Add to Flipboard Magazine.

28 Aralık 2006

HERKESE MUTLU, HUKUKLU, BİLİMLİ ve ÖZGÜR YILLAR DİLİYORUZ; BAZILARI HARİÇ...


Yeni Yıla Girerken....

Geçtiğimiz iki buçuk yıl, ilk önce Sayın Vekil Rektör Prof. Dr. Tankut CENTEL ve sonra Sevgili Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Mesut PARLAK ile birlikte, O'nların hukuk, demokrasi, hoşgörü ve özgürlük ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kişilikleri ile, İletişim Fakültesi için de verimli, görece hukuksal, özgür ve hoşgörülü geçti. Gelecek yılların da böyle olmasını diliyor; karşılaşılan bazı ufak tefek aksaklıkların adil Türk Yargısı ile taçlandırılacağını düşünüyoruz...

Herkese, ama bazıları hariç herkese, mutlu yıllar diliyoruz...

Vistilef

24 Aralık 2006

DEPREM RAPORUNA PARA YOK; MÜZEYE VAR....

HABER TAKİBİ: 10 YIL MI? 5 YIL MI?

Biliyorsunuz, iki mekan (belki de üç) gezdikten sonra, Eski Eserler Kütüphanesi’nin bodrum katına, daha sonraki mekanına doğru gideceği güne kadar yerleşen bazı eski matbaa, kamera, fotoğraf makinesi ve herkesin evinde ve Beyazıt Marmara İş Merkezi’ndeki tüm sahaflarda daha eskileri bulunabilecek elli altmış adetlik basılı malzemeden oluşan bir medya araçları müzesi, Fakültemizin, ne işe yaradığı pek belli olmayan (İletişim Ödülleri, 55 Yıl Kutlaması gibi) diğer etkinliklerinin yapılageldiği gibi, ne için ve kime ve kimin tarafından verildiği belli olmayan plaketler dağıtılarak, 21 Aralık günü açıldı. Bir önceki (bu haberin hemen altındaki) haberimiz konuyu özetliyor:

Biz ise, Vistilef olarak haber takibine devam ediyoruz.

BİRİNCİ HABER:
Osmanlı’dan bugüne ‘İletişim Galerisi’
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi, 21 Aralık Perşembe günü saat 14.00’te ‘Osmanlı’dan Bugüne İletişim Galerisi’nin açılış töreniyle açıldı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi, Türkiye’nin iletişim dünyasına ilişkin belleğindekileri, Doğuş Grubu ve Aydın Doğan Vakfı’nın değerli katkılarıyla Türk toplumuna kazandırıyor. Özel koleksiyonlardan temin edilen son derece eski ve nadide parçalardan oluşan İletişim Galerisi’nde; yaklaşık yüz yetmiş yıllık bir geçmişe sahip basın tarihimizin ilkleri olan, ilk Türkçe gazete Takvim-i Vakayi, özel sermayeyle kurulan ilk Türk gazetesi Tercüman-ı Ahvâl, ilk müstakil mizah gazetesi Diyojen, ilk ilmi dergi Mecmua-i Fünun gibi yazılı basın ürünleri sergilenecek. Ayrıca Radyo Televizyon ve Sinemaya ait elektronik cihazlar ile yaklaşık elli parçadan oluşan fotoğraf makineleri koleksiyonu, 1930’lu yıllardan kalan radyolar ve insanı daha eski zamanlara götüren bir gramofon ile Yeşilçam döneminin nostaljik havasını yansıtan çeşitli film kameraları da galeride sergilenen parçalar arasında.
Tüm dünya toplumlarının değerlerini gözetme ve koruma düşüncesiyle oluşturulan İletişim Galerisi, İ.Ü. İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin’in on yıllık çalışmasının bir ürünü. 21 Aralık 2006 Perşembe tarihinden itibaren halkın ziyaretine açık olacak olan İletişim Galerisi, çağına yaraşır bir toplum olma adına önemli bir adım niteliğinde.
(Kaynak: MediaCat Online)

İKİNCİ HABER
Türkiye’nin ilk iletişim galerisi
İstanbul Üniversitesi (İ.Ü) İletişim Fakültesi, iletişim teknolojisinin hızlı gelişimini sergileyecek bir galeri açacak.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin, Mayıs ayında açmayı planladıkları galerinin, Türkiye’nin ilk iletişim galerisi olacağını söyledi. İletişim teknolojilerinin büyük bir hızla geliştiğine dikkat çeken Prof. Dr. Gezgin, galeriyi gezenlerin bu gelişim hızını daha iyi gözlemleyeceğini belirterek, “5 yıldır sürdürdüğümüz çalışmayla dünya ve Türkiye’nin en kapsamlı iletişim galerisini kuruyoruz” diye konuştu.

İstanbul Radyosu’nun 1950’de kurulduğu dönemde kullanılan stüdyo ekipmanlarının da galeride sergileneceğini ifade eden Prof. Dr.Gezgin, galeride yer alacak bazı malzemelerin TRT depolarından çıkarıldığını söyledi. TRT’ye ait depolardan galeri için sergilenecek malzemeler çıkardıklarını kaydeden Prof. Dr. Gezgin, “Geçmişte kullanılan tonlarca ağırlığında matbaa makinaları da gelirimizde yer veriyoruz.” dedi.
(Kaynak: http://sinem1987.blogcu.com/page2 Tarih: 11:51, 26/3/2006)

Bu iki haberin en önemli maddi unsurlarından biri hariç, hepsi aynı. Ancak, ilk haberde 10 yıllık bir çalışma süresi sonunda oluşturulduğu 21.12.2006 tarihinde söylenen müze hazırlığı başlangıç tarihi, 26.03.2006 tarihinde yapılan bir başka haberde 5 yıl olarak belirtilmiş. Ancak 5 yıllık bir hazırlıkla, Dekan Suat Gezgin’in sözleriyle, "dünya ve Türkiye’nin en kapsamlı iletişim galerisini kurmak" mümkün olmadığına göre, bu hazırlığın 10 yıl sürdüğü kuşkusuz. Dünyanın belki de en küçük ve kapsamsız İletişim Müzesine, en kapsamlı ve en büyük demek nasıl bir habercilikse de diyemiyoruz, çünkü bu okul gazetecilik de öğretiyor...

Konuyla ve Dekanlık yönetimiyle pek ilgili değil ama haber takibi yaparken şu skandal haberi de takip edelim diyoruz. Bilmem biliyor musunuz, Vekil Rektör Prof. Dr. Tankut Centel ilk göreve başladığında, bir grup öğretim elemanı, dilekçe vererek, okulumuzun binasının depreme dayanıklı olup olmadığını sormuştu. Bakın cevabı neymiş:

ÜÇÜNCÜ HABER
Gezgin: Medya kendine çeki düzen vermeli...

“Artık patronlar, editörler ve muhabirler meslek etiğini ve kurallarını özümsemek zorundadır.” Prof. Dr. Suat Gezgin’in medyayla ilgili saptamalarından bir alıntı. İstanbul Üniversitesi (İÜ) İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Gezgin ile iletişim fakültelerinin durumu, öğrenilenle uygulanan arasındaki ilişki, ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde gecikerek açılmasını konuştuk.
...
Deprem Raporuna kaynak yok...
Soru:
“Marmara Üniversitesi (MÜ), İletişim Fakültesi, 17 Ağustos 1999 depreminde hasar gördüğü gerekçesiyle bu yıl ekim ayında öğrenime başlayamadı. Bir aydır, kantinde dersleri sürdürüyoruz. Öğrenimin aksamasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?”

Suat Gezgin: “Fakülte öğrenciye her şeyi veremez. Öğrencilerin de kendilerini yetiştirmesi gerekli. Hızlandırılmış eğitim konusunda yaz tatilinde eğitim verirlerse açığı kapatabilirler. Aslında MÜ İletişim öğrencileri şanslı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi olarak, biz fakülte binasına depreme sağlamlık raporu için bile kaynak bulamıyoruz. Keşke biz de kantinde, çadırda ders yapsak... Binanın sağlam olup olmadığına dair elimizde bir rapor olsa.”
(Kaynak: http://www.evrensel.net/02/01/01/medya.html)

SONUÇ
Uzun oldu ama sonuç şu:

İletişim Galerisi gibi, eğitime, öğrenime ve öğrenciye hiç bir yararı ve katkısı olmayan, bir İletişim Fakültesinin eğitim ve öğretim görevlerinin içinde olmayan ve olamayacak olan “iletişim araçları müzesi” kurmak; 40 değil, 50 değil, "55. YIL KURULUŞ TÖRENİ" düzenlemek ve medyadaki bir yığın zer-zevata, her yıl, başka yerlerden almıyorlarmış da bizden almaları mecburmuş gibi ödül vermek gibi etkinliklere para ve zaman bulan İletişim Fakültesi yönetimi, yukarıda okuduğunuz haberde yer aldığı üzere, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin köhne ve işlevsiz binasının olası bir deprem senaryolarının sıkça gündeme geldiği bir dönemde, “sağlam olup olmadığı” raporu için tam 5 yıldır para bulamıyormuş.

Önerimiz, Bakırköy Belediyesi’nin, Doğan ve Doğuş Holdinlerin, konuya, Fakülte ile ilişkileri kalmamasına çok az kalmışken, eski iletişim araşlarına yer bulacaklarına, yeni iletişim aletlerinin öğrencilerce kullanılması için; Kütüphaneye kitap için; deprem için sağlamlık raporu incelemesi için ve öğrencilere başarı bursu vermek için para bulmaya başlamasıdır. Çünkü yarın çok geç olacaktır.

23 Aralık 2006

İLLETİŞİM GALERYASI 3. KEZ AÇILDI...



İstanbul Üniversitesi Web Sitesi'nin "Güncel Duyurular" bölümünde akan haberlerde, İletişim Fakültesi'nin (her ne demekse) İletişim Galerisi açılışına yer verilmemiştir. Bu hassasiyeti için Rektörlüğü kutluyoruz.
"İletişim Galerisi" adı altında, epey bir para harcandığı gözlenen ETKİNLİK ve müzevari sergi, ilk önce İletişim Fakültesi koridorlarında, (2002 yılı); sonra Kemal Alemdaroğlu döneminde, Rektörlük binasının bir salonunda (2003-04), oradan çıkartılınca da, aslında Eski Eserler Kütüphanesi olarak hizmet veren, eskimiş binanın alt katına yerleşti. Tam 10 yıldır kendilerine yer bulamayan bu, neredeyse iletişim ve medya ile ilgili herkesin evinde bulunabilecek koleksiyon ve eski kameralardan oluşan "acaip ve necip" sergi, bilebildiğimiz kadarıyla, üçüncü kez AÇILARAK, exibisyona 3. kez, 21 Aralık 2006'da sokuldu...
Bu arada, görev süresi 9 Ocak 2007'de bittiği Rektörlük tarafından açıklanan Dekan, bu girişimin "10 yıl önce başladığını (1996) ve 10 yılda, sonunda kendine lâyık bir yer bulabildiğini" yaptığı konuışaamamada belirtti. Ancak bu 10 yıl zarfında bu girişime destek verenlere, başta Bakırköy Belediye Başkanı olmak üzere, teşekkür ederken, bu girişimi başlatan kişiyi bu okula kazandıran, o zamanki kurucu Dekan Prof. Dr. Tayfun Akgüner'e teşekkür etmeyi unuttu. Biz Vistilef olarak, bu unutkanlığı kınıyoruz...

