Add to Flipboard Magazine.

28 Ekim 2006

CUMHURİYET'in 83. YILI FAKÜLTEMİZE KUTLU OLSUN...

İstanbul Üniversitesi'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal'in 1919-1939 yılları arasında gerçekleştirdiği bütün etkinlikleri, yeni teknolojilerle ve yeni global koşullarla, yeniden yaratmak için seferberiz...

Vistilef Çalışanları

DEKANLIK SÜRESİ BİTERKEN, FAKÜLTEDE NELER OLUYOR?

Vistilef’in Notu: Vistilef'e gelen bir öğrenci mail’ini yorumsuz sunuyoruz (adı nick’li ve bizde saklı; mektubun bazı yerlerini atladık ve düzelttik. Bunların dışında mektubu aynen yayınlıyoruz.)

Dekanlığın bu kadar da önemli olmadığını, 2547 sayılı yasayı çok iyi okuduğumuzdan, biliyoruz. Bunu çok yazdık; 2547 sayılı yasaya göre, Dekanlık, "temsilcilik, koordinatörlük, kurul kararlarını uygulamalakla yükümlü, denetçi" gibi görevlere sahip; yetkiye sahip değil. Bu nedenle, bir Fakülte’de Bölüm Başkanlarının çok önemli ve yetkili olduğunu biliyoruz. Aslında öğrencilere en yakın akademik makam Bölüm Başkanlığı’dır. Dekan, Fakülte’de, duvar boyama, tuvalet inşaatı, vb. altyapı faaliyetleri dışında, Bölüm Başkanı’nın ve Yönetim Kurulu’nun kabul etmediği hiç bir akademik etkinliği yapamaz. Bu nedenle, kim Dekan olursa olsun, öğrenci, Bölüm Başkanı ile muhataptır. Bugüne kadar Suat Gezgin’in aksi yönde davranışları, Rektörlük tarafından da engellenmektedir. Vistilef’i, kimin Dekan olacağı ilgilendirmemektedir. Bölüm Başkanlığı esastır. Mektupla ilgili olarak, Suat Gezgin ve Veysel Batmaz’ın yanıtlarına da açıktır Vistilef:

Değeli Hocalarım:

“Fakültede enteresan şeyler oluyor. Bilindiği gibi Suat Hoca’nın dekanlık süresi yanılmıyorsam Aralık ayında doluyor. Ve anlaşılan o ki “görevini kötüye kullandığı, fakültede akademik hayatı kesintiye uğrattığı, keyfi kararlar aldığı” gerekçesiyle Rektörlük soruşturma komisyonunun hakkında Lüzum-u Mahkeme kararı vermesine aldırmadan, yeniden bir üçüncü dönem seçilmek için her yolu deneyecek. (bunlar, Suat Hoca için Cumhurbaşkanlığı emriyle Rektörlük tarafından açılan Soruşturma’nın Komisyon raporundan net olarak yazıyormuş, bende rapor yok şu anda, ama sağlam kaynaklardan duydum, siz biliyorsunuzdur zaten. [Vistilef'in Notu: Evet biliyoruz; zaten "diplomalar" konusunda da epey yol alınmış durumda.] Ben, Suat Hoca’yı da çok severim, bu arada belirteyim, ama bu işlerde biraz nesnel olmak lazım, burası okul, bizim bir şeyler öğrenmeye ihtiyacımız var. Öğrenci olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim, Suat Hoca kızmaz inşallah, bir iki hocanın dışında öğreten kimse yok bu okulda.)

Şimdi bir imza kampanyasının öğrenciler tarafından da yaptırılmasına çalışılıyor galiba. Öğrenci arkadaşlara, “benim Dekalıkta kalmam için, imza toplayın Rektörlüğe verin” diyormuş. Bazı Belediye Başkanlarını da bu işlere alet ediyormuş… Ben, Şişli Belediye başkanı ile de yakın ilişkiler içine girdiğini, onun yeğeni ile konuşmaya çalışmasından biliyorum. Yeğeni arkadaşım olur.

Geçenlerde Taksim’e çıkıyordum. Tünelde iki arkadaşa rastladım. Konuşurken bir ara öğrenciler:

"Ergun, Suat Gezgin'in dekanlık süresi doluyormuş bu Aralık’ta, yerine kim dekan olur?" diye sordular.

Ben de “bana ne, bugünden beli olmaz” diye cevap verdim.

