Add to Flipboard Magazine.

25 Ocak 2008

TÜRBAN’A ÇÖZÜM:

Foto: Veysel Batmaz Cumhuriyet Mitinginden- 29 Nisan 2007

HUKUK İŞTE BÖYLE GUGUK OLUR...

“AKP MYK toplantısında Anayasa'nın 10, 13, ve 42. maddelerinde değişiklik öngören türban paketi hazırlandı. Buna göre, "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesiyle ilgili olarak MHP'nin sunduğu öneriye "Kamu hizmeti alanlar" ifadesi eklenerek yeniden düzenlenecek. "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması" başlıklı 13. maddeye, "Özgürlüklerin sınırlandırılmasında sadece mahkeme hükümlerinin bağlayıcı olmasına, mahkeme gerekçelerininse özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik kullanılamayacağına" ilişkin bir hüküm eklenecek.” (22 Ocak 2008, Ajanslar)

AKP, Anayasa, hukuk, yasa yapmayı bilmeyen, kişiye ve/veya olaya özel olarak Anayasa’nın değiştirilebileceğini ve Mahkeme kararlarının hüküm ve gerekçe olarak ayrı ayrı yaptırım içerdiğini zanneden cahillerle dolu demek ki.

Gelişmelere göre, AKP ile MHP türban sorununda anlaşmaya varamıyorlar... Dolu koysalar boşalıyor, boşlasalar birileri dolduruyor. İşte Türk-İslam sentezciliğinin müşahhas son vücudu: MHP-AKP. Yerseniz... Bu millet yiyor.

Burada Vistilef’in uyarısı şu: Büyük bir olasılıkla bu madde değişikliklerini ya öneren ya da onaylayan kişi olduğunu düşündüğümüz, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı AKP Milletvekili Profesör Burhan Kuzu, İstanbul Üniversitesi’nde, eski Rektör Kemal Alemdaroğlu tarafından, Profesör Bülent Tanör’ün “profesör olamaz” kaydıyla uzun süre direndiği halde profesör yapılmış bir kişidir. Profesör Kuzu gibilerinin ülkeyi getirdiği nokta hukuktan ve idareden anlamayan tıpçı profesörlerin sadece üniversiteyi değil, ülkeyi de ne hale getirebileceğine karinedir.

Şimdi ise Alemdaroğlu, Profesör Burhan Kuzu ile birlikte, milletin başına bela ettiği türban konusunda hâlâ, hukuk bilmez haliyle TV’lere çıkıp ahkâm kesmektedir. Burhan Kuzu, türbanın kamusal görevlerde de serbest olması gerektiğini vaaz eden bir anayasa gugukçusudur. Kamusal hizmetin eşit, tarafsız, bir başkasına verilmezse hiç kimseye verilemeyeceği ilkelerinden bi-haberdir.Alemdaroğlu da zaten bu konularda fikir yürütemeyecek bir tıpçıdır.

Şu andaki, “üniversitelerde türban yasağı kaldırılsın” şeklinde ortaya atılan türban sorunu, ekonomik bunalımı gizlemek için gündem yaratma taktiğinden başka bir şey değildir.

Artık çok geçtir. Türban toplumu ikiye, üçe bölen bir kangren haline gelmiştir. 1997’den sonra Alemdaroğlu gibi kişilerce kaşınarak sorun haline getirilmiştir.

Konunun hukuksal gelişimi şöyle:

"TÜRBAN SORUNU ANAP DÖNEMİNDE BAŞLADI: Türban yasağındaki temel çerçeve, Anayasa Mahkemesi'nin 1989'da aldığı kesin kararla çizildi. YÖK Yasası, Turgut Özal başkanlığındaki ANAP hükümetinin işbaşında olduğu 27 Aralık 1988'de yürürlüğü giren 3511 sayılı yasayla değiştirildi. YÖK Yasası'na ek yapan bu yasanın 2. maddesi, "Yükseköğretim kurumlarında, dershane, laboratuvar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur. Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir" hükmüyle büyük bir tartışma yarattı. 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 4 Ocak 1989'da bu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu.
MAHKEME İPTAL ETTİ: Mahkeme düzenlemeyi 7 Mart 1989'da iptal etti. İptal kararının dayanakları, üniversitedeki türban yasağının bugüne kadar "değiştirilemeyen" temeli oldu. İptal kararı; Anayasa'nın "başlangıç" kısmı, "kanun önünde eşitliği" düzenleyen 10. maddesi, "din ve vicdan özgürlüğü"nü düzenleyen 24. maddesi, İnkılap Kanunları'nı koruyan 174. maddesinin yanı sıra Cumhuriyet'in laik niteliğini vurgulayan ve "değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen" 2. maddesine dayandırıldı. Anayasa Mahkemesi, kararında, dini inançların devlet yönetimine egemen olamayacağını vurguladı.
İÇTİHAT GÜÇLENDİ: Anayasa Mahkemesi, türban konusundaki ikinci önemli kararını 2 Nisan 1991'de aldı. ANAP iktidarı döneminde yine YÖK Yasası'na eklenen maddedeki "yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir" hükmünün iptali istendi. Yüksek mahkeme düzenlemenin iptali istemini reddetti, ancak kararının gerekçesine çok önemli bir şerh düştü. Türk hukukuna göre "mahkeme kararlarıyla bir bütün oluşturan" gerekçede, kıyafet serbestisinin başın örtülerek kapatılması ve dini nitelikli giysileri kapsamayacağı vurgulandı.
DANIŞTAY İÇTİHADA KATILDI: Danıştay da, 9 Aralık 1999'da gerekçeleri açıklanan kararında türban yasağını teyit etti. 8. Daire, Samsun İdare Mahkemesi'nin "bir öğrencinin türbanıyla okula alınmasına" ilişkin hükmünü bozarken "laik eğitime, yükseköğretimin ilke ve amaçlarına aykırılık teşkil eden eylemlerin demokratik hak olarak savunulamayacağını" kararına geçirdi.
AİHM YASAKLARI ONAYLADI: Bu konuda son önemli karar, 10 Kasım 2005 tarihinde, Anayasa uyarınca kararları iç hukukta da bağlayıcı etki yaratan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden geldi. 1993 yılında henüz "komisyon" statüsündeyken "diplomada türbanlı fotoğraf" reddini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) "ifade ve inanç özgürlüğü" ilkesine aykırı bulmayan AİHM, nihai yaklaşımını İstanbul Üniversitesi'ne türbanla alınmayan Leyla Şahin'in açtığı davada ortaya koydu. AİHM, Türkiye'deki türban yasağını "Türk hukukundaki yasal dayanaklar", "meşru bir amaca dayanma" ve "demokratik toplum ölçütleri" açılarından AİHS'ye aykırı bulmadı."

İşin hukuksal safahat özeti bu. Türkiye Cumhuriyeti, artık isterse, Anayasa da değiştirse, bu hükümleri yok sayamaz. Çünkü, Mahkeme kararları, bir başka Mahkeme tarafından kaldırılmadığı sürece devletin sürekliliği kadar süreklidir.

Konunun çözümü, soruna “adalet” açısından yaklaşmaktan ve toplumsal uzlaşma yolları aramaktan geçmektedir. Hukuk olarak sorun çözülemez. Bölünmeler yaratarak, çatışmalara ve gerilimlere yol açar, açmaktadır.


Çözüm 1:

Üniversitelerin bilim dalları, kamusal-devletsel meslek olarak diploma verenlerle (Tıp, Hukuk, Siyasal Bilgiler, Eğitim, gibi), vermeyenler (beşeri ve sosyal bilimler, vs.) olarak ikiye ayrılarak, kamusal-devletsel meslek diploması verenlere türban yasağı, diğerlerine serbestlik vererek, “palyatif olarak” çözülebilir. Zaten, din ulemalarının bazıları, türbanlı öğrencinin (ve takmayan erkeğinin) hekim veya hâkim veya Darwin okutan öğretmen olmayı istemesinin dini inançlara aykırı olduğunu, bunu istemenin, kadın-erkek ilişkilerinde din olarak getirilen yasakların ve şeriat hukukunu uygulamak demek olan dini düzen yerine laik düzende karar verme yetkisine sahip olma isteğinin inanç ve din yaptırımları açısından günah olarak sayılacağını söylemektedir. Bu durumda, türbanlı öğrenci ve erkeği, zaten kamusal-devletsel meslek diplomalarına yönelmeleri dinen mekruh sayılacağı için bu yasaklara itiraz da edilemeyecektir.