21 Aralık 2006

RUSÇA YAYIN

Prof. Dr. Veysel Batmaz'ın, Media Effects on Politics: More Coverage, Less Gain başlıklı makalesinin bir versiyonu Rusça yayınlandı. Ural Devlet Üniversitesi'nin Discourse dergisinde yayınlanan makale, aynı zamanda 15 Aralık 2006 tarihinde Ural Devlet Üniversitesi'nde düzenlenen Discourse: Method, Theory, Practice konulu konferansta tebliğ olarak sunulmuştu:

RUSYA İZLENİMLERİ



15-16 Aralık 2006 tarihinde Ural Devlet Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’nde, Politik Bilimler Fakültesi ile birlikte düzenlenen “Discourse: Method, Theory, Practice” adlı konferansta “Media Effects on Politics: More Coverage, Less Gain” başlıklı bildiri sunan Prof. Dr. Veysel Batmaz’a Rusya izlenimlerini sorduk:

“14 Aralık’ta Ekaterinburg’a vardım. 1.200.000 kişilik bir Ural kenti olan Ekaterinburg, Devrim’den sonra Bolşevik Partisi’nin en genç Merkez Komite üyesi ünlü Sverstlov’un 1919’da öldürülmesi sonucunda, Sverstlov adını almış. 1991’de de eski adı tekrar verilmiş. Petersburg’un kurucusu Deli Petro’nu karısı olan Katerin için yine Petro tarafından 1700’lerin başında kurulan kent, Sovyet döneminde, askerî fabrikalar ve nükleer başlıklar üreten sanayisi ile gizli ve yasak kentlerden biri haline gelmiş. Hâlâ kentte yaşayan halk yabancılara çok sıcak ama biraz uzak duruyor. Ekaterinburg şu anda Rusya’nın en önemli sanayi kentlerinden biri. Yeltsin buradaki Teknik Üniversite’den inşaat mühendisi olarak mezun olmuş. Daha sonra Moskova Belediye başkanı iken de, biliyorsunuz Sovyet sisteminin çökmesi ile Rusya Başkanı oldu.

Ekaterinburg’un küçük nüfusuna rağmen, kentte 150 binden fazla öğrenci, 22 tane üniversite var. Ben en büyük ikinci üniversitesi olan Ural Devlet Üniversitesi Gazetecilik Bölümü profesörlerinden Dr. Dmytri Strovski’den (yandaki resimde telefonla konuşan) davet alarak konferansa katıldım. Bu arada Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Ural Devlet Üniversitesi Gazetecilik Bölümü ve bizim Fakültenin Halkla İlişkiler Bölümü ortaklaşa olarak Mart 2007’de Antalya’da, “Non-Western Approaches to Media” konulu bir çalışma atölyesi düzenliyor.

Üniversite çok canlı. Cumartesi-Pazar da dersler yapılıyor. Konferansa bildiri sunmamın yanısıra, Bölüm’de üç ders verdim. Öğrenciler çok aktif ve bilgili, en önemli merak konuları, medyanın “ulusal kimlik” inşasındaki rolü. Bana bu konuda hem Türkiye’de, hem de dünyada neler olduğunu sordular.

Aynı zamanda, Oryental Çalışmalar Fakültesi Dekanı Profesör Kuzmin ile öğrenci değiş tokuşu esasında bir ilke anlaşmasına vardık. Orada Türkçe öğrenen Rus öğrencilere bir veya iki sömestir bizde ders almalarını sağlamak için işbirliği yapmanın yollarını arayacağız; aynı şekilde İstanbul Üniversitesi HİT Bölümü öğrencileri de orada yıllık veya yarı yıllık çalışmalar yapabilecek, eğer idari işlemleri ve engelleri aşabilirsek.

Ekaterinburg, kışın çok soğuk. 2 ile -9 arasında hava sıcaklığı varken orada bulundum; ancak altyapısı çok sağlam olduğundan, kapalı mekanlar çok sıcak. Halkın ve öğrencilerin gideceği eğlence mekanları, diskotekler, klüpler ve lokantalar çok bol. Öğrenciler durmadan kitap okuyor ve derse giriyor. Eğitim düzeyinin Sovyetlerden sonra bir çöküş yaşadığı söylense de, bize göre çok üst düzeydeler. Ben, Ural Devlet Üniversitesi Gazetecilik Bölümü tarafından yayınlanan uluslararası medya konulu bir ders kitabına bir makale ile katkıda bulunacağım. Ayrıca, Mart 2007’de yeiden ders vermek üzere davet edildim. Bu türlü uluslararası işbirlikleri herkes için özellikle de öğrenciler için yararlı.”

09 Aralık 2006

İLGİLİ YERE SAYGILARIMIZLA SUNUYORUZ

ALİ ATIF BİR'DEN BOŞALAN DEKANLIK GÖREVİNE GETİRİLEN ÖĞRETİM GÖREVLİSİ ALİ ATIF BİR İÇİN NE DEDİ?

Bahçeşehir İletişim’in yeni dekanı Haluk Gürgen Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesinin Prof. Dr. Ali Atıf Bir’den boşalan dekanlık görevine Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Gürgen getirildi. Ali Atıf Bir fakültede bundan sonra reklamcılık bölüm başkanlığını yürütecek. Konu hakkında görüşlerine başvurduğumuz Gürgen, okulda Ali Atıf Bir tarafından oluşturulan çok iyi bir kadro ve çok iyi bir altyapı olduğunu, kendilerinin bu temelden yararlanarak okula yeni bir ivme kazandırmaya çalışacaklarını söyledi. Gürgen tüm kadroyla birlikte hedeflerinin Bahçeşehir İletişim’i Türkiye’nin en iyi iletişim fakültesine dönüştürmek olduğunu belirtti. (Kaynak: Mediacat dergisi)

Vistilef'in Notu: Haluk Gürgen'i tanırız. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısıydı; orada hiç Dekanlık yapmadı. Bir ara Rektör Yardımcılığında bulundu... Kendisine başarılar diliyoruz; ama AA1'in arkasından gitmiş olmak bizce hiç de iyi bir şey değildir... Ayrıca, Enver Bey'in parasıyla altyapının kurulması da o kadar önemli değil... Sanırız eski arkadaşı olduğu için AA1'i biraz yağlamış; vakıf üniversitelerinde bu tür halef-selef yağlaması olağandır. Haberde epey yanlış var; birkaç tanesini tanesini yukarıda söyledik. Anadolu Üniversitesi'nde İletişim Fakültesi yok... O, çok iyi kadroyu biz de görmek ve duymak isteriz...

AA1'e soralım: Aşağıdaki yazıda yer alan "bold" cümle ne demek?

Doğaçlamada, mizansen olur mu?
Skeç önceden yazılmış demek değil mi
Doğaçlama skeç olur mu?
Bu ne biçim Dekanlık, medyacılık, oyunculuk, tiyatroculuk.

Veysel Batmaz

Ali Atıf Bir'in yazısı...

Serdar Turgut aşağılık mı?

Haşmet BABAOĞLU Sabah dergisi'ne verdiği röportajda aynen şöyle demişti: "Serdar TURGUT . O da aynı .Mizah duygusunun arkasına saklanır.Bu kadar aşağılık bir heriftir o! Patronlarını utandırıyor,okurlarını utandırıyor." Gelin Haşmet BABAOĞLU doğruyu mu söylüyor bir bakalım.Pazar günü Akşam Gazetesi,Türkiye'nin o kadar sorunu dururken,pireyi deve yaparak "Götürme Muhabbeti Hoca'yı Götürdü" başlığıyla çıktı. Rezil, aşağılık bir habercilik anlayışıyla. Bir doğaçlama skeçte yaşanan "kahve atma " mizanseninin nasıl abartıldığını ,"magazin" malzemesi yapıldığını bile bile.... Gerçeklere, muhabirlerine söylenenlere aldırmadan, kafayı taktığı bir kişiyi hedef alıp, yıkmak,yok etmek için ..Neden ? Serdar TURGUT Hürriyet'ten ayrıldığında Tempo dergisinde bir polemiğe girmiştim. Bir yazıda da "Kendini artık mesih sanıyor" yazmıştım. Turgut o günden bu yana düşman. Sürekli saldırıyor, saldırtıyor. Elindeki gazeteyi, hayalinde beslediği düşmanlarını yakmak, yıkmak ve yok etmek için kullanıyor. Mahkemeden alınan "tekzip" kararlarına uymuyor."Tekzip" kararında üsteledikçe gözü daha da dönüyor. Elindeki gazeteyi babasının malı, elindeki köşeyi tapulu arazisi sanıp "mizah yapıyorum diyerek" istediğine çakıyor aşağılıyor. Neden? Çünkü Serdar TURGUT ta bir Genel Yayın Yönetmeni'nde bulunması gereken "özgüven" yok. Serdar TURGUT bir Genel Yayın Yönetmeni'nde bulunması gereken olgunluğa ulaşamamış... Sonuç? Olan Çukurova Grubu'na oluyor. Akşam'ın tirajı, okur sayısı bir türlü iflah olmuyor. Yerinde sayıyor. Çünkü Serdar TURGUT 'un topluma tepeden bakan sahte entelektüelliği, kişisel hesaplarının peşinde koşma güdüsüyle birleşince ortaya büyütmek istediği hedefini ıskalayan bir gazete çıkarıyor.Sadece okuru mu? Reklam vereni de ıskalıyor Serdar TURGUT .... Grup şirketleri reklam açısından kayırmasa Akşam'ın reklam gelirleri de yerinde sayıyor. Peki ortada böyle bir pespayelik, böyle bir başarısızlık varken Çukurova Grubu Serdar TURGUT 'u hala niye akşam gibi bir gazetenin başında tutuyor?Hele de gazete de Serdar TURGUT tan çok daha başarılı olabilecek Genel Yayın Yönetmeni adayları varken .... Benim bildiğim Serdar ÇALOĞLU gibi ileriyi gören, başarılı bir yönetici eninde sonunda doğru saptamayı yapar, kararı verir ve Akşam 'ı Serdar TURGUT tan kurtarır.Serdar TURGUT tan kurtulmuş bir Akşam'ın kimle masaya oturulursa oturulsun daha fazla değer oluşturacağına kimse şüphe duymasın.. Bu arada Haşmet BABAOĞLU söylediklerinde haklı mı haksız mı onu sonuçlandırmadık değil mi?Yazımı baştan sona yeniden bir okuyun isterseniz .. Okudunuz mu ?Sizce haklı mı ?