Bunun üzerine arkadaşlar "biz bir grup öğrenci olarak Suat Gezgin'in yeniden Dekan olması için bir imza kampanyası başlatıyoruz, katılır mısın?" dediler.

“Niye böyle bir şey yapıyorsunuz?” diye sorduğumda "Çünkü bize Suat Bey’in söylediğine göre, Suat Gezgin dekanlığa devam etmezse, Veysel Batmaz Dekan olacakmış.” dediler.

“İyi de, kimin dekan olacağı bizi neden bu kadar ilgilendirir ki” diye sorduğumda, "Suat Bey diyor ki, Veysel Batmaz dekan olursa bütün öğrenci klüplerini kapatacakmış, bunu kabul edemeyiz, öğrenciler olarak bununla mücadele ederiz” diye cevap verdiler.

Bunun üzerine ben de "nerden çıkartıyorsunuz bunları, aslında bana kalsa olmalı, fakülte için şans olur, ama hep “olmayacağını” söylüyormuş” dediğimde, arkadaşlar, "olur mu be Ergun? Suat Hoca, “öğrenci babası”, bize derslerimiz konusunda her türlü iyiliği yapıyor, “diploma hazır bir okul” burası, sen eksisozluk ve sosyomat Internet sitelerinde okumadın mı, eski mezunlar İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi için “eşeği bağlasan mezun olur” yazıyor, biz diploma için geldik bu okula, mezun olmayan yok, oysa Veysel Hoca öğrenciyi zorluyor, bir de klüpleri kapatacakmış... Suat Hoca dekan olarak kalmalı..." dediler.

Konuşma bu minval üzere bir süre daha devam etti. Ben arada kaldım; öğrenmeden mezun olmak mı? Yoksa, bir şeyler bilip mezun olmak mı? Sanıyorum Fakülte’nin asıl sorunu bu...” (Nick: Ergun. 27 Ekim 2006)

19 Ekim 2006

İLETİŞİM ÖĞRENCİSİNİN ALTIN BİLEZİKLERİ

DOÇ.DR.ERKAN YÜKSEL,
Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı

Üniversiteler ve iletişim fakülteleri öğrencilere pek çok alanda altın bilezikler sunar. Bunlar aynı zamanda mezuniyet sonrasında birçok kapıyı açmaya yarayacak altın birer anahtardır. İyi bir Türkçe, yabancı dil, genel kültür ve iletişim bilgisi başlıca anahtarlardır. Bunların yanı sıra uygulamalı derslerin de mutlaka bileğe takılan altın bilezikler olarak parlatılması gereklidir.

SEÇMELİ DERS SİSTEMİNİN AVANTAJLARI
Ülkemizdeki iletişim fakültelerinin zorunlu dersleri birbirine benzer yapıda olsa da seçmeli dersleri geniş bir alanda farklılık gösterir. Bir iletişim fakültesi mezunu olabilmek için dört yıl boyunca öğrenciler 50’ye yakın ya da bu civarda ders alır. Dört yıllık fakültenin ilk iki yılında verilen dersler genellikle genel kültür ve temel iletişim bilgisi çerçevesinde tanımlanabilecek derslerdir. Uzmanlık gerektiren dersler ise çoğunlukla ikinci sınıfın sonundan itibaren başlar. Hangi üniversitenin hangi fakültesinin hangi bölümünde hangi derslerin verildiği ve bu derslerin içerikleri artık internet siteleri aracılığıyla tüm meraklılara açık durumdadır. O nedenle bu içerikler üzerinde durmayacağım. Ancak altını çizeceğim nokta, özellikle seçmeli dersler ve bu dersler karşısında öğrencilerin tutumları olacak.

İletişim fakültelerinde genellikle halkla ilişkiler ya da halkla ilişkiler ve reklâmcılık, gazetecilik ya da basın ve yayın, sinema ve televizyon ya da radyo ve televizyon gibi bölümler bulunur. Bunlar dışında iletişim, iletişim tasarımı, görsel iletişim tasarımı gibi bölümlere sahip fakülteler de vardır. Dolayısıyla iletişim fakültelerinde medyanın çeşitli boyutlarına yönelik öğrenim verilir.

Bir iletişim fakültesi mezunu kendi bölümü dışındaki alanlara hâkim değildir. Genel olarak “giriş” düzeyinde diğer bölümler hakkında bilgi almış olsa da örneğin gazetecilik bölümü öğrencisi, kamera ve kurgu konusunda “yeterli” donanına sahip sayılmaz. Sinema ve televizyon bölümü öğrencisi de gazete tasarımına bir o kadar uzaktır.

