İşte bu konuda daha önceki uyarımız:
14 Haziran 2009
YÜKSEK ÖĞRETİMDE VİSTİLEF NE DERSE O OLUYOR....
Vistilef Uyarıyor: TAM GÜN YASASI SADECE BİR TIP YASASI DEĞİLDİR; TÜM ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNİN ÖZLÜK HAKLARINA VE STATÜLERİNE KARŞI GİRİŞİLMİŞ BİR OPERASYONDUR.... ÖRNEĞİN, ARKEOLOJİ PROFESÖRÜNÜ DE, “MEMUR” VE “SAĞLIK PERSONELİ” DÜZEYİNE DÜŞÜRÜR...
Vistilef Talep Ediyor: ÜNİVERSİTELERİ KENDİ DÜZEYLERİNE GETİRMENİN TEK YOLU: HER ÜNİVERSİTEYE AYRI KANUN’DUR...Vistilef Öneriyor:ÜNİVERSİTE BÖLÜMLER VE ANABİLİMDALLARI TARAFINDAN YÖNETİLMELİDİR. DÜNYADA BÜTÜN ÜNİVERSİTELER BÖYLE YÖNETİLİR. (Bu konuda, meraklısı için kaynak: Henry Rosovsky, Üniversite: Bir Dekan Anlatıyor, Çeviren: Süreyya Ersoy, TÜBİTAK Yayınları, 2. Baskı, 1994)
Vistilef Yol Gösteriyor: MERKEZİ SİSTEM İLE ÖĞRENCİ ALMANIN YERİNE, ÖSS SINAVI, DÜZEY BELİRLEME İÇİN KRİTERLERDEN BİRİ HALİNE GETİRİLİP, BÖLÜMLERE, KENDİ ÖĞRENCİSİNİ SEÇME HAKKI TANINMALIDIR...
http://vistilefblog.blogspot.com/2009_06_14_archive.html
19 Ocak 2010
04 Ocak 2010
PELİN BATU'DAN MEDYA...
Pelin Batu (fotoğrafta solda), Akşam Gazetesi'nin Pazar Ekine (03.01.2010) verdiği röportajda medya konusunda şunları söyledi:Kaç yıldır medyadasınız?
"10 senedir bu işi yapıyorum ve son bir senedir medyadan o kadar nefret ettim ki."
"10 senedir bu işi yapıyorum ve son bir senedir medyadan o kadar nefret ettim ki."
Neden?
"Bu konuda konuşmak bile istemiyordum ama... [Medyada] herkes dedikodu yapıyor. Kimse birbirinin iyiliğini istemiyor. İnanılmaz bir çekememezlik var. Mesleki deformasyon olarak bir araya gelince iş konuşulur ama bu kadar çirkefini hiç görmemiştim. Herkes yatak odasına kadar her şeyi konuşuyor. Dışarıda ne yapılıyor, gazetecilik nedir, köşe yazarlığı nedir diye bakan yok. Orijinallik yok bir, kifayetsiz muhterisler durumu iki, bir de üstüne sürekli konuşma. Bunların hepsini yan yana koyunca inanılmaz berbat bir ortam. Karşısındakine korkunç bir şekilde hakaret eden biri onunla kanka oluyor. Bu kaypaklığı gerçekten anlamıyorum. 'Yatağına çiş yapıyordu' diye hakkında yazsın sonra da en yakın arkadaşın olsun. Bu nasıl olur?"
30 Aralık 2009
ESKİ REKTÖRLER DE SORUŞTURULSUN...
Özellikle, İstanbul Üniversitesi eski rektörleri Kemal Alemdaroğlu ve Mesut Parlak da soruşturulsun...
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, eski YÖK başkanları Kemal Gürüz ve Erdoğan Teziç hakkında soruşturma açılmasını istedi. Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde başlatılan 'Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim' raporunu açıklayan kurul, yükseköğretimde ciddi bir denetim zafiyeti olduğunu vurguladı. Rapor, 'teftiş, inceleme ve soruşturma ve diğer idari işlemlerin yapılmasının temini için' Başbakanlık'a gönderildi.
