Add to Flipboard Magazine.

18 Ekim 2009

PROF. DR. ÜNSAL OSKAY (1939-2009)

İletişim bilimi en önemli öncülerinden birini yitirdi. Frankfurt Okulu diye tanınan “eleştirel kuramın” Türkiye’deki en önemli temsilcilerinden biriydi Ünsal Hoca. “Eylem değil, söylem önemlidir” tezi ile özetlenebilecek olan bu kuram, 1980 sonrası solcularına büyük oranda pasifistlik bahanesi ve post-modern teoriye açılım sağlamıştı.


Aytaç Oksal Buldan tarafından Amerika’dan bir nüshası getirilmiş olan Martin Jay’in The Dialectical Imagination kitabının Siyasal Bilgiler Fakültesi doktora öğrencilerinin başucu kitabı olduğu 1979-1982 yıllarında Ünsal Oskay da doktora programında Frankfurt Okulu üzerine dersler veren bir doçentti; o zamanlar başlamıştı, Martin Jay’in doktora tezi olan ve C. Wright Mills’in The Sociological Imagination’ına sanki nazire olarak yazılan kitabını çevirmeye. Ünsal Hoca aynı zamanda bir C. Wright Mills hayranıydı. Mills’in katı anti-pozitivizmiyle, Adorno’nun esnek anti-pozitivizmini birleştirmiş ve Walter Benjamin izinden neredeyse amorf bir iletişim teorisine varmıştı. Bu teoriyi son yirmi yılda bol bol medyada dillendirdi, makaleler yazdı ve kitaplar yayınladı.



Ünsal Oskay o zamanlar SBF-BYYO’da asistanları ve doktora öğrencileri ile sıcak ilişki kurmuş, herkese hocadan çok bir ağabey gibi davranmış, derslerindeki belagat ve kapsam ile, 12 Eylül’ün baskıcı boğucu faşizminde soluk alınacak bir vadi yaratmıştı. Veysel Batmaz, Aydın Uğur, Erol Mutlu, Hikmet Özdemir, Aytaç Oksal Buldan, Bülent Ece öğrencilerinden bir kaçıydı. Giriştiği devasa toplumsal açıklama, kılavuz olarak benimsediği teorik bütünlükle yer yer uyuşuyor, uyuştuğu zaman medya ünlüsü oluyor; uyuşmadığı zaman da inzivaya çekilerek yeni açılımlar biriktiriyordu. Benim 3 kurucusundan biri olduğum Beykent Üniversitesi’ni benim kuruculukla uğraştığım yıllarda, vakıf üniversiteleri genel bağlamında çok eleştirmişti; talih onu, Beykent Üniversitesi Rektör Yardımcısı olduğu bir zamanda yakaladı. Onda müşahaslaşmış olan bu ironi, aslında tüm akademisyenler için tam bir Türkiye klasiği. Benim içinse durum tersi: ilkönce vakıf üniversitesi kurdum, daha sonra devlet üniversitesine geçtim. Şu sıralarda da tüm üniversitelerin vakıf üniversitesi olması için projeler üzerinde çalışıyorum. Tüm devlet üniversitelerinin, üniversitenin gerçek sahipleri olan mezunlarının, çalışanlarının ve öğrencilerinin kuracağı vakıflara devredilmesini öneriyorum. Aynı o çok izinden gittiğimiz Bologna Süreci’nin yer aldığı kentteki Bologna Üniversitesi gibi. Benim bu türlü projeler yaratmamın temelinde ise Ünsal Hoca’nın bana kazandırdığı sağlam açılım ve bağlam analizleri yatıyor. Onun ironisini hiç olmazsa biraz olsun gerçekliğin temelinde söylemden kurtarıp eyleme dönüştürüyorum, yine onun öğrettikleri ile.