Ancak, eğer fakültede kredili sistem uygulanıyorsa, herhangi bir bölümdeki öğrenci başka bir bölümdeki dilediği derse girebilme ve bu dersi mesleki seçimlik ders olarak saydırabilme şansına sahip olabilmektedir. Dolayısıyla gazetecilik bölümü öğrencisi kamera kullanımı konusundaki sinema ve televizyon bölümünün derslerine girebilmektedir. Yine aynı öğrenci, eğer, “ben ekonomi muhabiri olmak istiyorum” diyorsa, iktisat fakültesinden istediği dersi alabilmektedir. Yeter ki, ders saati, kendi zorunlu ders saatleri ile çakışmasın…
Bunun dışında kimi üniversiteler, öğrencilerine “yandal” ve “ikinci anadal” öğrenimi şansı tanımaktadır. Sınırlı sayıdaki başarılı öğrenciye ayrılan bu kontenjanlar sayesinde öğrenciler, üniversite seçme sınavı ile yerleştirildikleri bölümün diploması dışında başka bir alanda daha “yandal” ya da ikinci bir “anadal” diploması daha alabilme şansına sahip olabilmektedir. Böylece öğrenciler iletişim fakültesi dışında bir başka fakültenin eğitim-öğretim olanaklarından daha yararlanabilmektedir. Bunlarla ilgili mevzuat ve gerekli açıklamalar da sanıyorum internet üzerinde kolayla öğrenilebilmektedir.

İLK BİLEZİK: YABANCI DİL
Öğrencilere sunulan bu öğrenim olanaklarının yanında kimi iletişim fakültelerinin öğrencilerine mecbur tuttuğu İngilizce hazırlık eğitiminden söz etmek gereklidir. Çünkü bu yazının asıl konusunu oluşturan “altın bileziklerden” ilkini bu eğitim oluşturmaktadır.
Eğer öğrenci, iletişim fakültesine geldiğinde, ne yapmak ve nasıl mezun olmak istediğini biliyorsa ve buna ilişkin bir plan yapabiliyorsa, ilk dikkat etmesi gereken basamağı, hazırlık okulunda alacağı yabancı dil eğitimi oluşturmaktadır.

Bir yabancı dil bilmenin ne anlama geldiğini uzun uzun anlatmaya gerek olmadığı kanısındayım. Ancak gözlemlerim, özellikle genç arkadaşlarımın bu eğitimi aldıkları sırada, bu eğitimin önemini yeterince kavrayamadıkları şeklinde. Üniversite ortamının getirdiği heyecanla birlikte yabancı dil eğitiminin; daha iyi öğrenmek yerine, geçilmek için alındığı gibi bir anlayış gözlemliyorum. Bunun sıkıntılarını da genç arkadaşlarımız daha sonraki yıllarda ciddi bir biçimde yaşamaktalar.
Örneğin öğrencilerimiz dış haberler konusunda uzman olmak istiyorlarsa, yabancı medya kuruluşlarında görev almak istiyorlarsa, yabancı dille ilgili herhangi bir konuda çalışma yapmak istiyorlarsa, hatta akademisyen olmak istiyorsa, aslında, yabancı dil eğitimine dört elle sarılmaları gerekmektedir.
İyi bir yabancı dil bilgisiyle günümüzde pek çok kapıyı açmak mümkündür. Dolayısıyla yabancı dil bilmek altın bir anahtar, altın bir bileziktir. İletişim fakültesine gelen öğrencilerin de eğer üniversitelerinin böyle bir olanağı varsa ya da öğrenimleri sırasında yabancı dil kurslarına devam edebilme şansları varsa bileklerine takacakları ilk bilezik, yabancı dilleri olacaktır.

İKİNCİ BİLEZİK: GENEL KÜLTÜR VE İLETİŞİM BİLGİSİ DERSLERİ
İkinci sırada fakültedeki genel kültür ve iletişim bilgisi dersleri gelmektedir. Bir iletişim fakültesi mezunu dört yıllık eğitim süresi boyunca alanıyla ilgili yayımlanmış kitapların büyük bir bölümünü okuyabilir, genel kültür kapsamında değerlendirilebilecek konulardaki bilgi birikimini geliştirebilir ve dolu dolu bir kişi olarak piyasaya çıkarsa pek çok kapı onun önünde açılacaktır.
Kitap okumanın yararlarını burada anlatacak değilim. Ancak şunu vurgulayabilirim. Bir kişinin maddi zenginliği para ile ölçülürse, bir kişinin bilgi birikimi de okuduğu ve yazdığı kitaplarla ölçülebilir. Bir kişinin zenginliği için şu soru önemli bir gösterge olabilir: “Hayatında en fazla kaç parayı ellerinle tuttun?”. Aynı kişinin bilgi zenginliği için ise şu soru önemlidir: “Hayatında en fazla kaç kitap okudun?” ya da “Hayatında en fazla kaç kitabı bir arada gördün?”.