YÖK'ün ilk defa denetlenmesi anlamına gelen rapor, çok sayıda çarpıcı bilgiyi belgeleriyle ortaya koyarken, geçmiş YÖK yönetimlerinin yaptığı 'hukuksuzluğu' gözler önüne seriyor. Raporda, "YÖK başkanları ve üniversite rektörlerinin hukuka aykırı uygulamaları Anayasa ile öngörülen denetim olgusunun tamamıyla işlevselliğini yitirmesine yol açmıştır. Bu husus özellikle üniversite ve YÖK yöneticilerinin hesap verilebilirlik ile ilgili algılamalarının değişmesine neden olmuş ve böylece yükseköğretim alanı yolsuzluk ve usulsüzlüğün artmasına elverişli bir çevre hâline gelmiştir." deniliyor.
Rapora göre Yükseköğretim Denetleme Kurulu, devlet üniversiteleri üzerindeki gözetim ve denetim anlamındaki asli fonksiyonundan neredeyse bütünüyle çekilmiş durumda. Son 10 yılda bu alanda yapılmış tüm görevlendirmeler, 2006 yılında Denetleme Kurulu'na verilen 3 üniversite (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Balıkesir Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi) ile ilgili 'genel denetim' görevinden ibaret. Buna karşılık Kurul, genel denetim çalışmalarını bütünüyle vakıf üniversitelerine yönlendirmiş. 2000-2008 yılları arasında toplam 223 genel denetim raporu düzenlenmiş, bu raporlardan sadece üçü devlet üniversitelerinin denetimlerine, diğerleri ise vakıf üniversitelerine yönelik.
ÖZAL DÖNEMİ BİTTİ, ÖZ-KÖŞK GİTTİ
Medya’da "YILDO" DEMOKRASİSİNİN SONUNA GELİNDİ: Ertuğrul Özkök Hürriyet varakının Genel Yayın Yönetmenliği'nden ayırıldı! Köşe yazarlığına devam edecek.
Bkz: http://vistilefakademik.blogspot.com/2009_09_27_archive.html
Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz “köşeci”lerin ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga cahilliğe karşı, bu kavga “hürriyet” kavgasıdır.
(Nazım Hikmet’ten uyarlama)
Nazım Hikmet’in şiirinin aslı ve tamamı:
HÜRRİYET KAVGASI
Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,
dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine.
Beyazıt'ta şehit düşen
silkinip kalktı kabrinden,
ve elinde bir güneş gibi taşıyıp yarasını
yıktı Şahmeran'ın mağarasını.
Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.
Nazım Hikmet (1962)
07 Aralık 2009
PEKİ NEDEN TRT "RATING" İHALESİ AÇTI O ZAMAN?
Bilindiği gibi bundan bir süre önce TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TRT'nin rating ihalesi için düğmeye basmış ve geçtiğimiz aylarda 4 milyon TL'ye bir şirkete "televizyon izleme ölçümü" yapması işini ihale etmişti. Fakat aynı TRT reklam pazarlamasını özel bir şirkete de devretmişti: http://vistilefblog.blogspot.com/2009_08_30_archive.html
Rating reklam amaçlı olduğu halde, aşağıdaki haberi yukarıda verdiğimiz linkteki haber ile birlikte nasıl yorumlamalıyız? TRT ne yaptığını biliyor mu?Yorum sizin:
TRT'de Reklam Devrimi
TRT reklam pazarından çıkıyor. İngiliz devlet kanalı BBC gibi reklam alınmayacak. Genel Müdür İbrahim Şahin'in önemli mesajları şöyle:
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TRT'nin İngiliz devlet kanalı BBC gibi reklam almadan, tamamen devlet yardımıyla yayıncılık modelini hedeflediğini açıkladı. Şahin, "Önümüzdeki süreçte reklam pazarından çıkmayı hedefliyoruz" diye konuştu. Akşam gazetesinin haberine göre, TRT yönetimindeki ikinci yılını 22 Kasım'da dolduran Şahin ile bu süre içinde attıkları adımlar ile yeni projelerini konuştuk. Şahin'in verdiği mesajlar şunlar:
KAMU FİNANSMANI DOĞRU MODEL: TRT gelirlerini üç kaynaktan sağlar. Elektrik faturalarındaki kesintiler, bandrol ücretleri ve reklam gelirleri. TRT bütçesinin yüzde 60'ı elektrik faturalarından gelir. Dünyanın her yerinde kamu yayıncısının durumu buna benzer. Kamu tarafından finanse edilirler. Spor, müzik, çocuk kanalları, Arapça, Farsça yayın yapan kanallar isteniyor. Hepsi bu ülkenin, halkımızın yararınadır, çıkarınadır. Onun için de kamu tarafından finanse edilmeleri çok doğaldır.