04 Aralık 2006

İÇERİK, SÖYLEM, METİN ANALİZCİLERİ... HAYDİ, İŞ BAŞINA:


















Aşağıda http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=20593 daki AA1’i savunan iki müstear adlı (nickname’li) yorumu okuyun. Bu iki yorum arasında ne gibi benzerlikler buluyorsunuz, Vistilef’e gönderin... Bu benzerliklerin tamamını ve bu yazıların kim tarafından yazıldığını bulan eğer, Veysel Batmaz’ın bir öğrencisi ise, aldığı tüm Veysel Batmaz’ın verdiği iletişim derslerinden 50 puan daha fazla not alacaktır. (NOT: Bu iki yorum, AA1'in Dekanlıktan uzaklaştırıldığının ardından superpoligon sitesinde yapılan 30'a yakın yorumdan, AA1'i savunan yegâne iki yorumdur.)


YORUM 1:
dışarıdan -
4 Aralik 2006 16:17 Pazartesi

"ali atıf bir anadolu üniversitesinde hocayken ben başka bir okulda başka bir şehirde iletişim doktorası yapıyordum ve hoca bizim doktora iletişim araştırmaları dersimize geliyordu. o zamana kadar aynen burada yazılan olumsuz fikirlere sahiptim ama 6 ay ondan aldığım ders bğtğn bunları alt üst etti. Bi şey söyleyeyim mi kendisiyle aram çokm iyi olmasa da bir zamanlar ondan ders almış biri olarak daha çok şey bilen ve bunu anlatabilen bir hoca görmedim. Hayatımda her kaynağı her makaleyi onun kadar bilen okuyan biriyle karşılaşmasım. İnanın hasta ruhlu bu konuda, derste anlattıklarını anlayabilmek öğrenebilmek için deli gibi uğraşmak gerekti. İletişim araştırmasını yemiş yutmuştu. Dışarıda aptalca şeyler yapıyor ancak bence hocalığına kimse laf etmemeli, prof. ünvanını gerçekten hakeder tıf tıf hoca"

YORUM 2:
yuh yani -
4 Aralik 2006 16:08 Pazartesi

"buraya yorum yapanlara inanamıyorummmmm. ben bahçeşehirde sadece bir yıldır hocadan ders alan bir öğrenciyim adam derste bir deha. creative communications dersini alıyorum ali atıf hocadan ve inanılmaz ders yapıyor, herkesten farklı inanılmaz ödev ve projeler yaptırıyor. ayrıca hoca okula girince bile sizin kim okulda sana saygı duyacak diye yorum yapmanızın aksine hazır ola geçiyor herkes inanın hocası da öğrencisi de personelide. İnanmayan varsa gelin bir gün okula bir derse girin bizle, diğer hocalara atardıklarını görün, asistanlarını görün o zaman kapayın çenenizi. Gerçekten iletişim eğitiminde deha adam. Ya da daha kolayı bizim okulun geçensenki ve bu yılki derlerine bakın ali atıf gelmeden nasıl saçma sapan şeyler aldığımıızı ve bir yılda programı ne hale getirdiğine bakın. Dışarda yaptıklarını onaylarım onaylamam o ayrı ama inanılmaz iyi bir hocadır. Meak eden gelip bir gün okulda görsün..."

02 Aralık 2006

AA1'E KARŞI MAHKEME KAZANAN VEYSEL BATMAZ:


KÜTAHYA DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ MEZUNUDUR...

KİTAPSIZ "PROFESÖRDÜR..."

REKLAM BÖLÜM BAŞKANLIĞI'NDAN DA UZAKLAŞTIRILACAK...

SIRA BAŞKALARINA DA GELİYOR...
DEVR-İ SABIK BAŞLAMIŞTIR.

Veysel Batmaz

HÜRRİYET'LE İLİŞKİSİ KESİLEN 'ATIF HOCA HACI1', BU SEFER DE ÜNİVERSİTEDEKİ GÖREVİNDEN ALINDI

Ali Atıf Bir, Hürriyet Gazetesi'ndeki işini bir süre önce kaybetmişti. Bir bu defa da üniversitesi görevinden alındı. Atıf Hoca Hürriyet'le ilişkisi kesildi ama, televizyon dünyasındaki reytingi hızla artıyor. 'Ah bir polis olsam' dizisinde içişleri bakanı rolü oynayan Ali Atıf Bir Hoca, kısa süre önce Star TV'de 'Stüdyo 4' adlı programa da başladı. Atıf Hoca aynı zamanda, 21 Temmuz 2005 tarihinden bu yana, Bahçeşehir Üniversitesi'nde, İletişim Fakültesi Dekanlığı yapıyordu. Bir son olarak, bu görevden alındı. Atıf Hoca artık, sadece, Reklam Bölümü başkanlığını yürütecek.

Veysel Batmaz'dan eski bir yazı:

"Ertuğrul Özkök’e bir zamanlar, “o kötü bir gazetecidir, iyi bir akademisyendi” diye yazmıştım. Şimdi iyi akademisyen sıfatını da geri alıyorum. Sulandırılmış Mülkiye eğitimi ve diplomdoryent ile zaten olmaz “iyi” akademisyenlik. Bu sıfatı geri almış olmam hâlâ emekliliğinde İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde onu profesör olarak görme isteğimi yok etmedi; bunu da bilesiniz. Kadromuz açık, onu bekliyoruz; yanında Enver Bey’den zılgıt yemesine ramak kalmış AA1 ile birlikte. O ve AA1, bizim Fakülte’de eğlence yaratırlar, tad katarlar; tadına doyum olmaz o koridorların onlarla; onlar da kadromuza katılırlarsa, gaz-tecilik neymiş öğrenir öğrenciler." http://www.haber3.com/artikel.php?artikel_id=99893 1 Mart 2006

26 Kasım 2006

EDİBE SÖZEN OLUMLU ve OLUMSUZ ELEŞTİRİLİYOR...

EDİBE SÖZEN’İN İLETİŞİM FAKÜLTESİ İLE İLGİSİ
ÜZERİNE Superpoligon’da YAPILAN YORUMLAR:


Melahat Kıymalıbörek - 25 Kasim 2006 15:53 Cumartesi

En sonunda hüküm verdi : "Veysel Hoca bayağı donanımlı bu konuda."
Mübarek öğretmen değil mihenk taşı; evet, evet mihenk taşı.
Kim mi olacak, tabii ki bizim Atiye ayooooool.
Ah Atiye ah, sen çok yaşa e mi...
Gerçekten senden çok "eyü" lider olur, çok "eyü"...

Veysel Batmaz - 25 Kasim 2006 10:33 Cumartesi

Edibe Sözen, AKP'nin Medyadan sorumlu olarak Genel Başkan Yardımcısı olması ile ilgili olarak yapılan baskılara direnemeyecek. Yönetim Kurulu, bir Fakültenin temel karar organıdır ve siyasi parti içinde yöneticilik yapanlar, yasaya göre Fakülteye yönetici olamazlar. Bu nedenle Yönetim Kurulu'ndan istemese de zaten istifa edecek. Öğretim Üyeliği devam edebilir; çok meşgul olup, derslere fazla zaman ayıramayacağından, derslerden feragat etmesi etik olarak ona yakışan bir davranış olacaktır. Zaten derslerine bildiğim kadar İrfan Çiftçi ve Hikmet Kırık hocamız giriyorlardı. Zamanı daha önce de yoktu... Danışmanlıklarını yürütüyordu, o da devam edebilir. İstifasını ve feragatini ondan bekliyorum.

Veysel Batmaz


Veysel Batmaz - 25 Kasim 2006 09:08 Cumartesi

superpoligonun bir başka konu ile ilgili haberine yapılan yorumları sunuyorum, belki hukuk bilmezler biraz olsun anlarlar, hukuk ne demek? VB:


Veysel Batmaz - 23 Kasim 2006 21:04 Persembe

(Prof. Dr.) Raşit Kaya Hocam haklı... Bu konuda Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Mesut PARLAK'ın da yapacakları var diye düşünüyorum...
Buna göre, İstanbul Üniversitesi
İletişim Fakültesi Yönetim Kurulu geçersizdir.


raşit kaya - 23 Kasim 2006 15:00 Persembe

siyasal partilerin yönetim organlarinda görev alan üniversite ögretim elemanlarinin üniversitelerindeki yönetim organlarından ayrılmaları yasal bir zorunluluktur. Dahası bu görevlerden siyasal parti yönetimine seçilmeden önce çekilmiş olmaları gerekirdi.

Devrim Uluç - 24 Kasim 2006 23:40 Cuma

Sayın Batmaz, bu hastalıklı fikirlerinizden, akademisyenliği bir tarafa bırakıp uğraştığınız saçmalıklardan vazgeçin. Haddinizi bilin... Üniversitedeki meslektaşlarınızın kuyusunu kazmak için harcadığınız vakti akademik gelişiminize harcasaydınız, şu anda dünyanın sayılı iletişim bilimcilerinden biri olabilirdiniz. Edibe Hanım'ın edimlerinin tamamı sizin sıkça dillendirdiğiniz hukuk çerçevesindedir. Sizin ifadeleriniz ise gayri hukuki ve gayri ahlaki bir zorlamayı ifade etmektedir. Ya Edibe Sözen'in neden istifa etmesi gerektiğini ya da derslerden bile feragat edeceğine dair bilgiyi neye dayandırdığınızı açıklayın, ya da artık susun...

degerli bir hoca - 24 Kasim 2006 22:56 Cuma

kesinlikle ünivresiteyi bırakmamalı. öğrencileri olarak dört gözle onu bekliyoruz...
Hocam seni seviyoruz; iyiki varsınız...

melih - 24 Kasim 2006 10:00 Cuma

bazmaz hoca, seve seve üniversiteden de istifa edecek mi demeye getiriyor? çok ayıp hoca???

Atiye - 24 Kasim 2006 08:33 Cuma

Veysel hoca bayağı donanımlı bu konuda belli...

Hocam bu arada nasılsınız?

Veysel Batmaz - 24 Kasim 2006 06:59 Cuma

Yasaya göre öğretim üyeliği devam edebilir. Ancak Yönetim Kurulu'ndan ve Fakülte Kurulu'ndan istifa etmelidir; edecektir; büyük ihtimalle Sayın Rektör tarafından ettirilecektir. Çünkü Sayın Rektör, "Üniversiteye Siyaseti Sokmayacağım" diyen bir Rektörümüzdür.

Veysel Batmaz

Derinden - 24 Kasim 2006 03:25 Cuma

Edibe hocanın 'Üniversitedeki görevime devam edeceğim' diye açıklama yaptığını biliyorum. Veysel hoca acaba Sayın Sözen'e fakültedeki bir emri vakiyi mi seslendiriyor?

Ölüm Meleği - 23 Kasim 2006 23:20 Persembe

Prof. Batmaz haklı...

Üniversiteden de istifa etmeli.

(Bu arada, ben Edibe hocadan sıkılmaya başladım)

Veysel Batmaz - 23 Kasim 2006 22:55 Persembe

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Yönetim Kurulu'ndan da istifa edecek. Derslerden de feragat edecek...

Prof. Dr. Veysel Batmaz

Kaynak: Yorumlar
http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=20473

23 Kasım 2006

Doç. Dr. Hikmet Kırık: "EDİBE SÖZEN FAKÜLTE YÖNETİM KURULU'NDAN İSTİFA ETSİN"

İstanbul Üniversitesinde iyi şeyler oluyor.
Daha iyisi olacak. Umudumuzu koruyoruz.