İletişim eğitiminin bugünkü hali, eksik yanlış, ondan çok şey öğrendi. Onun açtığı pencereden bakmayı bilenler başka ufuklar da gördüler; Ünsal Hoca’nın sisli bıraktığı yerleri, sınıfsal analizlerle doldurmaya çalıştılar ve onu eleştirdiler. Ancak Türkiye’de iletişim bilimi alanı, onun açtığı yoldan değil de, 12 Eylül sonrası medyada (MEME) belirlenen sığlıkta ilerlediğinden medyada zaman zaman yer alarak sanki kendi kendine tuzak kurmuş gibi bir hale dönüşen Ünsal Hoca’nın amacı hasıl olamadı. Üstelik, medya (MEME) yerine üniversiteyi temel uğraşı alanı haline getirmeyen her akademisyenin makus talihine o da boyun eğdi. Üniversitenin yerini mainstream medyanın alması ile artık iyice zıvanadan çıkmış olan akademik çalışmalar (özellikle ve ironik olarak “medya çalışmaları”), Ünsal Hoca tarafından başlatılan açılımı artık hiç bir zaman yakalayamayacak. İkinci ironisi de buydu: Medyayı üniversite yapmaya çalıştı ama Adorno’nun kuramını izleseydi olamayacağını bilirdi. Medyada medya eleştirisi yapmak ne kadar şart ve olanaklı?



Hepimiz O’na herşeyimizi borçluyuz.
O, hepimizden alacaklı.
Güle güle sevgili Ünsal Hocam...



Senin için çok eleştirel bir inceleme yazmayı hep düşündüm ama son yıllardaki sağlığınla ilgili sorunlar nedeniyle hep erteledim. Ama artık gereği de pek kalmadı. Yanıt vermen artık olanaksız. Seni hep sevdim. En büyük kötülüğü de bana yaptın, beni borçlu bıraktın. Borcumu ne zaman ödeyeceğim, bilemiyorum.


Prof. Dr. Veysel Batmaz
Bu yazı 19 Ekim 2009'da Birgün'de de yayınlandı:

09 Ekim 2009

İstanbul Üniversitesi’ni kışlaya çeviren Alemdar Kemal dönemi fişlemesi ve Parlak dönemi görevi kötüye kullanma hukuksuzlukları yargıya taşınıyor...

Fişleme = Bir kişi veya kurum hakkında, ayırımcılık ve manipülasyon yapmak, ve iftira atmak için düzenlenmiş şahsi veya örgütsel bilgilerin belli kişilerce ve çoğunlukla ihbar niteliğinde liste halinde kayıt altına alınması ve bu bilgileri yargı dışında, görevi olmayan yerlere bildirmek, bir tür "polislik" yapmak

Görevi kötüye kullanma = İdari bir yetkilinin yetkisini aşarak veya sadece düşmanlık duyduğu için bir görevliye hukuksuz işlem yaparak hukuk dışı amacına ulaşması ve bu hukuksuz işleminden dolayı maddi ve/veya manevi kazanç temin etmesi. Bu suç, sadece idari disiplin suçu değil, TCK'na göre 3-5 yıl hapis cezası ile yaptırıma bağlanmıştır.

Eski Adli Tıp Enstitüsü Başkanı Sevil Atasoy ve Ergenekon sanığı İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Ümit Sayın tarafından hazırlanan ve 1. Ordu Komutanlığı'na sunulan fişlemeler konusunda Türk Tabipler Birliği, Adli Tıp Uzmanları Derneği, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı yargıda hesap soracaklarını açıkladı. İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sermet Koç ve Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy çok ciddi bir sorunla yüz yüze olduklarını söyledi. Ergenekon klasörlerinde yer alan belgeler, akademisyenlerin, 'Kürt kökenli, PKK sempatizanı, bölücü, eski sol militanı' şeklinde fişlendiğini ortaya koymuştu.

Üniversitedeki büyük fişleme Ergenekon klasöründe ortaya çıktı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talebi üzerine Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından gönderilen 47 sayfalık raporda, "İÜ'de görevli akademisyenler 'Kürt kökenli, PKK sempatizanı, bölücü, ayrılıkçı, eski sol militan' şeklinde fişlendiği belirtiliyor. Skandal sadece fişlemeyle sınırlı kalmamış. Eski İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanı Keramettin Kurt, eski İstanbul Adli Tıp Enstitüsü başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy ve S.G., S.A., M.K.B., K.A., N.S. başta olmak üzere pek çok akademisyen, meslektaşları hakkında askerî istihbarata bilgi vermiş. Atasoy, ayrıca bir rapor hazırlayarak 1. Ordu Komutanlığı'na sunmuş.