BBC MODELİ: Biz televizyonları biraz yönlendiren, onlara çeki düzen veren bir kurum olmak zorundayız kamu yayıncısı olarak. İngiltere'de BBC, Almanya'da ZDF gibi. Onların mutlak surette gelirleri kamudandır. Örneğin BBC hiç reklam parası almıyor. Fransız kamu kanalında da reklam yasaktır. Önümüzdeki süreçte becerebilirsek biz de reklamdan çıkmayı düşünüyoruz. Benim fikrim de reklamları özel TV'lere bırakmaktan yana. Tabii bu açığın da bir şekilde karşılanması lazım. Bu yönde karar alınırsa şu anda elimizdeki üç yıllık reklam sözleşmelerinin bitiminde reklamsız yayıncılık başlayabilir.
GEREKSİZ REKABET BİTER: Gelirimizin yüzde 4'ünü reklamdan kazanıyoruz. 2008 yılında 780 milyon YTL'lik bütçenin 32 milyonu reklam geliridir. Reklamsız yayıncılık, rakiplerimizin reklam gelirlerinin düşmesini engelleyeceği için düşmanlığı da ortadan kaldırabilir. Bizim çok fazla para aldığımızı sanıyorlar. Onun için de gereksiz bir mücadele var.
ELEKTRİK FATURALARINDAKİ KESİNTİ: İnsanlar bilmedikleri için tepki gösteriyor. TRT'de yüzde 3.5 pay kesilirdi eskiden. Bu pay şimdi yüzde 2'ye indirildi. Geçen sene de brüt yüzde 2'den net yüzde 2'ye indirildi. Eskiden yüz lirada 2 lira alınırdı. Şimdi ise 100 TL'de 60 kuruşa denk geliyor. Başka kesintiler de var elektrik faturalarında. Ama iş TRT olunca gürültü çıkıyor. Türkiye'de hane başına düşen pay yıllık 4 TLdir. İngiltere'de yılda 180 Sterlin alınıyor. İtalya'da ise her ev 200 Euro ödüyor.
Rating reklam amaçlı olduğu halde, aşağıdaki haberi yukarıda verdiğimiz linkteki haber ile birlikte nasıl yorumlamalıyız? TRT ne yaptığını biliyor mu?Yorum sizin:
TRT'de Reklam Devrimi
TRT reklam pazarından çıkıyor. İngiliz devlet kanalı BBC gibi reklam alınmayacak. Genel Müdür İbrahim Şahin'in önemli mesajları şöyle:
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TRT'nin İngiliz devlet kanalı BBC gibi reklam almadan, tamamen devlet yardımıyla yayıncılık modelini hedeflediğini açıkladı. Şahin, "Önümüzdeki süreçte reklam pazarından çıkmayı hedefliyoruz" diye konuştu. Akşam gazetesinin haberine göre, TRT yönetimindeki ikinci yılını 22 Kasım'da dolduran Şahin ile bu süre içinde attıkları adımlar ile yeni projelerini konuştuk. Şahin'in verdiği mesajlar şunlar:
KAMU FİNANSMANI DOĞRU MODEL: TRT gelirlerini üç kaynaktan sağlar. Elektrik faturalarındaki kesintiler, bandrol ücretleri ve reklam gelirleri. TRT bütçesinin yüzde 60'ı elektrik faturalarından gelir. Dünyanın her yerinde kamu yayıncısının durumu buna benzer. Kamu tarafından finanse edilirler. Spor, müzik, çocuk kanalları, Arapça, Farsça yayın yapan kanallar isteniyor. Hepsi bu ülkenin, halkımızın yararınadır, çıkarınadır. Onun için de kamu tarafından finanse edilmeleri çok doğaldır.