Doç. Dr. Hikmet Kırık

Üniversiteler modern toplumun kurucu, var edici unsurlarından biri. İlk zamanlardakinden biraz farklılaşmış olsa da bu özelliklerini hala koruyorlar Avrupa Birliği’nin 2020 yılı üniversiteler vizyonu bunun açık göstergesi.

Bu durum kendine özgü modernleşme süreci açısından Türkiye ve üniversiteleri, özellikle de İstanbul Üniversitesi bağlamında tam anlamıyla karşılığını bulmaktadır. Üniversiteler ülkemizde de tartışılıyor, bu bir haliyle sağlıklı bir süreçtir, yeter ki tartışmalar AB’nin geleceğe dair vizyonlarında olduğu gibi (buna kişisel olarak katılabilir veya reddedebilirsiniz) günlük kısır çekişmelerden uzak, rasyonel, bilimsel çerçevede ve stratejik vizyon gözetilerek yapılsın.

İstanbul Üniversitesi 10 yıldır kısmen kendi dışında yaşanan gelişmeler (vakıf üniversiteleri ve yeni devlet üniversitelerin kuruluşu), kısmen yanlış yönetim stratejileri dolayısıyla ciddi kan kaybına uğramıştır. Son iki yıllık dönemi ben bu kan kaybının öncelikle durdurularak, sonrasında ise parlak geçmişinde oynadığı rolüne yeniden kavuşmasını sağlayacak olan restorasyon dönemi olarak görme eğilimdeyim. Bunun gerçekleşebilmesi, İstanbul Üniversitesinin Rekötüründen, araştırma görevlisine kadar evrensel akıl ve bilim ışığında oluşturulacak vizyona sahip çıkmasıyla gerçekleştirilebileceğine inanıyorum. Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Mesut Parlak’ın göreve atandığı ilk günlerde yakın bir dostumun da bulunduğu dar bir arkadaş yemeğinde “Öncelikli hedef ve arzularının İstanbul Üniversitesini dünyanın en saygın üniversitelerinden bir yapmak olduğunu” beyan etmesi ardından bu üne kadar atılan çeşitli adımlar (vizyon belgesinin çıkarılması, AB 6. ve 7. Çerçeve Programlarına gösterilen ilgi ve duyarlılık, Erasmus ve Sokrates Programları çerçevesinde Avrupa üniversiteleri ile geliştirilen ilişkiler, Merkez Kütüphane’nin acil olarak düzeltilmesi gereken durumuna karşılık elektronik veri tabanlarına erişimde kaydedilen gelişmeler bunlardan bir kaçı) Sayın Rektörümüzün vizyonu doğrultusunda atılan umut verici somut adımlar olarak görülmelidir.

Ancak, korkarım üniversitemiz için taşıdığım umudu İletişim Fakültesi açısından taşımamı sağlayacak hiçbir gelişme olmadığı gibi geçmiş dönemin bütün olumsuzluklarını inatla sürdüren bir durumla karşı karşıya olmaya devam ediyoruz. 1984- 1988 yılları arasında öğrencisi olduğum dönemden 11 yıllık yurtdışı tecrübesinin ardından öğretim üyesi olarak büyük bir arzu v heyecanla öğretim üyesi olarak geri döndüğüm 2000 yılından bu yana son 6 yıldır en kötü zamanlarını yaşadığını görüyor ve çok üzülüyorum. Dekan Prof. Dr. Suat Gezgin’in İletişim Formasyonundan gelmemiş olması (aslında Doktorasını özel bir konu olarak gördüğünden açıklamadığı için hangi formasyondan geldiğini de bilemiyoruz) bu alanda akademik performans düşüklüğünün vizyon eksikliğinin bir açıklaması olabilir, ancak keyfi yönetimin veya yanlışlar yapıldığında bunu eleştirenlere karşı hasmane tutumlar. Biz bunları geçmişte dile getirdiğimizde haksızlık yapıyorsunuz deniyordu şimdi Rektörlüğün Soruşturma Komisyonu bunlardan Lüzum-u Mahkeme çıkardı. Haklılığımız kanıtlandı.

Mutlu muyuz? Hayır.
Bu konuda haklı çıkmak hiç istemezdim.
Çünkü benim haklılığım bu ülkenin, ve onun insanlarının zararı anlamına gelecekti.
Üzüldüm.
Daha da vahimi ders alınmadığını, hiç bir şeyin değişmediğini gördükçe üzülmeye devam ediyorum.
Başkaları adına tek yapabileceğim bu, kendi adıma ise 1 yıldır hukuki süreç işlemektedir.

Bu arda Üniversitemiz ve kendi adıma sevindirici bir gelişme de Öğrenciliğimden ve kendisinin genç bir asistan olduğu dönemden bu yana tanıdığım dostum Edibe Sözen’in siyasetteki sıçraması. İktidar partisinde Genel Başkan yardımcılığı önemli bir siyasal görevdir. Kendisini içtenlikle kutluyor, başarılar diliyorum. Umudum o ki hem partisine hem de siyaset ve medya ilişkilerine yeni bir vizyon kazandıracaktır.

Sayın Sözen, böylesi önemli ve etkili bir siyasal göreve getirilikten sonra AA daki görevinden istifa etmekle sağduyulu davranmıştır. Hukuki bir sorun olabilir veya olmayabilir, ben bilmiyorum. Öte yandan özellikle Türkiye’de siyaset ve devlet arasındaki ilişki çok ince çizgilerle belirlenmiş olması dolayısıyla yasal olanın yada pratiğin birbirine geçtiği durumlar da görülebilir. Ancak bu tür, birbirini kesen ilişkilerde öncelikli, olan pozitif hukukun hükümleri veya hakim pratikten çok, etik ve onun normatif boyutudur. Bu tür durumlarda karara mesnet olacak ölçüt iki görev arasında çıkar çatışması olup olmadığıdır. Ayrıntılarına girmek için uygun değil bu yazı o nedenle sadece yargımı ifade etmemi Vistilef okuyucuları hoş karşılamalı: İktidar partisinin genel başkanlığı ile AA Yön. Kur. Üyeliğinde çıkar çatışması vardır. Sonuç olarak istifa sağduyuyla alınmış isabetli bir karardır.

Değerli dostum Sayın Edibe Sözen aynı zamanda İ. Ü. İletişim Fakültesi Yönetim Kurulu ve Fakülte Kurulu üyesidir. Burada Fakülte Yönetim Kurulu AA yönetim kurulu benzeri bir işleve sahip olması dolayısıyla Sayın Sözen’in bu kuruldan da istifa etmesi aynı gerekçelerle isabetli ve sağduyulu bir davranış olacaktır. Bunda şüphe görmüyorum.

Buna karşın Fakülte Kurul üyeliği fakültelerde öğretim faaliyetine fiilen katkıda bulunuyor olmakla vücut bulduğundan ve bu kurulun görevi tavsiye niteliğinde olduğundan etik açıdan davranış ve uygulamaya bakılması gerekir. Yani kendiliğinden bir çıkar çatışması varsayılamaz.

Öğretim Üyeliği ise eğer hukuki herhangi bir engel yoksa etik açıdan, yani normatif olarak bir bir çıkar çatışması olduğu iddiası kolaylıkla ileri sürülemez. Tersine Bu tür tecrübelerin öğrenciye aktarılması faydalar bile içerebilir. Ancak burada da dikkat dilmesi gereken husus parti politikası mülahazalarıyla hareket etmemektir. Yoksa bir akademisyenin ne siyasal görüşünün olmaması ne de bunu derslerinde ifade etmesi eleştirilebilir. Siyasal tercihi olma veya olmama ile bunu derslerinde dile getirip getirmeme tamamen kişisel bir tutumdur.
Önemli olan derslerde evrensel akıl ve bilimin gereği olan nesnelliğin dışına taşmadan optimum dengeyi sağlamaktır.

Doç. Dr. Hikmet Kırık

PROF. DR. ERHAN GÜZEL YENİ REKTÖR YARDIMCIMIZ... KUTLUYORUZ...

Prof. Dr. Melih BOYDAK hocamızın Rektör Yardımcılığından ayrılmasının ardından, Sevgili Rektörümüz Prof. Dr. Mesut PARLAK hocamız, Dekan Prof. Dr. Erhan GÜZEL'i Rektör Yardımcısı olarak atamış bulunuyor. Kendisine görevinde başarılar diliyoruz. Sevgili Prof. Dr. Erhan GÜZEL'in İletişim Fakültesi ile de yakın ilişkisi var. İletişim Fakültesi'nde olanları ayrıntısı ile biliyor: Prof. Dr. Suat Gezgin için, yargılanması talebiyle, LÜZUM-U MAHKEME kararı veren Rektörlüğe sunulan Soruşturma Fezlekesi yazarlarından ve Komisyon üyelerinden biriydi Sayın Hocamız... İletişim Fakültesi bundan sonra ona emanet...

22 Kasım 2006

EDİBE SÖZEN TEPKİLERE DİRENEMİYOR

Prof. Sözen, Medya'dan sorumlu AKP Genel Başkan Yrd. görevine getirildikten hemen sonra yaptığı açıklamada, ilk kez Superpoligon'un gündeme getirdiği tartışmaya da nokta koyarak, yapılacak ilk AA Yönetim Kurulu Toplantısı'nda istafa dilekçeseni sunacağını kaydetti.

İstanbul Üniversitesi'ndeki öğretim üyeliği görevine ise devam edeceğini anlatan Sözen, genel merkezdeki görevinden ötürü Ankara'ya yerleşeceğini ancak sık sık İstanbul'a gideceğini söyledi.

Vistilef Uyarıyor: AA'dan ayrılan Sözen'in, İletişim Fakültesi Yönetim Kurulu ve Fakülte Kurulu'ndan da ayrılması gerekli. Akademik "etik ve gelenek" bunu gerektirir...

21 Kasım 2006

AKP'NİN MEDYA İLİŞKİLERİ FAKÜLTEDEN Mİ YÖNETİLECEK?

Edibe Sözen, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı oldu

AK Parti MKYK toplantısında, Merkez Yürütme Kurulu üyeleri atandı. Tanıtım ve medyadan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Amasya Milletvekili Akif Gülle'nin yerine Edibe Sözen getirildi.

Vistilef'in Notu: Prof. Dr. Edibe Sözen'in Fakülteyi bir siyaset meydanı haline getirmeden, hemen ve derhal Fakülte Yönetim ve Fakülte Kurulu'ndan istifa etmesi ve derslerinden feragat etmesi gerekmektedir. Burası Medyanın ve AKP'nin siyaset meydanı değildir...

15 Kasım 2006

DEKANLAR KENDİ MESLEKLERİNİN ETİĞİNİ HATIRLIYORLAR MI?