Uygulamayı kınayan Türk Tabipler Birliği, Adli Tıp Uzmanları Derneği (ATUD), Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı, yargıya gidiyor. İstanbul Tabip Odası'nda düzenlenen basın toplantısında hazırlanan ortak açıklamayı okuyan Prof. Dr. Sermet Koç, İÜ Adli Tıp Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy ile aynı kurumdaki öğretim üyesi ve "Ergenekon" davasının sanıklarından Doç. Dr. Ümit Sayın tarafından, bazı akademisyenlerin ve Adli Tıp Uzmanları Derneği gibi sivil toplum örgütlerinin ''ulusal güvenliği tehdit ettiği'' iddiasıyla Birinci Ordu Komutanlığı ile Milli Güvenlik Kurulu, Birinci Ordu Komutanlığı, Genelkurmay, Jandarma, Özel Kuvvetler Komutanlığı ve kuvvet komutanlıkları istihbarat birimlerine 47 sayfalık rapor sunulduğunu belirtti. Raporun Birinci Ordu Komutanlığı'nca hazırlanan 15 Temmuz 2005 tarihli üst yazısında, "1987 yılından beri Adli Tıp Enstitüsü'nün müdürlüğünü yapan ve 26 Mayıs 2005 tarihinde dolan görev süresi uzatılmayan Prof. Dr. Sevil Atasoy tarafından üniversitedeki kadrolaşma, bu kadrolaşmanın şekli, ideolojik yönü, amacı ve sonuçlarıyla ilgili iddiaları içeren ve bu iddiaları belgelerle destekleyen eklerden oluşan bir rapor alınmıştır.'' denildiğine dikkat çekti. Koç, şöyle devam etti: "Medyada ve toplumda yoğun tepkilere yol açan bu faaliyetler, bilim insanlığı ile hiçbir şekilde bağdaşmadığı gibi ihbar edilen kişi ve kurumların haklarına karşı yapılmış en ağır saldırı, nitelikli bir suçtur. Sevil Atasoy'un kendini aklama adına medyada yaptığı açıklamalar dahi işlenen suçun teyidinden başka anlam taşımamaktadır. Tüm bu hukuk dışı faaliyetler, eski İÜ Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu ile eski Adli Tıp Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy'un tekrar görevlerine getirilme amacı ile sınırlı kalmamış, 30'un üzerinde akademisyen, üniversite mensubu ve ATUD başta olmak üzere sivil toplum örgütleri, asılsız, ağır suçlamalarla itham edilmişlerdir. Durum, bu faaliyetleri olağan gibi kabul ederek, dikkate alan ihbarcıları muhatap kabul eden kurum ve kişiler açısından da son derece düşündürücü nitelik arz etmektedir. Yalnızca bu işte rolü bulunan kişi ve kurumlar değil, üniversite, demokrasi, hukuk gibi kavramlar açısından da kaygı vericidir. Bizler üniversitelerimizde ve diğer kurumlarda yürütülen bu ve benzeri komplocu, keyfi, hukuk dışı faaliyetler konusunda tüm toplum ve ilgili kurumları uyarıyor, bilim ve demokrasi adına kaygı verici bulduğumuzu bildiriyoruz. Bu 47 sayfalık raporun hazırlanmasında rolü bulunan kişileri şiddetle kınıyor, konuyu yargıya götüreceğimizi duyuruyoruz.''

Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy da hekimlik etiğine, insan haklarına, akademik etiğe aykırı çok ciddi bir sorunla yüz yüze olduklarını söyledi. Atasoy ve Sayın'ın ne kadar askeri kurum varsa hepsine hizmet sunduğunu belirten Gürsoy, "Diyorlar ki 'Bizim çalıştığımız enstitüde bazı hocalar Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden bazı davranışlarda bulunuyor. Bu kişiler, Kürt ve Alevi kökenli, PKK sempatizanı, sol fraksiyonlara dahil. Biz bunların takibi konusunda gönüllüyüz. Gerekli teknik desteği verin'. Bu iki akademik kişi, birbirleriyle “chat” yaparken akıl almaz bir istekle ihbarcılığı olağanüstü boyutlara vardırmışlar."