BBC MODELİ: Biz televizyonları biraz yönlendiren, onlara çeki düzen veren bir kurum olmak zorundayız kamu yayıncısı olarak. İngiltere'de BBC, Almanya'da ZDF gibi. Onların mutlak surette gelirleri kamudandır. Örneğin BBC hiç reklam parası almıyor. Fransız kamu kanalında da reklam yasaktır. Önümüzdeki süreçte becerebilirsek biz de reklamdan çıkmayı düşünüyoruz. Benim fikrim de reklamları özel TV'lere bırakmaktan yana. Tabii bu açığın da bir şekilde karşılanması lazım. Bu yönde karar alınırsa şu anda elimizdeki üç yıllık reklam sözleşmelerinin bitiminde reklamsız yayıncılık başlayabilir.
GEREKSİZ REKABET BİTER: Gelirimizin yüzde 4'ünü reklamdan kazanıyoruz. 2008 yılında 780 milyon YTL'lik bütçenin 32 milyonu reklam geliridir. Reklamsız yayıncılık, rakiplerimizin reklam gelirlerinin düşmesini engelleyeceği için düşmanlığı da ortadan kaldırabilir. Bizim çok fazla para aldığımızı sanıyorlar. Onun için de gereksiz bir mücadele var.
ELEKTRİK FATURALARINDAKİ KESİNTİ: İnsanlar bilmedikleri için tepki gösteriyor. TRT'de yüzde 3.5 pay kesilirdi eskiden. Bu pay şimdi yüzde 2'ye indirildi. Geçen sene de brüt yüzde 2'den net yüzde 2'ye indirildi. Eskiden yüz lirada 2 lira alınırdı. Şimdi ise 100 TL'de 60 kuruşa denk geliyor. Başka kesintiler de var elektrik faturalarında. Ama iş TRT olunca gürültü çıkıyor. Türkiye'de hane başına düşen pay yıllık 4 TLdir. İngiltere'de yılda 180 Sterlin alınıyor. İtalya'da ise her ev 200 Euro ödüyor.
28 Kasım 2009
"DEKANI PROFESÖRLER UÇURUR"
2547 SAYILI YASAYI BİLMEDEN “DEKAN” VEYA “REKTÖR” OLUNUR MU? YÖK'E KIZILIR MI?
Bugün, 28.11.2009’da, “bayram değil, seyran değil” diyemeyeceğimiz bir bayram gününde Hürriyet varakının kocaman manşetinde şu cümle yer aldı: FAKÜLTEDE DEKAN İSYANI.
Hürriyet varakının elektromanyetik nüshasında ise haber şu başlıkla verilmişti: “YÖK’E KIZIP İSTİFA ETTİLER”.... İzmir Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi´nde, YÖK´ün Prof. Dr. Celal Artunç´u 9 oy almasına karşın dekan ataması üzerine, başhekim, fakülte kurulu, yönetim kurulu ile biri hariç tüm anabilim dalı başkanları istifa etti. Dişhekimliği Fakültesi´nde görev süresi dolan Prof. Dr. Serhat Çınarcık´tan boşalacak dekanlık için geçen ay aday belirleme seçimi yapıldı. Seçimde, Prof. Çınarcık´la birlikte Prof. Necdet Erdilek ve Prof. Celal Artunç aday oldu. 85 öğretim üyesinden 60´ının oyunu Prof. Çınarcık, 16´sını Prof. Erdilek, 9´unu Prof. Artunç aldı. 17 Kasım´da toplananYÖK Genel Kurulu, 3 aday arasından dekanlığa 9 oy alan Prof. Artunç´u atadı. Bu atama, fakültede ve üniversitede yoğun tepkilere yol açtı. Diş Hekimliği Fakültesi öğretim üyeleri, Prof. Artunç´u “İstenmeyen adam” ilan etti, yapayalnız bıraktı. Öğretim üyeleri, sessiz direnişle Prof. Artunç´un istifasını bekledi. Ancak hakkındaki iddiaların asılsız olduğunu öne süren Prof. Artunç, kendisine haksızlık yapıldığını savundu. DHA´ya verdiği röportajda, “Farklı yakıştırmalarla beni farklı bir sınıfın, farklı bir görüntünün içine sokmaya çalışıyorlar. Beni de üzen bu. Aslında böyle bir görüntüyü açıkçası hak etmiyorum’’ dedi. “Atamaya itirazımızdır”: Fakültede yönetici konumundaki profesörler, Çınarcık´ı dekan atamayan YÖK´ü görevlerinden istifa ederek protesto ettiler…. Prof. Çınarcık, “Öğretim üyeleri demokratik seçime karşın YÖK´ün bu atamasına tepkilerini istifalarıyla gösterdi’’ yorumunu yaptı. Nesrin COŞKUN / DHA
Dekan olmak 2547’ye göre bir hiçtir, “kurul kararlarını uygulamaktan” ve “koordinasyondan” başka bir yetkisi yoktur; bir de Rektör’e karşı “genel gözetim ve denetim” ile görevlidir (Bkz: 2547/Madde 16). Kurullar ise bir fakültede Bölüm Başkanları, Ana Bilm Dalı Başkanları ve öğretim elemanlarından oluşur (Yine Bkz: 2547/Madde 16). Bu “Madde 16”, Dekan atamasını seçime bağlamamış, Rektör’ün dilediğince üç adayı YÖK’e bildirmesini hükmetmiştir. Yani yukarıda haberdeki sorun, oradaki 2547’yi bilmez profesörler tarafından uydurulmuş ve Hürriyet varakı da sazan gibi olaya atlamıştır.