Vistilef'in Notu: "İletişim Fakültesi Dekanları Yürütme Kurulu" diye bir organı ilk defa duyuyoruz. Şu anda İletişim Fakültesi dekanlarının çoğunu da tanıyoruz. Bunların bir kısmı kendi yöneticilik ve akademisyenlik meslek etiğini unutmuş durumdalar. Dekanlık ve akademisyenlik meslek etiği "martaval atmak" değildir. Verecekleri kararları, kendi fakültelerindeki öğretim üyeleri ile tartışmaları, fakültelerinin yönetim kurullarından geçirmeleri gerekir. Aşağıdaki bildiriyi, inanıyoruz ki, herhangi bir iletişim fakültesinin herhangi bir öğretim üyesi yayınlamadan önce duymadı. Ayrıca, Dekanlar sadece etiği değil yasayı da unutmamalıdırlar... Adını ilk defa duyduğumuz "İletişim Fakültesi Dekanları Yürütme Kurulu" sanıyoruz ki, meslek etiğini unutmuş dekanları ilk önce yürütecek...

İşte bu "yürüten" kurulun basın bildirisi (sözümüz tüm dekanlara değil; sadece bazı dekanlara ancak bu bildiri sanıyoruz ki 28 tane dekanı temsil ediyor. Bizim dekanı da temsil ediyor mu; bilemiyoruz. Etik, bu gibi ,neredeyse tüm fakülteleri bağlayan bildirileri öğretim üyeleri ile paylaşmaktır.):

‘Haberciler Mesleğin Etiğini Unutmuş Durumda’

İletişim Fakültesi Dekanları medyayı sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı: Asıl görev bilgilendirmek. Habercilik unutulmuş durumda. Okur/izleyici yurttaş değil, müşteri/tüketici olarak algılanıyor. İlkelerin gözardı edilmesi mesleğe güveni zedeliyor.

BİANET - İletişim Fakülteleri Dekanları Yürütme Kurulu, yaygın kitle iletişim organlarına gönderdiği çağrı metninde, Habercilik kurallarının ve meslek ilkelerinin gözardı edilmesinin yaygınlaştığını, bu durumun iletişim alanında yetiştirilmeye çalışılan yeni kuşakları da olumsuz etkilediğini belirtti; "kitle iletişim araçlarını sorumluluklarını yerine getirmeye" çağırdı.


"Bu çağrımız mesleğe yeni başlamış bir iletişimciden, en deneyimli gazeteciye kadar herkesedir. Habercilik kurallarına ve meslek ilkelerine gösterilecek saygı, demokrasiye saygı demektir."

İletişim Dekanları: Kitle iletişim araçlarının asıl görevi kamuoyunu bilgilendirmek; [Vistilef'in Notu: Dekanların da asıl görevi medyaya bir şeyler öğretmek değil, öğrencilerine bir şeyler öğretmektir.]

"Kitle iletişim araçlarının asıl görevi kamuoyunu bilgilendirmek, olan bitenden haberdar etmektir. Bu gerçek evrensel olarak kabul gördüğü için çağdaş demokrasilerde kitle iletişim araçları saygı görürler ve bu konumlarına uygun sorumluluk taşımaları beklenir" diye başlayan çağrı metninde, şu saptamalar yer alıyor.
Habercilik unutulmuş gibi: "Türkiye'de kitle iletişim araçlarının yöneticilerinin toplumsal sorumluluklarını gözardı etme eğilimi giderek güçleniyor. Bazı yayın organlarında habercilik unutulmuş gibi." [Vistilef'in Notu: İletişim Fakültelerinin dekanlarının bir kısmı yasal sorumluluklarını gözardı etme eğiliminde ve girişimindedirler. Bazı fakültelerin dekanların bölüm başkanı olduğu bölümlerinde, eğitim ve öğrenim unutulmuş gibidir.]

Basmakalıp habercilik anlayışı: "Halkı yakından ilgilendiren pek çok önemli sorun, gazetelerden ve haber bültenlerinden dışlanmış, yurttaşların daha fazla bilgilenmeye gereksinim duyduğu önemli konular ihmal edilmeye başlandı. Toplumun geleceğini belirleyen uluslararası gelişmeler konusunda bile doğru, güvenilir ve bilgilendirici haber alınması neredeyse olanaksız hale geldi. Basmakalıp, yüzeysel ve duygulara seslenen bir habercilik anlayışı geleceğimizi tehlikeye sokar nitelik alıyor." [Vistilef'in Notu: İletişim Fakültelerinde, basmakalıp, yüzeysel meslek bilgilerinden başka bir şeyin öğretilmediği bölümler vardır.]

Sorumlu haberciliğin yerini sorunlu habercilik aldı: "Kitle iletişim araçlarımız haber adı altında, plaj manzaralarını, ünlülerin özel yaşam görüntülerini magazin programlarından ana haber bültenlerine taşıyorlar. Çığırtkanlık inanılmaz boyutlara ulaştı, haber sunma üslupları değişti, sürekli tekrar edilen sahnelerin yer aldığı, suç, şiddet ve cinselliğin sömürüldüğü bir habercilik üslubu geliştirildi. Sorumlu haberciliğin yerini sorunlu habercilik aldı." [Vistilef'in Notu: Sorumlu dekanların yerini sorunlu dekanlar aldı. Bu yürütme kurulu ilk önce bu sorunlu dekanları yürütsün]

Medya yurttaş değil, müşteri/tüketici olarak algılıyor: "Gazete okurları ve televizyon izleyicileri bilgilendirilmesi gereken yurttaşlar değil, sadece müşteri/tüketici olarak algılanıyor, tiraj ve izlenme oranı kaygısı gerçek, doğru, tarafsız haber verme anlayışını ortadan kaldırıyor. Kitle iletişim araçları bilgilendirici, aydınlatıcı habercilik yapmıyor." [Vistilef'in Notu: İletişim Öğrencisi, mesleğe yetiştirilecek müşteri değildir. Dördüncü kuvveti oluşturacak yurttaştır.]

İlkelerin gözardı edilmesi, mesleğe güveni zedeliyor: "Habercilik kurallarının ve meslek ilkelerinin gözardı edilmesi iletişim mesleğine duyulan güveni ve saygıyı yok edecek boyutlara ulaşıyor. Bu durum iletişim alanında yetiştirilmeye çalışılan yeni kuşakları da olumsuz yönde etkiliyor. İletişim mesleğinin iyi yetişmiş, bilgi ve beceri düzeyi yüksek insanlar tarafından değil, bilgisizliği, düzeysizliği ön planda tutan anlayışla yürütüldüğü yargısına kapılıyor. Bu gençlerin yetişmesini tehlikeye atan bir durumdur." [Vistilef'in Notu: Evet, bazı dekanların durumu gençlerin yetişmesini tehlikeye atan bir durumdur.]

28 İletişim Fakültesi'nin dekanlarının belirlediği yürütme kurulunu, Gazi Üniversitesi'nden Korkmaz Alemdar, Kocaeli Üniversitesi'nden Hülya Yengin, Mersin Üniversitesi'nden Selim Aksöyek, Manas Üniversitesi'nden Belma Akşit ve Fırat Üniversitesi'nden Asaf Varol oluşturuyor.
[Vistilef'in Notu: Acaba bizi de bizim haberimiz olmadan temsil ediyor mu bu yürütücüler?]

14 Kasım 2006

EDİBE SÖZEN TARTIŞMASI BÜYÜYOR....

ÖĞRENCİLERİN GÖRÜŞLERİ:

bağımsız - 14 Kasim 2006 18:06 Sali
"ben daha Prof.Dr. Edibe Sözen den ders almamış bir iletişim fakültesi öğrencisi olarak şimdiden bir soğukluk duymaya başladım. Şayet bu şekilde devam ettiği takdirde de okulumuzda ders vermemesini istiyorum. Bence Sayın Rektörümüz Mesut Parlak bu konuyu bir incelemeli ve girdiğim günden beri çok açık şekilde siyasetin, kavganın uzağında olan iletişim fakültesinin bu çizgisini korumasına yardımcı olmalıdır." (http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=20337 )

SP'ye katılıyorum - 13 Kasim 2006 16:51 Pazartesi
Ben de Edibe hocanın öğrencisiyim. Kendisini benim kadar seven olmaz. Ama AA bugüne kadar tarasıf ve bağımsız haber ajansı olma özelliğiyle hep ön plana çıkmıştır. Böyle bir durumda Edibe Hoca'nın bu kurumun yönetiminde olduğu halde bir siyasi partinin yönetiminde olması AA'nın bağımsızlığına gölge düşürecektir. AA'dan çok bu durumda Edibe Hoca'nın kimliği zarar görecektir. O zaman AA yönetimine TBMM'deki her partiden bir yönetim kurulu üyesi atansın. http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=20331 )

Bir Öğrencisi - 15 Kasim 2006 01:16 Çarsamba
"Bence hocamızı, bu üç görevine ilaveten bir de iletişim fakültesine dekan yapalım. Sonuç ne olur? "Mantar Kamuoyu", mantar fakülteye dönüşür! http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=20337

sarıkırmızı -
"bende eski öğrencisiyim. itismekten, kadın cekismesinden baska bir sey yaptıklarını -o ekibin tamamının - gormedim. Yorumların hicbirine katılmıyorum. bu kadar da siyasetin icinde olunmaz ki. Hocaysan hoca olacaksın. Once o zavallı iletisim bolumune ve ogrencilerine zaman ayırsalar iyi ederler bence. Hala kurtulduguma sukrediyorum
http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=20337


DİĞER HABER ve YORUMLAR İÇİN TIKLAYIN:
http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=20337
http://www.dorduncukuvvetmedya.com/dkm/article.php?sid=7311
http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=20331

11 Kasım 2006

ÜNİVERSİTEYE SİYASET SOKMAYACAĞIZ

PROF. DR. EDİBE SÖZEN AKP MERKEZ KOMİTESİ’NE GİRDİ.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyelerinden ve Yönetim Kurulu üyesi, CHP Milletvekili Prof. Dr. Nurettin Sözen’in yeğeni, Prof. Dr. Edibe Sözen, bugün AKP’nin 2. Olağan Kurultay’ında, AKP’nin yöneticilerinden biri oldu ve Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’na seçildi...

Desteklerimizle göreve başladığından bu yana Sevgili Rektörümüz, bizim de her kelimesine katıldığımız şu kararını herkese duyuruyordu: “Üniversite siyaset meydanı değildir. Üniversiteye siyaseti sokmayacağım.” Bu doğru tahlil ve karar, bakalım İletişim Fakültesi’ndeki bu yeni gelişmede ne rol oynayacak? Bugüne kadar AKP’yi zaman zaman eleştiren ve AKP’ye mesafe koyan Prof. Dr. Edibe Sözen, bakalım, Fakültedeki bugüne kadar yaptıklarını, bir AKP yöneticsi olarak nasıl devam ettirecek?