08 Ekim 2009

İLK 100

İngiliz Guardian gazetesinin, Times Higher Education ve QS Top Universities tarafından yapılan araştırmaya göre, en iyi 10 üniversitenin 4'ü, 100 üniversitenin de 18'i Büyük Britanya'da yer alıyor. Listeye geçen yıl 42 üniversite sokan Kuzey Amerika'dan bu yıl ise listeye giren üniversite sayısı 36.

Öte yandan Asya'dan listeye giren üniversitelerin sayısı geçen yıla göre 2 artarak, 14'den 16'ya yükselirken, Tokyo Üniversitesi 22. sırada, Hong Kong Üniversitesi 24. sırada yer alıyor.

Dünyanın en iyi 100 üniversitesinin listesi şöyle sıralanıyor:

1- HARVARD Üniversitesi (ABD)
2- CAMBRIDGE Üniversitesi (Büyük Britanya)
3- YALE Üniversitesi (ABD)
4- UCL (University College London) (Büyük Britanya)
5- IMPERIAL College London (Büyük Britanya)
6- OXFORD Üniversitesi (Büyük Britanya)
7- CHICAGO Üniversitesi (ABD)
8- PRINCETON Üniversitesi (ABD)
9- MASSACHUSETTS Teknoloji Enstitüsü (MIT) (ABD)
10- CALIFORNIA Teknoloji Enstitüsü (Caltech) (ABD)
11- COLUMBIA Üniversitesi (ABD)
12- PENNSYLVANIA Üniversitesi (Univ. of Penn.) (ABD)
13- JOHNS HOPKINS Üniversitesi (ABD)
14- DUKE Üniversitesi (ABD)
15- CORNELL Üniversitesi (ABD)
16- STANFORD Üniversitesi (ABD)
17- Ulusal Avustralya Üniversitesi (Avustralya)
18- MCGILL Üniversitesi (Kanada)
19- MICHIGAN Üniversitesi (ABD)
20- ETH Zurich (İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü) (İsviçre)
21- EDINBURGH Üniversitesi (Büyük Britanya)
22- TOKYO Üniversitesi (Japonya)
23- KING'S College London (Büyük Britanya)
24- HONGKONG Üniversitesi (Hong Kong)
25- KYOTO Üniversitesi (Japonya)
26- MANCHESTER Üniversitesi (Büyük Britanya)
27- CARNEGIE MELLON Üniversitesi (ABD)
28- École normale supérieure (Fransa)
29- TORONTO Üniversitesi (Kanada)
30- Ulusal Singapur Üniversitesi (Singapur)
31- BROWN Üniversitesi (ABD)
32- NORTHWESTERN Üniversitesi (ABD)
33- CALIFORNIA Üniversitesi, UCLA (ABD)
34- BRISTOL Üniversitesi (Büyük Britanya)
35- HONG KONG Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (Hong Kong)
36- ÉCOLE POLYTECHNIQUE (Fransa)
37- MELBOURNE Üniversitesi (Avustralya)
38- SYDNEY Üniversitesi (Avustralya)
39- California Üniversitesi, BERKELEY (ABD)
40- BRITISH COLUMBIA Üniversitesi (Kanada)
41- QUEENSLAND Üniversitesi (Avustralya)
42- École Polytechnique Fédérale de LAUSANNE (İsviçre)
43- OSAKA Üniversitesi (Japonya)
44- TRINITY College (İrlanda)
45- MONASH Üniversitesi (Avustralya)
46- Çin Hong Kong Üniversitesi (Hong Kong)
47- Ulusal Seul Üniversitesi (Güney Kore)
48- NEWSOUTH WALES Üniversitesi (Avustralya)
49- TSINGHUA Üniversitesi (Çin)
50- AMSTERDAM Üniversitesi (Hollanda)