Bu önemli bir soru, çünkü ABD’yi ziyaret edip, ülkenin beşinci büyük kütüphanesinde iletişim konusuyla ilgili kitapları gördüğümde yüzümde beliren şaşkınlığı başka bir soruyla ilişkilendirmem mümkün değil…
“Çok okuyan çok bilir” sözüne tamamen katılmadığımı da hemen belirtmeliyim. İnsan ne kadar okursa, o kadar “az bildiğini” de öğrenir. Çok bilen, aslında daha fazlasını bilmeyendir ya da bildiklerinin sınırının farkında olmayandır. Bildiğinin sınırlarını bile öğrenebilmek ve bilmediklerinin farkına varmak da sanırım değerli bir bileziktir.

ÜÇÜNCÜ BİLEZİK: TÜRKÇE ÖĞRENMEK
İlk ikisi ile ilişkili olarak sayabileceğim üçüncü altın bilezik Türkçe öğrenmektir. Dört yıl boyunca Türkçesini ilerleten iletişim fakültesi mezununun bunun yararına göreceğine inanıyorum.
Ana diline yeterince hakim birinin “bu ülkede aç kalmayacağını” söyleyen hocalarıma, bu öğütleri için teşekkür etmek istiyorum. Çünkü medyadaki Türkçe kirliliği ve dilin en basit imla kurallarına bile uymayan görünümü bu konuda ne büyük bir açığın bulunduğunun en büyük ispatı. Umuyorum, iyi Türkçe bilmek bu ülkede de “para” edecektir.

Dört yıl boyunca istediği kitabı, romanı, şairi okuyan öğrenciler, Türkçe bilgilerini geliştiren ve bununla yazıp çizen kişiler sanırım bu ülkede sizlere oldukça ihtiyaç var. İlla ki medyada demiyorum, Türk dilinin doğru kullanılmasını gerektiren pek çok alanda Türkçe bilen kişiler aranmakta. Günlük hayatta bile iyi Türkçe bilmek sizi diğerlerinden ayrı kılacak ve yaşamınızı daha anlamlı hale getirecektir.

DİĞER ALTIN BİLEZİKLER: UYGULAMALI DERSLER
Daha sonraki bileziklere gelince… Onlar ise uygulamalı dersler. Örneğin fotoğrafçılık dersleri, kamera kullanımı, kurgu masası, senaryo yazma, kısa film ve belgesel çekme, bilgisayar programları, haber toplama ve yazma, gazete ve dergi yayımcılığı gibi dersler. Her birisi ayrı birer altın bilezik olan dersler...
Bu dersleri öğrenim hayatı sırasında, yalnız “sınıf geçmek için” almamak gerekiyor. Örneğin “ben iyi bir fotoğrafçı” olacağım diyen bir öğrencinin tüm fotoğraf derslerini, alabiliyorsa fotoğraf konusu ile ilişkili tüm ilişkili kuramsal ve teknik dersleri en iyi şekilde öğrenmesinden daha doğal bir şey yoktur. Bu bir altın bileziktir. İyi fotoğraf çeken birine her zaman ihtiyaç vardır.

Bir başka örnek, bilgisayar programcılığı ile ilgili derslerdir. Şu anda çok ciddi söylüyorum; iletişim fakültesi mezunları arasında en çok arananlar, sayfa tasarımı konusunda QuarkXPress, Photoshop ve Freehand bilgisayar programlarını bilenlerdir. Bu üç programı ya da altın bileziği koluna takan öğrencinin günümüz şartlarında iş bulamaması gibi bir durum sanırım yoktur.