Üniversite, siyasetin çok tehlikeli olduğu, özellikle gençlerin kolayca tahrik olarak ve provakasyona gelerek yanlışlar yapabileceği bir ortamdır. Herkesin siyasi, ideolojik görüşü ve bir diğerinden farklı yaklaşımı doğal ki vardır. Ancak, siyaset, üniversite içinde, politik bir parti ile doğrudan ilişkili olarak yapılamaz. Geçmişte bu tür yanlışlıklar yapılmış ve ne yazık ki Türkiye acı olaylar yaşamıştır. Hâttâ, İ.Ü. İktisat Fakültesi yardımcı doçentlerinden Dr. Ufuk Uras ÖDP Genel Başkanı olarak, devletten her ay para almıştır. Başka örnekler de vardır. Bu durumu o zaman da şiddetle kınamış bulunuyoruz. Bu tür ilişkilerin, partilere katacağı bazı ek değerler olabilir ancak üniversiteyi siyaset arenası yaparak, bunu oy ve ideolojik platforma dönüştürmek, üniversite gibi herkesin ve milletin malı olan kamusal bir yerde iflas edecektir. Bir devlet memuru olarak, politik bir partinin üyesi olmak makul karşılanabilir; ancak partilerde yönetici olmak, üniversiteye siyaseti sokacaktır. Üniversite herhangi bir devlet memurluğu değildir. Uzun dönemde, Üniversite öğretim üyeliği ile aynı zamanda patilere üye ve partilerde yönetici olmanın yolu kapanmalıdır. Üniversitelerde çalışanlar, parti yöneticiliğinden ya da üniversitedeki görevlerinden birini seçmek zorunda olmalıdır. Bunun şu anda yasal bir yaptırımı olmamasına rağmen, siyaseti üniversiteye bulaştırmanın bu yolu kapanmalıdır.
Zaten yasalarımız siyasete girecek devlet memurlarına, seçilmemeleri durumunda tekrar memuriyetlerine dönebilme yolunu da açık tutarak, istifa zorunluluğu getirmiştir. Bunun nedeni, doğrudan siyaseti bir siyasetçi olarak yapanlara devlet memurluğunda çalışma imkânı vermemek ve devleti siyasallaştırmamak içindir. Parti yöneticiliği de doğrudan siyasetçi olmak demektir. Siyasetçi ile devlet memurluğunu birleştirmiş ülkeler vardır. Eski kömünist ülkelerde, milletvekili olanlar, memuriyetlerine devam ederlerdi. Ancak orada Parti ile Devlet eşitti. Bu Türkiye’de değildir ve siyaset eğer kirleniyorsa, işte bir nedeni de, üniversiteyi ve devlet memuriyetini siyasete sokmakla kirleniyordur. Diğer nedeni ise, siyasetçilerle medyacıların aynı kaba tükürmeleridir.

Derslerde ve üniversite ile ilgili çalışmalarda her türlü siyasal ideoloji ve teori öğretilebilir, öğrenilebilir ve öğrenilmelidir. Ancak bu, şeffaf olmalı ve her görüşe eşit olarak açık tutulmalıdır.

Önerimiz:

(1) Politik partilerde yöneticilik yapan öğretim üyelerine, partide yöneticilikleri sürdüğü sürece ücretsiz izin verilmesi sağlanmalıdır ki üniversite ile ilişkileri kesilsin.
(2) Politik partilere üye olan öğretim üyelerine ise ders verme imkânı tanınmayarak, sadece araştırma, vs. ile ilgili işlerle çalışması sağlanmalıdır.

Şimdilik, yasalarımız çerçevesinde, üniversiteden siyaseti kovmanın yolu ancak bu tür palyatif tedbirlerle olacaktır.

ÜNİVERSİTE HUKUK ve BİLİM YERİDİR...
TARTIŞMA, OLUŞTURMA, AYDINLATMA YERİDİR...
ÜNİVERSİTEYE SİYASETİ SOKMAYACAĞIZ....
BU KONUDA REKTÖRÜMÜZÜ DESTEKLİYORUZ....

01 Kasım 2006

1 ARALIK’TAN TAVİZ YOK

Vistilef’te yayınlanan bir öğrenci arkadaşımızın mektubunda adımın geçmesi vesilesi ile Dekanlık konusundaki görüşlerimi İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi kamusuna sunuyorum.
Şu andaki Dekan, iki dönem Dekanlık yapmış ve yorulmuş bir arkadaşımızdır.

1 Aralık’ta süresi dolacaktır. Ancak bazı yanıltmalarla, süresinin Rektörlük kayıtlarında 9 Ocak 2007’de, bazı söylentilere göre ise de 28 Şubat 2007’de dolacağı tezvirat olarak söylene gelmektedir. İki tarih de yanlıştır. Suat’ın ikinci dönem Dekanlık süresi 1 Aralık 2006’da dolmaktadır. İkinci dönemdeki tayin günü ne olursa olsun, bu böyledir çünkü Kemal Alemdaroğlu tarafından Kanuna karşı hile yapılarak, Suat arkadaşımızın, ikinci kez Dekanlığa tayin edilene kadar Vekil olarak çalıştırılmış olma olasılığı vardır. Bu ise Kanuna açıkça karşı gelmektir: Yasalarımıza göre, “Asil, Vekil olarak göreve devam edemez.” Bu süre zarfında attığı her imza, yaptığı her idari işlem ve eylem hukuksal olarak sakattır ve kadüktür.

Yorgunluğuna gelince, göstergeleri çoktur:

Bu arkadaşımız çok yorulmuştur, dinlenmeye ihtiyacı vardır çünkü:

1) Fakülte’nin Internet sitesi “Allahlık” bir haldedir. Bir iletişim fakültesine yakışmayacak bir durumdadır. Uyarılarımıza rağmen bu sitenin böyle işlevsiz ve yanlış adlandırmalarla kalması yorgunluğa delalettir.


2) Gazetecilik Bölümü ders programı çok kötüdür. Prof. Dr. Nurdoğan Rigel Hocamız bu konuda müştekidir. Kendisine Amerika’dan Internet yolu ile ulaşılabilir ve en yeni müfradat programları edinilebilirdi. Yeni ve güzel ve diğer bölümlerle uyum içinde bir program hazırlama fırsatı varken, daha kötüsünü hazırlamak yorgunluğa delalettir.

3) Fakülte’nin bilimsel yayın organı İletişim Fakültesi Dergisi, Doçentlik Jürisine giren profesörler tarafından “hakemsiz dergi” olarak nitelendirilmekte ve puan verilmemektedir. Bu dergide istediğine yer vermek, istemediğinin yazılarını yayınlamamak, ve Fakültemize yaraşır hakemli bir bilimsel dergi yayınlayamamak yorgunluğa delalettir. Bu konuda kişisel görüşlerimi, Medya Popüler Kültürü Gizler adlı kitabımın son makalesinde bulabilirsiniz.

4) Rektörlük tarafından hakkında “Lüzum-u Mahkeme” kararı verilmiş olan bir kişi yorgun demektir ve yorulacak demektir.
5) Fakültelerin en önemli zenginliği öğrencilerdir. Bir Fakülteyi, öğretim üyesi değil, öğrencinin ilgisi ve bilgisi Fakülte yapar. Fakülte “beceri” demektir. Öğrenciye kendi Dekanlık hayalleri uğruna ikiye, üçe bölmek; kişisel emellere alet etmek, huzursuzluk yaratmaktır. Öğrenci arkadaşımızın anlattıkları doğruysa, bu da Lüzum-u Mahkemeliktir.


6) Fakülte beceri demekse, fakültelerdeki öğretim üyeleri becerilerini nerelerde edindiklerini belli olan diplomalarıyla, yayınları ile ve ders anlatmaları ile ispat ederler. Fakültemizde, kimin nereden mezun olduğuna dair sağlam bir arşiv bulunmamaktadır. Bu da yorgunluğa delalettir.

7) Kendinden önceki Fakülte yöneticilerine, “Bizanslı”, “malum çetenin adamı,” “işbilir” ve yanında çalışan elamanlara, “deli”, “toplumsal olarak uyumsuz,” “öğrenci ile karşılıklı gelmesi paranoyaklığı açısından sakıncalı” demek, yorgunluğa delalettir. Ve en önemlisi de “deli” dediği elemanları hiç sormadan, danışmadan profesörlere asistan olarak tayin etmek iyice yorgunluğa delalettir.

8) Fakültemizin, Prof. Dr. Nükhet Güz’ün Dekanlık döneminde medya sektörü ile olan ilişkisi tamdı. Benim düşman yetiştirdiğim medya ile bu güzel ilişkiler maalesef son altı yılda iyice bozulmuştur. Örneğin, bu yıl Fakülte Açılış törenine sadece iki genç muhabir katılmıştır. Medyayla dost olduğunu söyleyip bir yığın işsiz medya mensubuna okulumuzda güya ders verdirtmesine rağmen, medya ile ilişkileri giderek erezyona uğrayan bir Dekan artık yorulmuş sayılmalıdır ve medya ile Fakültemizin, bir üniversiter kuruma yaraşır ilişkiler kurması gerekmektedir.

9) Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Sayın Prof. Dr. Ahmet Gökşen’in bile hayretle karşıladığı, bir öğretim üyesi olarak 50 tane master ve doktora danışmanlığını üstlenmiş olmak insanı yorar. Zaten bu danışmanlıkları da geçtiğimiz yıl yorgunluğundan olsa gerek bırakmış olmak bizatihi yorgunluğa delalettir.

10) Rektörleri, rektörlük seçimleri sırasında, seçim konuşması yapmak üzere geldikleri Fakülteye sokmamak, konuşmasını engellemek ve Rektör olacak Sayın hocalarımızı, 60 kişilik öğretim elemanının bulunduğu bir Fakültede, sadece 6 kişinin dinlemesine sebebiyet vermek, yorgunluğa delalettir.

Bütün bunların sonucu göstermektedir ki, Suat yorulmuştur. Bu Fakülte’de Suat’tan çok daha iyi Dekanlık yapacak en az iki hocamız vardır: Prof. Dr. Nurdoğan Rigel ve Prof. Dr. Edibe Sözen. Bu iki arkadaşımızın da, artık ellerini taşın altına sokma zamanı gelmiştir.

Suat’ı iki dönemi boyunca destekledim. İlk dönemi Dekanlık seçimlerinde, Prof. Dr. Edibe Sözen’e karşı aday olduğunda benim oyumla seçilmişti. O seçimde, Suat Gezgin 7; Edibe Sözen 6 oy almıştı ve ben de oyumu Suat’a vermiştim. Zaten Dekanlık seçimi yapmak, kanaat yoklaması adı altında da olsa yasaya aykırıdır. Danıştay’ın “Yasa’da yer almamıştır” diyerek iptal ettiği bir çok idari işlem ve eylem vardır.

İkinci dönemde ise, Kemal Alemdaroğlu tarafından dolaylı olarak, bana yapılan Dekanlık teklifini kabul etmeyerek, Kemal Alemdaroğlu’na yazdığım bir mektupta Suat’ı desteklediğimi ve onun Dekan olmasını istediğimi belirtmiştim. Alemdaroğlu da, bu kez yasaya uyarak, Dekanlık seçimi yapmadan Suat’ı Dekan tayin etmiş ve YÖK de onaylamıştı. Aynı zamanda Edibe Sözen hocamız da, Prof. Dr. Nurettin Sözen’e aynı talebi iletmişti.