51- KOPENHAG Üniversitesi (Danimarka)52- NEW YORK Üniversitesi, NYU (ABD)53- PEKİN Üniversitesi (Çin)54- BOSTON Üniversitesi (ABD)55- Technische Universitaet Münih, TUM (Almanya)56- TOKYO Teknoloji Enstitüsü (Japonya)57- HEIDELBERG Üniversitesi (Almanya)58- WARWICK Üniversitesi (Büyük Britanya)59- ALBERTA Üniversitesi (Kanada)60- LEIDEN Üniversitesi (Hollanda)61- AUCKLAND Üniversitesi (Yeni Zelanda)62- WISCONSIN Üniversitesi-Madison (ABD)63- AARHUS Üniversitesi (Danimarka)64- ILLINOIS Üniversitesi, Chicago (UIC) (ABD)65- Katholieke Universiteit, LEUVEN (Belçika)66- BIRMINGHAM Üniversitesi (Büyük Britanya)67- LONDON School of Economics and Political Science (Büyük Britanya)68- LUND Üniversitesi (İsveç)69- KAIST – Kore İleri Bilim Enstitüsü (Güney Kore)70- YORK Üniversitesi (Büyük Britanya)71- UTRECHT Üniversitesi (Hollanda)72- Cenevre Üniversitesi (İsviçre)73- Nanyang Teknoloji Üniversitesi (NTU) (Singapur)74- WASHINGTON Üniversitesi, St. Louis (ABD)75- UPPSALA Üniversitesi (İsveç)76- CALIFORNIA Üniversitesi, San Diego (ABD)77- TEXAS Üniversitesi, Austin (ABD)78- NORTH CAROLINA Üniversitesi, Chapel Hill (ABD)79- GLASGOW Üniversitesi (Büyük Britanya)80- WASHINGTON Üniversitesi (ABD)81- ADELAIDE Üniversitesi (Avustralya)82- SHEFFIELD Üniversitesi (Büyük Britanya)83- DELFT Teknoloji Üniversitesi (Hollanda)84- WESTERN AUSTRALIA Üniversitesi (Avustralya)85- DARTMOUTH College (ABD)86- GEORGIA Teknoloji Enstitüsü (ABD)87- PURDUE Üniversitesi (ABD)88- STANDREWS Üniversitesi (Büyük Britanya)89- University College DUBLIN (İrlanda)90- EMORY Üniversitesi (ABD)91- NOTTINGHAM Üniversitesi (Büyük Britanya)92- NAGOYA Üniversitesi (Japonya)93- ZÜRİH Üniversitesi (İsviçre)94- Freie Universitaet, BERLIN (Almanya)95- Ulusal Tayvan Üniversitesi (Tayvan)96- SOUTHAMPTON Üniversitesi (Büyük Britanya)97- TOHOKU Üniversitesi (Japonya)98- Ludwig-Maximilians-Universitaet, Münih (Almanya)99- LEEDS Üniversitesi (Büyük Britanya)100- RICE Üniversitesi (ABD)

02 Ekim 2009

DEKAN NASIL SEÇİLİR...

Dünyanın en iyi iletişim okulu olan Annenberg School for Communication-University of Pennsylvania'da yeni Dekan ataması için tüm mezunların ve öğrencilerin de görüşleri soruluyor. Prof. Dr.Veysel Batmaz'a gönderilen aşağıdaki mektubu, Dekan seçim sürecinin bir Amerikan üniversitesi'nde nasıl işlediğini göstermek için, bir örnek olsun diye Vistilef izleyenlerine sunuyoruz:

TO: Alumni of the Annenberg School for Communication
FROM: Afaf Meleis, Dean, School of Nursing, and Chair, Consultative Review Committee on the

Reappointment of Michael Delli Carpini as Dean of the Annenberg School for Communication

Michael Delli Carpini’s initial appointment as Dean of the Annenberg School for Communication ends on June 30, 2010. In discussions with Dean Delli Carpini, President Gutmann and Provost Price have learned that he is willing to have his term extended for another five years beyond that date. When reappointment of a Dean is contemplated, University policy requires that a Consultative Review Committee be established to advise the President and the Provost. In addition, each member of the standing faculty of the School is given the opportunity to provide confidential advice and views to the President and Provost.

After appropriate consultation and the nomination of faculty and students from within the Annenberg School for Communication, the President and Provost have established a Consultative Review Committee, which they have asked me to chair, to advise them on the extension of Dean Delli Carpini’s appointment.