Bu programlar dışında web tasarımı konusundaki programları, örneğin Dreamweaver, Flash, Front Page ve diğer tasarım programlarını en iyi şekilde öğrenmek de altın bilezik anlamına gelir.
Kendi başına gazete sayfası tasarlayabilen, fotoğraf işleyebilen ya da web sayfası tasarlayabilen bir öğrenci ve bu alanda “en iyi olma” çabasındaki bir öğrenci, inanıyorum, kendisine uygun bir iş bulabilecektir.
Haber toplama ve yazma dersleri için de bu durum geçerlidir. Özellikle “ben bu işi yapacağım” diyen iletişim fakültesi öğrencisinin A’dan Z’ye gazete ve televizyon haberlerini takip etmesi, ilgi duyduğu haber türüne ilişkin teknik, yasal ve etik kuralları öğrenmesi, bilgi birikimini zenginleştirmesi ve pratiğini geliştirmesi en doğal izleyeceği yoldur. “Haberci olacağım” diyen bir öğrencinin on parmak daktilo ya da klavye kullanabilmesi, gazeteci ise fotoğraf, televizyoncu ise kamera kullanımından az çok haberdar olması ve bu alanlarda kendini yetiştirmesi en mantıklı yaklaşımdır.

NE İSTEDİĞİNİ BİLMEK
Sonuç olarak, inanıyorum ki bir iletişim fakültesi öğrencisinin burada her birini ayrı birer altın bilezik olarak tanımladığım konuların tamamında kendini belirli yönleriyle en iyi şekilde yetiştirmesi, onun bileğinin bükülmemesi anlamına gelecektir.

Hangi uygulamalı alanda olursa olsun, bir iletişim fakültesi öğrencisi gerek yabancı dil bilgisiyle, gerek düzgün Türkçe kullanımıyla ve bilgisayar hâkimiyetiyle ve de zengin bilgi birikimiyle hayata ve olaylara farklı bir bakış ve farklı bir tavır sergileyebilmelidir.

Bunun için de öğrencinin daha başında ne istediğini bilmesi ve daha ilk günden adını koyarak kendisini istediği alanda yönlendirmesi ve o yönde beslemesi gereklidir.

Taşı sıksa suyunu çıkaracak gençlerin, istedikleri her şeye isteklerinin şiddeti oranında yaklaşabileceklerine inanıyorum. Eminim ki her bir öğrenci konuya çok daha farklı noktalardan yaklaşmaktadır. Hele de iletişim fakültesi öğrencilerinin gelecekle ilgili kaygılarının yoğunluğu ve fakülteler arasında öğrencilere sunulan olanaklar arasında büyük farklılıklar olması tartışmanın boyutlarını çok daha farklı noktalara taşıyabilmektedir. Benim burada yazdıklarım ise, bir yönüyle iletişim fakültelerindeki eğitim konusundaki kişisel bakış açımı yansıtmakta ve öğrencilerin, “bir de bu yönü” ile konuyu düşünmelerini sağlamayı amaçlamaktadır.

Yeni bir ders yılı başlarken, tüm öğrencilere başarılar diliyorum.

13 Ekim 2006

Nobel Ödüllü Tembel Talebe Pamuk

Nobel Edebiyat Ödülü verilen romancı Orhan Pamuk'un tembelliğini mezun olduğu İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü yıllığı ortaya çıkarttı.

İsveç Akademisi tarafından Nobel Edebiyat Ödülü verilen romancı Orhan Pamuk, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun olmuştu. Yazar Pamuk’un, öğrenciliği sırasında derslere devamsızlığı nedeniyle kaydı silinmişti.İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin yayınları arasında yer alan “İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi 55. Yıldönümü” anı kitabında öğrenci dosyasının fotoğrafına yer verilen Orhan Pamuk için kitapta şöyle deniliyor:
“Ünü ülkemizin sınırlarını aşan Orhan Pamuk da fakültemizden mezun. Her ne kadar öğrenciliği sırasında derslerle pek alakası olmayan ve hatta devamsızlığı nedeniyle bir ara okuldan kaydının silinmesi durumuna bile gelinen Pamuk, sonradan silkinerek derslerine daha bir şevkle sarılmıştır ve teker teker derslerini vererek 1977 yılında mezun olmuştur.Hatta bu silkinme öyle bir kuvvetli olmuş ki Pamuk, hızını alamamış ve lisans eğitiminden sonra yüksek lisansa da kaydolmuş; ancak eski kötü alışkanlığı maalesef yine nüksettiğinden, devamsızlıktan ötürü kaydı silinmiştir. Edebiyat alanındaki büyük başarılarıyla dikkat çekmektedir.”


Kaynak: GERÇEK GÜNDEM

30 Eylül 2006

BURCU ERDEM'İN MUHATABI HÂLÂ SUAT GEZGİN'DİR

Merhaba, Size iletilen yazı yayınlanmak üzere gönderilmemiş ve yayınlanması konusunda tarafımdan izin alınmamıştır.