Ama artık Suat’ı desteklemiyorum. Yorulmuştur. Yerine, bu Fakülteye ve İstanbul Üniversitesine yakışır Dekanlık yapabilecek bir çok arkadaşımız arasından en uygununu, Fakültemize huzuru getiren Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Mesut Parlak hocamız tayin edecektir. Yeni Dekanla da, bütün bilgi ve becerilerimi kullanarak, bir Senatör ve Bölüm Başkanı olarak çalışacağım…

1 Aralık öncesi istifa ise, devr-i sabık yaratmayacaktır.

Sevgilerimle,


Prof. Dr. Veysel Batmaz
Senatör

28 Ekim 2006

CUMHURİYET'in 83. YILI FAKÜLTEMİZE KUTLU OLSUN...

İstanbul Üniversitesi'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal'in 1919-1939 yılları arasında gerçekleştirdiği bütün etkinlikleri, yeni teknolojilerle ve yeni global koşullarla, yeniden yaratmak için seferberiz...

Vistilef Çalışanları

DEKANLIK SÜRESİ BİTERKEN, FAKÜLTEDE NELER OLUYOR?

Vistilef’in Notu: Vistilef'e gelen bir öğrenci mail’ini yorumsuz sunuyoruz (adı nick’li ve bizde saklı; mektubun bazı yerlerini atladık ve düzelttik. Bunların dışında mektubu aynen yayınlıyoruz.)

Dekanlığın bu kadar da önemli olmadığını, 2547 sayılı yasayı çok iyi okuduğumuzdan, biliyoruz. Bunu çok yazdık; 2547 sayılı yasaya göre, Dekanlık, "temsilcilik, koordinatörlük, kurul kararlarını uygulamalakla yükümlü, denetçi" gibi görevlere sahip; yetkiye sahip değil. Bu nedenle, bir Fakülte’de Bölüm Başkanlarının çok önemli ve yetkili olduğunu biliyoruz. Aslında öğrencilere en yakın akademik makam Bölüm Başkanlığı’dır. Dekan, Fakülte’de, duvar boyama, tuvalet inşaatı, vb. altyapı faaliyetleri dışında, Bölüm Başkanı’nın ve Yönetim Kurulu’nun kabul etmediği hiç bir akademik etkinliği yapamaz. Bu nedenle, kim Dekan olursa olsun, öğrenci, Bölüm Başkanı ile muhataptır. Bugüne kadar Suat Gezgin’in aksi yönde davranışları, Rektörlük tarafından da engellenmektedir. Vistilef’i, kimin Dekan olacağı ilgilendirmemektedir. Bölüm Başkanlığı esastır. Mektupla ilgili olarak, Suat Gezgin ve Veysel Batmaz’ın yanıtlarına da açıktır Vistilef:

Değeli Hocalarım:

“Fakültede enteresan şeyler oluyor. Bilindiği gibi Suat Hoca’nın dekanlık süresi yanılmıyorsam Aralık ayında doluyor. Ve anlaşılan o ki “görevini kötüye kullandığı, fakültede akademik hayatı kesintiye uğrattığı, keyfi kararlar aldığı” gerekçesiyle Rektörlük soruşturma komisyonunun hakkında Lüzum-u Mahkeme kararı vermesine aldırmadan, yeniden bir üçüncü dönem seçilmek için her yolu deneyecek. (bunlar, Suat Hoca için Cumhurbaşkanlığı emriyle Rektörlük tarafından açılan Soruşturma’nın Komisyon raporundan net olarak yazıyormuş, bende rapor yok şu anda, ama sağlam kaynaklardan duydum, siz biliyorsunuzdur zaten. [Vistilef'in Notu: Evet biliyoruz; zaten "diplomalar" konusunda da epey yol alınmış durumda.] Ben, Suat Hoca’yı da çok severim, bu arada belirteyim, ama bu işlerde biraz nesnel olmak lazım, burası okul, bizim bir şeyler öğrenmeye ihtiyacımız var. Öğrenci olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim, Suat Hoca kızmaz inşallah, bir iki hocanın dışında öğreten kimse yok bu okulda.)

Şimdi bir imza kampanyasının öğrenciler tarafından da yaptırılmasına çalışılıyor galiba. Öğrenci arkadaşlara, “benim Dekalıkta kalmam için, imza toplayın Rektörlüğe verin” diyormuş. Bazı Belediye Başkanlarını da bu işlere alet ediyormuş… Ben, Şişli Belediye başkanı ile de yakın ilişkiler içine girdiğini, onun yeğeni ile konuşmaya çalışmasından biliyorum. Yeğeni arkadaşım olur.

Geçenlerde Taksim’e çıkıyordum. Tünelde iki arkadaşa rastladım. Konuşurken bir ara öğrenciler:

"Ergun, Suat Gezgin'in dekanlık süresi doluyormuş bu Aralık’ta, yerine kim dekan olur?" diye sordular.

Ben de “bana ne, bugünden beli olmaz” diye cevap verdim.

Bunun üzerine arkadaşlar "biz bir grup öğrenci olarak Suat Gezgin'in yeniden Dekan olması için bir imza kampanyası başlatıyoruz, katılır mısın?" dediler.

“Niye böyle bir şey yapıyorsunuz?” diye sorduğumda "Çünkü bize Suat Bey’in söylediğine göre, Suat Gezgin dekanlığa devam etmezse, Veysel Batmaz Dekan olacakmış.” dediler.

“İyi de, kimin dekan olacağı bizi neden bu kadar ilgilendirir ki” diye sorduğumda, "Suat Bey diyor ki, Veysel Batmaz dekan olursa bütün öğrenci klüplerini kapatacakmış, bunu kabul edemeyiz, öğrenciler olarak bununla mücadele ederiz” diye cevap verdiler.

Bunun üzerine ben de "nerden çıkartıyorsunuz bunları, aslında bana kalsa olmalı, fakülte için şans olur, ama hep “olmayacağını” söylüyormuş” dediğimde, arkadaşlar, "olur mu be Ergun? Suat Hoca, “öğrenci babası”, bize derslerimiz konusunda her türlü iyiliği yapıyor, “diploma hazır bir okul” burası, sen eksisozluk ve sosyomat Internet sitelerinde okumadın mı, eski mezunlar İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi için “eşeği bağlasan mezun olur” yazıyor, biz diploma için geldik bu okula, mezun olmayan yok, oysa Veysel Hoca öğrenciyi zorluyor, bir de klüpleri kapatacakmış... Suat Hoca dekan olarak kalmalı..." dediler.

Konuşma bu minval üzere bir süre daha devam etti. Ben arada kaldım; öğrenmeden mezun olmak mı? Yoksa, bir şeyler bilip mezun olmak mı? Sanıyorum Fakülte’nin asıl sorunu bu...” (Nick: Ergun. 27 Ekim 2006)

19 Ekim 2006

İLETİŞİM ÖĞRENCİSİNİN ALTIN BİLEZİKLERİ

DOÇ.DR.ERKAN YÜKSEL,
Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı

Üniversiteler ve iletişim fakülteleri öğrencilere pek çok alanda altın bilezikler sunar. Bunlar aynı zamanda mezuniyet sonrasında birçok kapıyı açmaya yarayacak altın birer anahtardır. İyi bir Türkçe, yabancı dil, genel kültür ve iletişim bilgisi başlıca anahtarlardır. Bunların yanı sıra uygulamalı derslerin de mutlaka bileğe takılan altın bilezikler olarak parlatılması gereklidir.

SEÇMELİ DERS SİSTEMİNİN AVANTAJLARI
Ülkemizdeki iletişim fakültelerinin zorunlu dersleri birbirine benzer yapıda olsa da seçmeli dersleri geniş bir alanda farklılık gösterir. Bir iletişim fakültesi mezunu olabilmek için dört yıl boyunca öğrenciler 50’ye yakın ya da bu civarda ders alır. Dört yıllık fakültenin ilk iki yılında verilen dersler genellikle genel kültür ve temel iletişim bilgisi çerçevesinde tanımlanabilecek derslerdir. Uzmanlık gerektiren dersler ise çoğunlukla ikinci sınıfın sonundan itibaren başlar. Hangi üniversitenin hangi fakültesinin hangi bölümünde hangi derslerin verildiği ve bu derslerin içerikleri artık internet siteleri aracılığıyla tüm meraklılara açık durumdadır. O nedenle bu içerikler üzerinde durmayacağım. Ancak altını çizeceğim nokta, özellikle seçmeli dersler ve bu dersler karşısında öğrencilerin tutumları olacak.

İletişim fakültelerinde genellikle halkla ilişkiler ya da halkla ilişkiler ve reklâmcılık, gazetecilik ya da basın ve yayın, sinema ve televizyon ya da radyo ve televizyon gibi bölümler bulunur. Bunlar dışında iletişim, iletişim tasarımı, görsel iletişim tasarımı gibi bölümlere sahip fakülteler de vardır. Dolayısıyla iletişim fakültelerinde medyanın çeşitli boyutlarına yönelik öğrenim verilir.

Bir iletişim fakültesi mezunu kendi bölümü dışındaki alanlara hâkim değildir. Genel olarak “giriş” düzeyinde diğer bölümler hakkında bilgi almış olsa da örneğin gazetecilik bölümü öğrencisi, kamera ve kurgu konusunda “yeterli” donanına sahip sayılmaz. Sinema ve televizyon bölümü öğrencisi de gazete tasarımına bir o kadar uzaktır.

Ancak, eğer fakültede kredili sistem uygulanıyorsa, herhangi bir bölümdeki öğrenci başka bir bölümdeki dilediği derse girebilme ve bu dersi mesleki seçimlik ders olarak saydırabilme şansına sahip olabilmektedir. Dolayısıyla gazetecilik bölümü öğrencisi kamera kullanımı konusundaki sinema ve televizyon bölümünün derslerine girebilmektedir. Yine aynı öğrenci, eğer, “ben ekonomi muhabiri olmak istiyorum” diyorsa, iktisat fakültesinden istediği dersi alabilmektedir. Yeter ki, ders saati, kendi zorunlu ders saatleri ile çakışmasın…
Bunun dışında kimi üniversiteler, öğrencilerine “yandal” ve “ikinci anadal” öğrenimi şansı tanımaktadır. Sınırlı sayıdaki başarılı öğrenciye ayrılan bu kontenjanlar sayesinde öğrenciler, üniversite seçme sınavı ile yerleştirildikleri bölümün diploması dışında başka bir alanda daha “yandal” ya da ikinci bir “anadal” diploması daha alabilme şansına sahip olabilmektedir. Böylece öğrenciler iletişim fakültesi dışında bir başka fakültenin eğitim-öğretim olanaklarından daha yararlanabilmektedir. Bunlarla ilgili mevzuat ve gerekli açıklamalar da sanıyorum internet üzerinde kolayla öğrenilebilmektedir.

İLK BİLEZİK: YABANCI DİL
Öğrencilere sunulan bu öğrenim olanaklarının yanında kimi iletişim fakültelerinin öğrencilerine mecbur tuttuğu İngilizce hazırlık eğitiminden söz etmek gereklidir. Çünkü bu yazının asıl konusunu oluşturan “altın bileziklerden” ilkini bu eğitim oluşturmaktadır.
Eğer öğrenci, iletişim fakültesine geldiğinde, ne yapmak ve nasıl mezun olmak istediğini biliyorsa ve buna ilişkin bir plan yapabiliyorsa, ilk dikkat etmesi gereken basamağı, hazırlık okulunda alacağı yabancı dil eğitimi oluşturmaktadır.

