Bu yasalara nasıl ben uyuyorsam, bu yasalara Suat Gezgin de, Murat Özgen de, Ergun Yolcu da, Aydemir Okay da uyacaklar. Bunu Türk yargısı ve tazminat rücuları ile elbet sağlayacağız. Konuşacak çok lafımız, savunacak Hukuk değerlerimiz ve ilkeli-onurlu duruşumuz var. Buranın dağ başı olmadığını Hukuk devletini devreye sokarak gösterme zamanı gelmiştir.
Suat Gezgin usulsüz soruşturmalar açamayacak, girmediği dersleri üzerine yazamayacak, tüm bölümlerin başkanlıklarını yasaya açıkça aykırı olduğu halde, yönetmeliğe dayanarak üzerinde toplayamayacaktır. Çünkü hukuk hiyerarşisi gereği, yasaların amir hükümleri yönetmelik ile ilga edilemez. Bunu Alemdaroğlu yapıyordu en son. Hani Cumhurbaşkanımızın görevden alacağı günlerde, Suat Gezgin’in propagandif bir gazete yazısı ile savunduğu devrik rektör… Anımsanacağı gibi, Alemdaroğlu hukuksuzlukları nedeniyle görevden alınmak için YÖK tarafından Cumhurbaşkanlığına teklif yapıldığı sırada, Alemdaroğlu geleneğine sahip çıkan dekan, 21 Eylül 2004 tarihinde kendi imzası ile Cumhuriyet Gazetesi’nde Alemdaroğlu’nu savunan propagandif bir yazı yayınlamıştır. Bu yazıda, Alemdaroğlu’nun görevden alınmak istendiğinin gerekçelerini yazısında şöyle dile getirmektedir, aynen aktarıyorum:
“Biliyor ve inanıyoruz ki, Kemal Alemdaroğlu görevden alınmak isteniyor, çünkü:
Çünkü Alemdaroğlu tek dili savunuyor…
Çünkü Alemdaroğlu tek devleti savunuyor…
Çünkü Alemdaroğlu tek vatanı savunuyor…
Çünkü Alemdaroğlu tek ulusu savunuyor…
Çünkü Alemdaroğlu tek bayrağı savunuyor…” (Prof. Dr. Suat Gezgin)
Ne ilginç ki: aynı günlerde Suat Gezgin, benim 8 günde okulda 13 gün olmadığımı iddia ederek açtığı soruşturmada, savunma almadan görevden çekilmiş sayılmamı sağlayan disiplin kurulu kararını çıkarmıştı. Son bir yılda, 2 si okuldan atılmam olmak üzere yönetmelikteki tüm disiplin cezalarını tarafıma usulsüz biçimde hak görmüştür. Alemdaroğlu zihniyetine boyun eğmediğim için başıma gelen tüm bu olaylardan dolayı onur duyuyorum. İftiralara uğradığım halde, Hukuk devletine karşı olan inancımdan hiç ayrılmadım. Suat Gezgin’in tehditleri benim Hukuk devletini, doğruları ve fakülte çıkarını savunmama engel olamadı, olamayacaktır da… Buna kimsenin gücü yetmez.
Tabii ki Suat Gezgin bu kararları tek başına almıyor. Yasal olmayan yönetim kuruluna bakarsanız kimlerle beraber bu kararları aldığını görebiliriz. İlgili şahıslar hakkında da hukuk usullerini ihlalden dolayı gereken başvurularımı ve tazminat işlemlerini yapacağım.
Ergun Yolca bilmediği ve dil sınavlarını veremediği dillerde asistanlara yabancı yayınlar yaptırıp kendi adı ile bastıramayacak. Bunu yaparken, yasal olmayan yönetim kurulunda, fakülte adına kararlar alamayacak. Yetkisi olmadığı halde, koca bir bölümün sorumlusu olduğuna dair beyanlar veremeyecek. Özlük haklarını ihlal edemeyecek. Çünkü hukuk devleti elbet buna izin vermeyecektir.
Murat Özgen ve Aydemir Okay sürekli biçimde, hukuk usullerine aykırı biçimde açılan soruşturmalarda artık soruşturma adaletini ihlal edemeyecekler. Hukuk devleti, üst idare makamları ve Türk yargısı bunlara elbet izin vermeyecek, dur diyecektir.
Yeni belgelerimizi açıklayacağız. Doktora tezleri, yayınlar, gazete-dergi yazıları ve usulsüzlükler…Fransa, Almanya, Türkiye, Amerika…
Bilimsel eleştiri, yoğunlaşan teşhir ve tüm yaşananların yargıya taşınma zamanı artık gelmiştir…Bakalım doğu kültürü mü, kanun benim diyen alemdaroğluculuk mu, organize usulsüzlük grubu mu, yoksa Hukuk devleti-Cumhuriyet akılcılığı mı zafer kazanacak…
Alemdaroğlu ‘Hukuk istiyorum’ diyordu en son. Bakın Hukuk herkese lazım. Dilerim hiç kimse, bir gün ‘hukuk istiyorum’ demek zorunda kalmaz. Çünkü hukuk bir gün değil, her gün ve herkes için istenmesi gereken bir şeydir.
Her makamdan ve her unvandan Herkesi; Hukuk Devleti anlayışına sahip çıkmaya 1001. kez davet ediyorum… Bu bizim görevimiz, kamu personeli bilim adamı sorumluluğumuzdur.