Diğer yandan yazıma atılan başlıkta, ilgiliyazının muhatabı Prof. Dr. Suat Gezgin olarak işaret edilmiştir. Oysa bensize gönderdiğim yazıda yazımın muhatabının kim olduğunu açıkça yazmıştım: Prof Dr. Veysel Batmaz. Sorularım kendisinedir. Yazıyı ya orjinaline uygunbiçimde, içeriğini saptırıcı başlık, yorum v.s. kullanmadan ve bu yazımı daekleyerek yayınlayınız ya da acilen yayından kaldırınız.Çünkü ben ilgili konuda kendisine yönelik eleştirim varsa bunu Prof. Dr.Suat Gezgin'le karşımda ciddi bir muhatap bularak konuşabiliyorum ve kişiselolarak bu konuşmayı internet sitesi üzerinden yapmayı uygun bulmuyorum.Bunun için kimsenin aracılığına ihtiyacım yok. Üstelik kendisi pek çokaçıdan çok değer verdiğim bir hocadır. Lütfen gereğini yapın, yayıncılıkahlakı bunu gerektirir.Teşekkür ederim.
BURCU ERDEM

Vistilef Editörler Grubunun Notu: Veysel Batmaz, Vistilef'e yaptığı açıklamada, "Burcu Hanım, Suat Gezgin'i, sorularının yanıtı ile ilgili olarak 'ciddi bir muhatap' gibi, bulup konuşabiliyorsa, mesele zaten hâl yoluna girmiştir. Sözkonusu öğrenciye Suat Gezgin cevap verebiliyorsa, bana soru yöneltmesine, gizli veya açık, gerek yoktur." demiş ve eklemiştir: "Çünkü sorularının tam ve tümel muhatabı şu anda Rektörlüğün LÜZUM-U MAHKEME kararına rağmen, Dekandır. Ayrıca Burcu'nun soruları Gazetecilik Bölümü ile ilgilidir. Sorguladığı temel nokta ise Dekan ve Fakülte Yönetim Kurulu ile ilgili bir sorudur."

Bu konuda Vistilef Yayın Grubu olarak, Suat Gezgin'e de, Veysel Batmaz'a da, kişi olarak, yayınımız açıktır. Vistilef Blog'una, Vistilef e.mail grubuna ve Veysel Batmaz'a gönderilen her yazı ve yayın içeriği, gerek görülürse ve kamusal ve güncel öneme haizse, Vistilef'te yayınlanır. Bu durum, kerelerce Vistilef üyelerine ve okurlarına duyurulmuştur. Yayınlanmasını istemediğiniz şeyleri Vistilef'e göndermeyin. Vistilef Yayın Grubu şeffaf bir yayın organıdır. Amacı İletişim Fakültelerini geneline, sert ve haşin eleştiri, ikâz ve bilimsel katkı yapmaktır. Ayrıca, Veysel Batmaz da, defalarca, kişisel soruların muhatabı olmadığını; kamusal olmayan, kamuya açıklanmayan ve Fakülteyi ilgilendirmeyen sorulara ne kişisel, ne de kamuya açık yanıtlar vermeyeceğini tüm Vistilef üye ve okurlarına defaatle duyurmuştur.

SORUNUN MUHATABI SUAT GEZGİN ve GAZETECİLİK BÖLÜMÜDÜR!

1. MEKTUP:

Prof. Dr. Veysel Batmaz’a,

Vistilef internet sitesindeki yazıları -bir araştırma görevlisi arkadaşımın önerisiyle- bir süredir takip ediyor dolayısıyla hak, hukuk, yolsuzluk, akademik bilimsellik kavramlarının sıkça geçtiği yazılarınızı ilgiyle okuyorum. Ancak "YENİ YILINIZ HUKUKLU OLSUN! İLETİŞİMDE 2005 ATILIMI" başlıklı, maalesef siteyle geç buluşmam dolayısıyla hayli gecikmeli olarak okuduğum ve benim, hak-hukuk kavramlarını sıkça zikreden tarafınıza karşı güvenimi ve bu okulda bir şeylerin düzelebileceğine dair umudumu yitirmeme yol açan bu yazının kimi bölümleriyle ilgili size sormak istediğim bazı şeyler var. Zman ayırıp yanıtlarsanız çok sevinirim.