İşin ilginci, bu "olmayan sorunu" yaratan profesörlerin 2547’yi bilmeden, Dekan’a atfettikleri güç ve otoriteyi, Dekan olarak atananın da hissetmesi ve bir güzel, bu "bilmezlikle sakat" kişilere uygulamasıdır. Türkiye’de tüm üniversiteler Dekan ve Rektör’ü bir şey zannederek, onlara büyük güçler atfederek, altlarında ezilmek ve bazen de “yahu demokrasi nerede, seçim yaptık, YÖK bizi dinlemedi, ona kızdık” diye çocuksu maruzatlarda bulunmaktadırlar. YÖK, Dekan atamalarında, listeyi hazırlamakta yasal olarak özgür olan Rektör'e uygun olanını atamakta serbesttir.
İşin gerçeği ise, 2547 sayılı yasa, bütün üniversitede en önemli karar ve işlem mercii olarak BÖLÜM’ü ve ANA BİLİM DALLARINI var etmiştir. Onların almadıkları kararları ne Dekan, ne de Rektör uygulayabilir. Bu kurulları da, dedik ya, öğretim elemanları ve Bölüm ve Ana Bilim Dalı Başkanları oluşturur. Tersini bugüne kadar gören ve zannedenler ve Vistilef’e inanmayanlar Danıştay ve İdare Mahkemeleri kararlarına bakabilir: (Tıklayın Yeter)
Özetle, bugün tüm üniversiteler 2547 sayılı yasayı bilmeyen ve çocuksu kişilerin tahakkümü altındadır. Birbirlerine “kızmaktan” başka bir halt yapmayan bir profesörler ordusu, rektörleri ve dekanları “şeyhi [cahil] mürit uçurtur” misali, uçurmaktadır.
Hepinizin Kurban Bayramı, bilhassa kendilerini rektör ve dekan karşısında kurbanlık konuma düşüren müptezel profesörlere, mübarek ola...
Bugün, 28.11.2009’da, “bayram değil, seyran değil” diyemeyeceğimiz bir bayram gününde Hürriyet varakının kocaman manşetinde şu cümle yer aldı: FAKÜLTEDE DEKAN İSYANI.