Alemdaroğlu dönemi sona erdi. Kimse, Hukuk devletini savunmaktan korkmamalıdır. İstanbul Üniversitesi Hukuk devletine ve Cumhuriyet akılcılığına yaslanarak Evrensel bilime katkı yapan ve öğrenciler yetiştiren bir kurum olacaksa, Alemdaroğlu uygulamalarının son kalıntılarını da kendi bünyesinden artık temizlemelidir. Sağlıklı bir nefes, uzun vadeli bir koşu için…
Aydınlık bir Türkiye için, Aydınlık ve Hukuk devletine yaslanan bir İstanbul Üniversitesi’ne ihtiyaç var…
Arş. Gör. Serdar Taşçı, MA
VEYSEL BATMAZ’IN NOTU:
Her iki iletiyi de okudunuz; YÖK de okuyor; Rektörlük de, Rektörlükler de... Bu iletimi de okuyacaklar:
İstanbul Üniversitesi Rektörü Sevgili ve Sayın Prof. Dr. Mesut Parlak, rektörlüğe Cumhurbaşkanı tarafından atanmasının hemen ardından, İstanbul Üniversitesini bir “üniversite” olduğunu görerek ve göstererek, iki önemli açıklama yapmıştı. Hem tüm üniversite camiası tarafından desteklenen, hem de Vistilef olarak biz İletişim Fakültesi çalışanlarınca doğru ve güzel kabul edilen açıklamalar şunlardı: “Üniversiteden siyaseti uzaklaştıracağım.” ve “Fakültelerin akademik işlerine ve iç ilişkilerine karışmayacağım.”
Bu iki önemli duruş, tavır ve açıklamayı tam anlamıyla destekliyoruz.
Fakültemizde olup bitenleri biz hallederiz. Önemli olan yasalar çerçevesinde suskun kalmamaktır. Hukuku ve bilimi en yüksek kriter olarak Fakülte hayatında egemen kılmaktır. Vistilefler bunun için yayındadır. Bu iki önemli olguyu “arş-ı alâya” ilan emek için.
Üniversitelerde öğrenci ve/veya çalışan olarak bulunan herkesin kişisel ideolojisi ve siyasal tavrı vardır; bilim nesneldir ama tarafsız değildir. Bu kişisel tavırlar, üniversite düzeyinde çeşitli kademe ve alanlarda ifade edilirler. İfade özgürlüğünün ve bilimsel özerkliğin gereği olarak, isteyen istediği fikri beyan eder. Ancak, üniversitede siyaset yapılamaz. Siyasetin başka platformları vardır ve yapılış mekanizmaları demokratik hukuk devletinde anayasalar ve yasalarca çizilmiştir. Üniversite siyaset alanı değildir. Rektörümüzün bu tavrı ve duruşunu sonuna kadar destekliyoruz.
İkinci olarak, Rektörlük isabetli bir kararla “Fakültelerin akademik iç yapılanmalarına karışmayacağını” ilan etmiştir. Alemdaroğlu döneminde Fakültemizde Rektörlüğün ve Dakanlığın yasaya karşı iç akademik yapılanmaya karışarak Ana Bilim Dallarını bir gecede tümden yok etmelerinin sonucunu herkes şu anda “acı” bir biçimde yaşamaktadır. Bu acıyı hissetmeyene AKADEMİSYEN denmez. Ana Bilim Dalları, bir Bölümün ve Fakültenin idari ve akademik yapı taşları ve temelleridir. Temelsiz bir Fakülte’de yaşamak, AKADEMİSYENLERE yakışmaz.
Rekötürlüğün, akademik iç işlerine karışmama kararı, bize doğrudan hukuksal ve akademik görevler vermektedir: Sevgili ve Sayın Rektörümüz, açıkça, doğru olarak ve saygın bir biçimde, “kendi işinizi kendiniz onurunuzla halledin” demektedir. Bu zımnî görevlendirmeye uymayanlar açıkça akademisyenliklerini sorgulamalıdırlar.
Bu nedenle, Fakültemizde bulunan her akademisyen arkadaşı, yeni akademik yapılanma için göreve çağırıyorum.
Bu yeni yapılanmanın koşulları ve aşamaları şunlardır:
Bölüm başkanları, bila kaydı şart, yasaya göre atanmalıdırlar.
Bölümler, sekretaryalı bir biçimde kendi içlerinde, bağımsız ve özgür olarak, yeni iletişim ortamlarına ve sektörel gelişmelere uygun olarak Ana Bilim Dallarını gerekçeli olarak oluşturmalı ve Senato’ya sunulmak üzere Fakülte Yönetim Kurullarına sunmalıdırlar.
Bu aşamalardan sonra yeni Fakülte Kurulu ve Yönetim Kurulu yasaya uygun olarak oluşturulmalıdır.
Anabilim Dalları, resmi olarak ihdas edilmeden önce (çünkü Senato ve YÖK süreci zaman alacaktır), müfredat çalışmaları yaparak, Bölüm içinde bu müfredatı tartışmaya açarak, müfredatın yeni halinin son kararını vermek üzere yasaya uygun biçimde Fakülte Kurulu’na sunmalıdır.
Şu andaki Dekanlık toptan istifa etmeli ve yerine Fakülte dışından bir Vekil Dekan atanmalıdır.
Bu Vekil Dekan koordinasyonunda, Okul’a yeni üst ünvanlı akademisyenler alınmalı ve Okul’un çok zayıf olan Profesörlük ve Doçentlik kadroları güçlendirilmelidir.
Başka çözüm yoktur: Rektörlük bu görevi, yaptığı açıklamalar ve kararlı tutumuyla, hepimizin omuzlarına yüklemiştir. Herkesi göreve çağırıyorum. Beş taş oynamıyoruz...
Prof. Dr. Veysel Batmaz
10 Ekim 2005
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)