Çözüm 2:

18 yaşına kadar, hiç bir kişinin, ailesi veya kendisi tarafından özgürce istense de, dini ve siyasi sembollerle kamusal (sokak, vs.) ve devletsel (okul, vs.) alanlarda kendini ifade edemeyeceği yasağı Anayasa’ya getirilebilir. Kamusal ve devletsel meslekler (hekim, hâkim, öğretmen, vs.) tanımlanarak, aynı yasağın bu mesleklerde de uygulanacağı kesin olarak tanımlanabilir. Bunun dışında, türban heryerde serbest olur.

Çözüm 3:

Türban her yerde serbest olur; zorunlu eğitimi tevhid-i tedrisatı güçlendirerek 2+12 yıla çıkartırsınız, zorunlu olduğundan yasa ile kılık kıyafet sınırlanır, türban bu aşamada yasaklanır; İmam-Hatiplere dinin gereği olarak kız öğrenci alınmaz; kamu kuruluşlarında ve stratejik mesleklerde, özel kıyafet zorunluluğu getirerek, her mesleğin kıyafetini yasa ile tanımlarsanız. Olur biter.

Bu üç çözümden başka çözüm yoktur. Bu çözümler, Hıristiyan hastanelerinde ve dinsel okullarında da dini kıyafetin serbest olduğu tüm Batılı ülkelerde bulunur.

Türkiye’yi bu türlü palyatif çözüm aşamalarına getirenlerden de, dincisi ve 12 Eylülcü laikçisi de dahil olarak, hesap sorulmalıdır.

Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için tıklayın: http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=51434

6 yorum:

Umit Atabek dedi ki...

Bu görüşler ve çözüm önerilerine katılmam mümkün değil. Çözüm önerilerinin (günah olma, dinin gereği olma, dini inançlara aykırılık vb.) dinsel gerekçelerle gerekçelendirilmesi kabul edilemez. Türban, toplumsal ilerlemeyi savunan hiç bir kimse tarafından savunulmamalı. Bunu yapanlar tarih önünde sorumlu olurlar!

Adsız dedi ki...

Tarih önünde sorumluluğu, TÜRBAN'ı sorun haline getiren 12 EYLÜLCÜ ASKERİ FAŞİSTLERE ve LAİKÇİLERLE, DİNCİLERE BIRAKIYORUZ...

Vistilef

Adsız dedi ki...

Tarih durağan değildir;
'Şimdi'ki sorumluluk, türbanı (her ne gerekçe ile olursa olsun) savunanlara düşer! Eski sorumlular ile şimdiki ve müstakbel sorumlulara sözümüz var: toplumsal ilerleme durdurulamaz!

Adsız dedi ki...

Cevabı bir sonraki yazıda verdik. Üniversite'yi polis okulu, harb akademisi, tapu kadastro müdürlüğü zanneden "ilerlemecilik" 12 Eylülcü faşistliktir. Üniversite, toplum dışında ve üstündedir; oraya devlet dairesi muamelesi yapmak ve kısıtlama getirmek, orada bazı rektörlerin ve hempalarının iktidar alanı kurmasından başka bir işe yaramaz ve tartışma, eleştiri, karşı çıkma ve ilerleme zihniyetini baltalar. Üniversitede aczimendi de olacaktır, komünist de, faşist de... Tartışacaklardır, hem de kıyasıya...

Üniversiteyi üniversite yapana kadar, ileri !

Vistilef

Adsız dedi ki...

Bana kalırsa üniversite ne toplumun dışında ne de üstündedir; üniversite toplum için vardır ve toplumla iç içedir, (tıpkı yıllar önce ODTÜ'de bize sanat hakkında Lukacz'ı öğretirken anlattığın gibi!). "Üniversitede aczimendi de olacaktır" sözünü yazılmamış kabul ediyorum... Ben Lukazcı Veysel'i istiyorum!

Adsız dedi ki...

Pardon "Lukacscı Veysel" olacaktı istediğim, yanlış yazmışım!