The members of the Consultative Review Committee are:

Chair: Afaf Meleis, Dean, School of Nursing meleis@nursing.upenn.edu
Faculty:
Joseph Cappella, ASC
jcappella@asc.upenn.edu
Martin Fishbein, ASC mfishbein@asc.upenn.edu
Marybeth Gasman, GSE mgasman@gse.upenn.edu
Robert Hornik, ASC rhornik@asc.upenn.edu
John Jackson, Jr., ASC & SAS jjackson@sas.upenn.edu
Geeta Menon, Wharton gmenon@wharton.upenn.edu
Peter Stallybrass, SAS pstally@dept.english.upenn.edu
Students:
Andrew Crocco, PhD student, ASC
acrocco@asc.upenn.edu
Julie Gutowski, undergraduate communication major, SAS gjulie@sas.upenn.edu
Alumni Representative:
William Novelli, ASC’64
billnovelli@comcast.net
Staff to the Committee:
Adam Michaels, President's Office
adampm@upenn.edu
Stephen P. Steinberg, President's Office sps@upenn.edu
On behalf of the Committee, I am writing both to inform you about this process and to ask you to provide the Consultative Review Committee with any information you believe is appropriate regarding Dean Delli Carpini’s leadership of the Annenberg School for Communication, and especially, the major challenges and opportunities that he and the School will face over the next five years.

Please feel free to communicate with the Committee orally or in writing, through me, any of its members, or most conveniently through the Committee staff, Dr. Stephen P. Steinberg (sps@upenn.edu) or Mr. Adam Michaels (adampm@upenn.edu), as you prefer. I ask that you do so no later than October 30, 2009. While the Committee does not accept anonymous communications, the identity of all correspondents will be kept confidential and will not be shared with the President, Provost, Dean, or anyone outside the Committee.
Thank you for your participation in this important process. I and my colleagues on the Review Committee greatly value your insights and advice.


Afaf I. Meleis, Phd, DrPS(hon), FAAN, Margaret Bond Simon Dean of Nursing, Professor of Nursing and Sociology,University of Pennsylvania
School of Nursing, Claire M. Fagin Hall, 418 Curie Blvd., Claudia S. Heyman Dean's Suite, Philadelphia, PA 19104-4217, USA
+1-215-898-8283 (phone)
+1-215-573-2114 (fax)
meleis@nursing.upenn.edu
www.nursing.upenn.edu

28 Eylül 2009

26 Eylül 2009

NEREDE BİZİM ANA BİLİM DALLARI?

YÖK değişik fakültelerde ana bilim dalları ile ilgili düzenleme yaparken, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde tüm ana bilim dallarını, rektörlükten anlamaz Alemdar Kemal'in rektörlüğü sırasında, 6 Mayıs 2002 tarihinde kaldırdığını unutmuş görünüyor. Kerelerce düzeltilmesi için başvuruda bulunduğumuz yedi yıldır süren bu hukuki sakatlık, Fakülte'de hukuka ve yasaya aykırı olarak "Alemdaroğlucu-Parlakçı tek adam yönetimi" ihdas etmiş bulunuyor. Bu hukuki sakatlık yetki ve işlem yönünden, Fakültenin tüm idari ve akademik kurullarını Yasal olarak "oluşturulamaz" ve "karar alamaz" hale getirerek, öğrenciler ve öğretim elemanları için "telafisi imkansız mağduriyetler" yaratıyor. Anayasaya, yasaya ve yönetmeliklere aykırı olan bu durumda, SORUYORUZ: İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi ana bilim dalları ne zaman açılacak?

HUKUK FAKÜLTELERİNE YENİ DÜZENLEME:

YÖK Genel Kurulu’nda 27 Ağustos’ta alınan bir kararla, hukuk fakültelerinin 13 adet anabilim dalı şeklinde örgütlenebileceği karara bağlandı. Uygulamada anabilim dalları arasında Avrupa Birliği Hukuku’nun yanı sıra, Roma Hukuku, Karşılaştırmalı Hukuk, Çevre Hukuku gibi alanların yer almaması dikkat çekti. Hukuk fakültelerinde 2003’ten bu yana açılan Avrupa Birliği Anabilim Dalının artık ceza hukuku ve idare hukuku içinde bilim dalı olarak ele alınmasının yolu açılıyor. Ancak hangi anabilim dalı içinde yer alacağına ise fakültelerin karar vereceği belirtiliyor. VATAN’ın konuya ilişkin sorularını yanıtlayan hukukçular YÖK’ün kararıyla ilgili şöyle konuştu:

‘Biz zenginlik olsun istedik’

YÖK Üyesi Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu: AB Hukukunun tamamını hiç kimse bilemez. Böyle geniş kapsamlı bir alanı da bir ana bilim dalının içine hapsetmeyelim istedik. Örneğin İnsan hakları konusunda da ana bilim dalı yok. Bu insan haklarının önemsiz olduğu bir konu olduğu anlamına mı geliyor? İnsan hakları da tıpkı AB gibi birden çok ana bilim dalını bünyesinde bulunduran ’multidisiplinel’bir alan. Biz bu değişiklikle daha fonksiyonel olsun, fakülteler güçlü oldukları alanlarda AB konusunda da eğitim versin istedik. Ben Anayasa hukukçusuyum, AB beni ilgilendirmiyor mu? Her ana bilim dalını ilgilendiriyor. Hukuk Fakültesi dekanları da aynı görüşteydi. Ana bilim dalı AB konusunu fakirleştirir, biz zenginlik olsun istedik.

‘AB uzmanı yetişmeyecek’

Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu (Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı): Avrupa’da 900 Jean Monnet, yani AB Ana Bilim Dalı uzmanı profesör var. Tam üye her ülkede ortalama 250 Jena Monnet Profesörü var. YÖK’ün AB kürsülerini kaldırmaya yönelik kararı son derece olumsuz bir gelişme. Tam üyelik yolunda müzakere sürecinde olmamıza rağmen AB kürsülerini kaldırıyoruz. AB kürsüleri zaten fonlarını AB tarafından karşılıyor. Türkiye’de sadece 6 Jean Monnet Profesörü var. Böylece bu rakamın AB seviyesine getirilmesi de engellendi. AB uzmanı yetiştiremeyeceğiz.

‘Dış dünyaya kapanırız’

Prof. Dr. Mehmet Altan (İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi): Ben YÖK’ün böyle bir karar vereceğine inanmıyorum çünkü bu YÖK’ün boyunu aşar. AKP olmadık işlerle ilgili adımlar atar sonra bu adımlar geri döner. AKP’nin AB reformlarını gerçekleştirmiyor ve top çeviriyor. YÖK’ün AB kürsülerinin kaldırılmasına yönelik vereceği karar AB’ye bizim artık AB’ye girmek istemediğimizin sağlam bir kanıtını verir. Elbette müzakereler böyle bir karardan doğrudan etkilenmez. YÖK’ün kararı Türkiye’nin dış dünyaya kendisini kapatmasına yol açabilir.

‘Teknik bir düzenleme’

Prof. Dr. Mustafa Akkaya (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı): YÖK’ün anabilim dallarını yeniden yapılandırılmasına ilişkin kararı geçtiğimiz hafta bize ulaştı. Bu konuyu akademik kurulda ele alacağız. Hiçbir şekilde alanların yok olması diye birşey yok. Teorik olarak ilişkili alanlarda ’bilim dalı’şeklinde yapılanması tercih olarak sunuldu. Bu karar ders olarak ortadan kaldırılmasıyla ilgili değil. Yalnızca teknik bir düzenleme yapılıyor. Ancak AB Hukukçusu olsaydım, belki bu durumu eleştirebilirdim.

‘Karar için gerekçe olamaz’

Prof. Dr. Ünal Tekinalp (İstanbul Üniversitesi Avrupa Hukuku Bilim Dalı Eski Başkanı): YÖK, bu konuda karar verirse yıllarca uğrunda emek harcana tüm yapı yıkılacak ve zaten yetersiz olduğumuz AB hukuku konusunda iyice gerileyeceğiz. Tam üyelik görüşmeleri yapan bir ülke AB hukukunda kendisini başta bakanlıklar düzeyinde tüm üst yapısıyla hazırlaması gerekirken tam tersini yapıyor. Yani bu kararı verecek kişiler AB mekanizması ve kuralları hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. Böyle bir karar vermek için hiçbir gerekçe olamaz. (Vatan)