Sayın Hocam, Süleyman Türkoğlu arkadaşımızın 3 yıldır İletişim Fakültesi teknik işlerinde angarya olarak çalıştırılması ve emek sömürüsü nedeniyle, araştırma görevlisi olarak atanması gerektiğini nasıl önerdiğinizi anlayamıyorum. Sizce bir araştırma görevlisinin taşıması gereken nitelikler web sayfası hazırlayabilmek veya mizanpaj yapabilmek midir? Bu nitelikler uzun süre tartışmasını yürüttüğünüz bilimsel yayın, üretim gücünü karşılar mı? Yani bu nitelikler sizce araştırma görevlisi olarak atanmak için yeterli midir? Sizce bu vasıflarla kadroya dahil edilen bu arkadaşlara da, bir 10 yıl sonra birilerinin çıkıp diploma veya tez sorması küçük bir ihtimal midir? Bunu önerirken, çok sayıda sınavdan tamamen kendi emeğiyle geçen ve taşıdığı niteliklerle akademisyen olmayı çok daha fazla hak eden bir başka yüksek lisans ya da doktora öğrencisinin haklarının gasp edildiğini nasıl düşünmezsiniz? Teknik uzmanlıkları olan arkadaşların araştırma görevliliği dışında yerleştirilecekleri kadrolar (örn: Uzman kadrosu gibi) yok mudur?

Eğer böyle düşünüyorsanız, son yıllarda İ.Ü. İletişim Fakültesi'nde yapılan araştırma görevlisi seçimleriyle ilgili hiçbir sorun yoktur. Gerçi yakında fakülte bünyesinde, bilimsel yayın üreten akademisyenden çok mizanpajcı veya bilgi işlemci olacak ve mizanpe edecekleri bir şey bulamayacaklar ama olsun... Sizinde bildiğiniz gibi İ.Ü.'de araştırma görevlisi kadrolarına başvuru için LES ve ÜDS yeterli puanları ve İ.Ü. de yüksek lisans veya doktora yapıyor olma zorunluluğunun yanı sıra ilgili fakültenin yapacağı yazılı veya sözlü sınavlardan geçecek yeterliliğe sahip olma koşulları aranmaktadır. Her seferinde kadroya alınacak kişinin önceden belli olduğu bu göstermelik sınav aşamalarının adilliğinin sorgulanması yerine, söz konusu kurumda kendi kişisel kabulleri çerçevesinde 3 yıldır angarya işler yapmak üzere istihdam edilen arkadaşlarımızın emek sömürüsünün çözümünü, akademisyen olarak kadroya alınmaları olarak tarif etmeniz son derece şaşırtıcıdır. Aslında bunu savunabilecek pek çok kişi vardır ancak benim için şaşırtıcı olan sizin gibi saygın ve adaletten bu kadar sık söz eden bir hocanın işin bu kısmını görmezden gelmesidir. Size bu yazıyla ilettiğim kaygılarım konusundaki düşünceleriniz hususunda, beni aydınlatırsanız çok sevinirim. Zira durum, hiç de aydınlık görünmemektedir.

(Lütfen aynı koşullarda kadroya alınan arkadaşların şu anki durumları konusunda bilgi edininiz. Aralarında 3 yıldır bir yüksek lisans tezini tamamlayamayarak şu anda okuldan atılma durumunda olan; doktora yeterlilikte iki lafı bir araya getiremedikleri dilden dile dolaşan; doktora derslerinde bilgisizlikten ve ilgisizlikten maskara olan araştırma görevlileri var).

Saygılarımla,
BURCU ERDEM
(İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Doktora Öğrencisi)


EK ve NOT: Yazıma esas olan Vistilef Editörler Grubu imzalı, “Yeni Yılınız Hukuklu Olsun” adlı yazının ilgili bölümleri ektedir:

"YENİ YILINIZ HUKUKLU OLSUN !
İLETİŞİMDE 2005 ATILIMI:İSTANBUL ÜNİVERSİTESİİLETİŞİM FAKÜLTESİ’NİN2005 YILI DEĞERLENDİRMESİ2005 yılının son ayında ise aslında son beş yılın tüm hukuksuzluklarını bir kez daha hangi sallapatiliklerle, hangi karakuşiliklerle, hangi keyfi ceberutçuluklarla oluştuğu hakkında bir fikir veren iki küçük ama önemli olay da oldu.
İletim gazetesinin çıkartılması ve Web sayfaları için üç yıldır angarya şeklinde çalıştırılan; son bir yıldır da Mediko-Sosyal’den öğrenci bursu niteliğinde 100 YTL’lik bir aylıkla, hukuki statüsü meşkuk şekilde çalışan Süleyman Türkoğlu arkadaşımızın, Yönetim Kurulu’nda, Veysel Batmaz’ın “gerekçeli kararla, Araştırma Görevlisi kadrosuna alalım, yoksa Rektörlük red eder” uyarısını yerine getirmeyen Dekanlığın vurdumduymazlığı ile kadroya atanması Rektörlükçe uygun bulunmadı. Bu üzücü durumun yaratılmasında Dekan’ın bizzat kusuru vardır. Aynı şekilde, ikinci olay da Ahmet Kadri Kurşun’un doktoraya alınmasında yaşanmıştır. Askere celp edildiği tarihte yapılan bu işlem de hukuksuzdur ve Kurşun’a ilerdeki mesleki hayatında güçlük çıkartacaktır.

Dakan’ın hukuka uymamasının cezasını, meslekte ilk basamakları çıkanlar yaşamaktadırlar. Bu konuda Rektörlüğün de işe elkoyması, akademik yapılanmaya karışmadan, Fakülteyi hukuksallığa oturtması gerekmektedir.

İLETİŞİMDE 2005 ATILIMININ 2006 RESTORASYONUNA dönüştürülmesi için Vistilef, bilimsel, hukuksal ve kamusal olarak göreve hazırdır.

Herkese hukuk dolu yeni bir yıl diliyoruz. İLETİŞİMDE 2005 ATILIMI, 2006’da da sürecek...Güzel bir İLETİŞİMSEL EYLEM, GÜZEL BİR FAKÜLTE OLUŞTURACAK. FAKÜLTE “BECERİ” DEMEKTİR.

Vistilef Editörler Grubu"

2. MEKTUP

From: "Burcu Kaya" <bkaya440@hotmail.com>
To: serdartasci@hotmail.com
CC: bkaya440@hotmail.com
Subject: ÖNEMLİ- ELEŞTİRİ
Date: Fri, 29 Sep 2006 17:25:58 +0000>

Merhaba, Bir kaç gün önce Prof. Dr. Veysel Batmaz'a bir eleştiri yazısı göndermiş ve bu yazıya alacağım cevaplarla kafamda oluşan soruişaretlerinin giderilmesini ummuştum. Oysa herhangi bir yanıt alamadım. Benim eleştirime temel olan yazı, sizin de editörler grubunda olduğunuzu tahmin ettiğim Vistilef İnternet sitesinde yer alan, Vistilef Editörler Grubu imzalı bir metindi. Dolayısıyla eleştiri yazım sizi de ilgilendiriyor. Prof. Dr. Veysel Batmaz'a hitaben yazılan bu yazımı okur ve siz cevap verilmesine katkıda bulunursanız çok sevinirim.Bu metni yazmama neden olan yazınızın ilgili kısımları ve eleştiri >metnim ektedir...
Teşekkür Ederim,
BURCU ERDEM
(İ.Ü. İletişim Fakültesi Doktora Öğrencisi)

3. MEKTUP

Merhaba,
Veysel Bey neden cevap vermedi bilemem ama ne ben ne de Veysel Bey teknik eleman olmanın akademisyen olmaya yeterli olmadığını bilmeyen kişileriz. O yazının yazıldığı günün bağlamı farklıydı ve şimdi senin olduğun noktadan bakmak metin analizi için yanlış bir durum. Veysel Bey’in hem hoca hem akademisyen olarak titizliği ve bilim-hukuk çabası doğru olduğu için blok olmasak da aynı kulvarda gözüküyor, görülüyoruz. İlgi duyuyor isen okuldaki konulara biraz daha hakim olmalı ve dekan hakkında benim yaptığım suç duyurusu üzerine açılan soruşturma sonucu verilen DEKANIN YARGILANMASI GEREKTİĞİ rektörlük kararını takip etmen gerekiyor. Ben editörler grubu gibi müstearlar kullanmıyorum, kendi yazılarımı kendi adımla yazan birisiyim. Bilim de böyle ilerler… Bu cevap benim cevaplarımdır, Veysel beyi bağlamamaktadır. Onun yanıt verip vermeyeceği kendi kararıdır.

SERDAR TAŞÇI

Vistilef'i Notu: Serdar Taşçı Vistilef'e katkıda bulunan ancak Vistilef Editörler Grubu'nda yer almayan bir araştırma görevlisi arkadaşımızdır. Kendi adı dışındaki yazılar, Serdar Taşçı'yı bağlamaz.