Hürriyet varakının elektromanyetik nüshasında ise haber şu başlıkla verilmişti: “YÖK’E KIZIP İSTİFA ETTİLER”.... İzmir Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi´nde, YÖK´ün Prof. Dr. Celal Artunç´u 9 oy almasına karşın dekan ataması üzerine, başhekim, fakülte kurulu, yönetim kurulu ile biri hariç tüm anabilim dalı başkanları istifa etti. Dişhekimliği Fakültesi´nde görev süresi dolan Prof. Dr. Serhat Çınarcık´tan boşalacak dekanlık için geçen ay aday belirleme seçimi yapıldı. Seçimde, Prof. Çınarcık´la birlikte Prof. Necdet Erdilek ve Prof. Celal Artunç aday oldu. 85 öğretim üyesinden 60´ının oyunu Prof. Çınarcık, 16´sını Prof. Erdilek, 9´unu Prof. Artunç aldı. 17 Kasım´da toplananYÖK Genel Kurulu, 3 aday arasından dekanlığa 9 oy alan Prof. Artunç´u atadı. Bu atama, fakültede ve üniversitede yoğun tepkilere yol açtı. Diş Hekimliği Fakültesi öğretim üyeleri, Prof. Artunç´u “İstenmeyen adam” ilan etti, yapayalnız bıraktı. Öğretim üyeleri, sessiz direnişle Prof. Artunç´un istifasını bekledi. Ancak hakkındaki iddiaların asılsız olduğunu öne süren Prof. Artunç, kendisine haksızlık yapıldığını savundu. DHA´ya verdiği röportajda, “Farklı yakıştırmalarla beni farklı bir sınıfın, farklı bir görüntünün içine sokmaya çalışıyorlar. Beni de üzen bu. Aslında böyle bir görüntüyü açıkçası hak etmiyorum’’ dedi. “Atamaya itirazımızdır”: Fakültede yönetici konumundaki profesörler, Çınarcık´ı dekan atamayan YÖK´ü görevlerinden istifa ederek protesto ettiler…. Prof. Çınarcık, “Öğretim üyeleri demokratik seçime karşın YÖK´ün bu atamasına tepkilerini istifalarıyla gösterdi’’ yorumunu yaptı. Nesrin COŞKUN / DHA
Dekan olmak 2547’ye göre bir hiçtir, “kurul kararlarını uygulamaktan” ve “koordinasyondan” başka bir yetkisi yoktur; bir de Rektör’e karşı “genel gözetim ve denetim” ile görevlidir (Bkz: 2547/Madde 16). Kurullar ise bir fakültede Bölüm Başkanları, Ana Bilm Dalı Başkanları ve öğretim elemanlarından oluşur (Yine Bkz: 2547/Madde 16). Bu “Madde 16”, Dekan atamasını seçime bağlamamış, Rektör’ün dilediğince üç adayı YÖK’e bildirmesini hükmetmiştir. Yani yukarıda haberdeki sorun, oradaki 2547’yi bilmez profesörler tarafından uydurulmuş ve Hürriyet varakı da sazan gibi olaya atlamıştır.
İşin ilginci, bu "olmayan sorunu" yaratan profesörlerin 2547’yi bilmeden, Dekan’a atfettikleri güç ve otoriteyi, Dekan olarak atananın da hissetmesi ve bir güzel, bu "bilmezlikle sakat" kişilere uygulamasıdır. Türkiye’de tüm üniversiteler Dekan ve Rektör’ü bir şey zannederek, onlara büyük güçler atfederek, altlarında ezilmek ve bazen de “yahu demokrasi nerede, seçim yaptık, YÖK bizi dinlemedi, ona kızdık” diye çocuksu maruzatlarda bulunmaktadırlar. YÖK, Dekan atamalarında, listeyi hazırlamakta yasal olarak özgür olan Rektör'e uygun olanını atamakta serbesttir.
İşin gerçeği ise, 2547 sayılı yasa, bütün üniversitede en önemli karar ve işlem mercii olarak BÖLÜM’ü ve ANA BİLİM DALLARINI var etmiştir. Onların almadıkları kararları ne Dekan, ne de Rektör uygulayabilir. Bu kurulları da, dedik ya, öğretim elemanları ve Bölüm ve Ana Bilim Dalı Başkanları oluşturur. Tersini bugüne kadar gören ve zannedenler ve Vistilef’e inanmayanlar Danıştay ve İdare Mahkemeleri kararlarına bakabilir: (Tıklayın Yeter)
Özetle, bugün tüm üniversiteler 2547 sayılı yasayı bilmeyen ve çocuksu kişilerin tahakkümü altındadır. Birbirlerine “kızmaktan” başka bir halt yapmayan bir profesörler ordusu, rektörleri ve dekanları “şeyhi [cahil] mürit uçurtur” misali, uçurmaktadır.
Hepinizin Kurban Bayramı, bilhassa kendilerini rektör ve dekan karşısında kurbanlık konuma düşüren müptezel profesörlere, mübarek ola...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)