Bir yabancı dil bilmenin ne anlama geldiğini uzun uzun anlatmaya gerek olmadığı kanısındayım. Ancak gözlemlerim, özellikle genç arkadaşlarımın bu eğitimi aldıkları sırada, bu eğitimin önemini yeterince kavrayamadıkları şeklinde. Üniversite ortamının getirdiği heyecanla birlikte yabancı dil eğitiminin; daha iyi öğrenmek yerine, geçilmek için alındığı gibi bir anlayış gözlemliyorum. Bunun sıkıntılarını da genç arkadaşlarımız daha sonraki yıllarda ciddi bir biçimde yaşamaktalar.
Örneğin öğrencilerimiz dış haberler konusunda uzman olmak istiyorlarsa, yabancı medya kuruluşlarında görev almak istiyorlarsa, yabancı dille ilgili herhangi bir konuda çalışma yapmak istiyorlarsa, hatta akademisyen olmak istiyorsa, aslında, yabancı dil eğitimine dört elle sarılmaları gerekmektedir.
İyi bir yabancı dil bilgisiyle günümüzde pek çok kapıyı açmak mümkündür. Dolayısıyla yabancı dil bilmek altın bir anahtar, altın bir bileziktir. İletişim fakültesine gelen öğrencilerin de eğer üniversitelerinin böyle bir olanağı varsa ya da öğrenimleri sırasında yabancı dil kurslarına devam edebilme şansları varsa bileklerine takacakları ilk bilezik, yabancı dilleri olacaktır.

İKİNCİ BİLEZİK: GENEL KÜLTÜR VE İLETİŞİM BİLGİSİ DERSLERİ
İkinci sırada fakültedeki genel kültür ve iletişim bilgisi dersleri gelmektedir. Bir iletişim fakültesi mezunu dört yıllık eğitim süresi boyunca alanıyla ilgili yayımlanmış kitapların büyük bir bölümünü okuyabilir, genel kültür kapsamında değerlendirilebilecek konulardaki bilgi birikimini geliştirebilir ve dolu dolu bir kişi olarak piyasaya çıkarsa pek çok kapı onun önünde açılacaktır.
Kitap okumanın yararlarını burada anlatacak değilim. Ancak şunu vurgulayabilirim. Bir kişinin maddi zenginliği para ile ölçülürse, bir kişinin bilgi birikimi de okuduğu ve yazdığı kitaplarla ölçülebilir. Bir kişinin zenginliği için şu soru önemli bir gösterge olabilir: “Hayatında en fazla kaç parayı ellerinle tuttun?”. Aynı kişinin bilgi zenginliği için ise şu soru önemlidir: “Hayatında en fazla kaç kitap okudun?” ya da “Hayatında en fazla kaç kitabı bir arada gördün?”.

Bu önemli bir soru, çünkü ABD’yi ziyaret edip, ülkenin beşinci büyük kütüphanesinde iletişim konusuyla ilgili kitapları gördüğümde yüzümde beliren şaşkınlığı başka bir soruyla ilişkilendirmem mümkün değil…
“Çok okuyan çok bilir” sözüne tamamen katılmadığımı da hemen belirtmeliyim. İnsan ne kadar okursa, o kadar “az bildiğini” de öğrenir. Çok bilen, aslında daha fazlasını bilmeyendir ya da bildiklerinin sınırının farkında olmayandır. Bildiğinin sınırlarını bile öğrenebilmek ve bilmediklerinin farkına varmak da sanırım değerli bir bileziktir.

ÜÇÜNCÜ BİLEZİK: TÜRKÇE ÖĞRENMEK
İlk ikisi ile ilişkili olarak sayabileceğim üçüncü altın bilezik Türkçe öğrenmektir. Dört yıl boyunca Türkçesini ilerleten iletişim fakültesi mezununun bunun yararına göreceğine inanıyorum.
Ana diline yeterince hakim birinin “bu ülkede aç kalmayacağını” söyleyen hocalarıma, bu öğütleri için teşekkür etmek istiyorum. Çünkü medyadaki Türkçe kirliliği ve dilin en basit imla kurallarına bile uymayan görünümü bu konuda ne büyük bir açığın bulunduğunun en büyük ispatı. Umuyorum, iyi Türkçe bilmek bu ülkede de “para” edecektir.

Dört yıl boyunca istediği kitabı, romanı, şairi okuyan öğrenciler, Türkçe bilgilerini geliştiren ve bununla yazıp çizen kişiler sanırım bu ülkede sizlere oldukça ihtiyaç var. İlla ki medyada demiyorum, Türk dilinin doğru kullanılmasını gerektiren pek çok alanda Türkçe bilen kişiler aranmakta. Günlük hayatta bile iyi Türkçe bilmek sizi diğerlerinden ayrı kılacak ve yaşamınızı daha anlamlı hale getirecektir.

DİĞER ALTIN BİLEZİKLER: UYGULAMALI DERSLER
Daha sonraki bileziklere gelince… Onlar ise uygulamalı dersler. Örneğin fotoğrafçılık dersleri, kamera kullanımı, kurgu masası, senaryo yazma, kısa film ve belgesel çekme, bilgisayar programları, haber toplama ve yazma, gazete ve dergi yayımcılığı gibi dersler. Her birisi ayrı birer altın bilezik olan dersler...
Bu dersleri öğrenim hayatı sırasında, yalnız “sınıf geçmek için” almamak gerekiyor. Örneğin “ben iyi bir fotoğrafçı” olacağım diyen bir öğrencinin tüm fotoğraf derslerini, alabiliyorsa fotoğraf konusu ile ilişkili tüm ilişkili kuramsal ve teknik dersleri en iyi şekilde öğrenmesinden daha doğal bir şey yoktur. Bu bir altın bileziktir. İyi fotoğraf çeken birine her zaman ihtiyaç vardır.

Bir başka örnek, bilgisayar programcılığı ile ilgili derslerdir. Şu anda çok ciddi söylüyorum; iletişim fakültesi mezunları arasında en çok arananlar, sayfa tasarımı konusunda QuarkXPress, Photoshop ve Freehand bilgisayar programlarını bilenlerdir. Bu üç programı ya da altın bileziği koluna takan öğrencinin günümüz şartlarında iş bulamaması gibi bir durum sanırım yoktur.

Bu programlar dışında web tasarımı konusundaki programları, örneğin Dreamweaver, Flash, Front Page ve diğer tasarım programlarını en iyi şekilde öğrenmek de altın bilezik anlamına gelir.
Kendi başına gazete sayfası tasarlayabilen, fotoğraf işleyebilen ya da web sayfası tasarlayabilen bir öğrenci ve bu alanda “en iyi olma” çabasındaki bir öğrenci, inanıyorum, kendisine uygun bir iş bulabilecektir.
Haber toplama ve yazma dersleri için de bu durum geçerlidir. Özellikle “ben bu işi yapacağım” diyen iletişim fakültesi öğrencisinin A’dan Z’ye gazete ve televizyon haberlerini takip etmesi, ilgi duyduğu haber türüne ilişkin teknik, yasal ve etik kuralları öğrenmesi, bilgi birikimini zenginleştirmesi ve pratiğini geliştirmesi en doğal izleyeceği yoldur. “Haberci olacağım” diyen bir öğrencinin on parmak daktilo ya da klavye kullanabilmesi, gazeteci ise fotoğraf, televizyoncu ise kamera kullanımından az çok haberdar olması ve bu alanlarda kendini yetiştirmesi en mantıklı yaklaşımdır.

NE İSTEDİĞİNİ BİLMEK
Sonuç olarak, inanıyorum ki bir iletişim fakültesi öğrencisinin burada her birini ayrı birer altın bilezik olarak tanımladığım konuların tamamında kendini belirli yönleriyle en iyi şekilde yetiştirmesi, onun bileğinin bükülmemesi anlamına gelecektir.

Hangi uygulamalı alanda olursa olsun, bir iletişim fakültesi öğrencisi gerek yabancı dil bilgisiyle, gerek düzgün Türkçe kullanımıyla ve bilgisayar hâkimiyetiyle ve de zengin bilgi birikimiyle hayata ve olaylara farklı bir bakış ve farklı bir tavır sergileyebilmelidir.

Bunun için de öğrencinin daha başında ne istediğini bilmesi ve daha ilk günden adını koyarak kendisini istediği alanda yönlendirmesi ve o yönde beslemesi gereklidir.

Taşı sıksa suyunu çıkaracak gençlerin, istedikleri her şeye isteklerinin şiddeti oranında yaklaşabileceklerine inanıyorum. Eminim ki her bir öğrenci konuya çok daha farklı noktalardan yaklaşmaktadır. Hele de iletişim fakültesi öğrencilerinin gelecekle ilgili kaygılarının yoğunluğu ve fakülteler arasında öğrencilere sunulan olanaklar arasında büyük farklılıklar olması tartışmanın boyutlarını çok daha farklı noktalara taşıyabilmektedir. Benim burada yazdıklarım ise, bir yönüyle iletişim fakültelerindeki eğitim konusundaki kişisel bakış açımı yansıtmakta ve öğrencilerin, “bir de bu yönü” ile konuyu düşünmelerini sağlamayı amaçlamaktadır.

Yeni bir ders yılı başlarken, tüm öğrencilere başarılar diliyorum.

13 Ekim 2006

Nobel Ödüllü Tembel Talebe Pamuk

Nobel Edebiyat Ödülü verilen romancı Orhan Pamuk'un tembelliğini mezun olduğu İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü yıllığı ortaya çıkarttı.

İsveç Akademisi tarafından Nobel Edebiyat Ödülü verilen romancı Orhan Pamuk, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun olmuştu. Yazar Pamuk’un, öğrenciliği sırasında derslere devamsızlığı nedeniyle kaydı silinmişti.İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin yayınları arasında yer alan “İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi 55. Yıldönümü” anı kitabında öğrenci dosyasının fotoğrafına yer verilen Orhan Pamuk için kitapta şöyle deniliyor:
“Ünü ülkemizin sınırlarını aşan Orhan Pamuk da fakültemizden mezun. Her ne kadar öğrenciliği sırasında derslerle pek alakası olmayan ve hatta devamsızlığı nedeniyle bir ara okuldan kaydının silinmesi durumuna bile gelinen Pamuk, sonradan silkinerek derslerine daha bir şevkle sarılmıştır ve teker teker derslerini vererek 1977 yılında mezun olmuştur.Hatta bu silkinme öyle bir kuvvetli olmuş ki Pamuk, hızını alamamış ve lisans eğitiminden sonra yüksek lisansa da kaydolmuş; ancak eski kötü alışkanlığı maalesef yine nüksettiğinden, devamsızlıktan ötürü kaydı silinmiştir. Edebiyat alanındaki büyük başarılarıyla dikkat çekmektedir.”


Kaynak: GERÇEK GÜNDEM

30 Eylül 2006

BURCU ERDEM'İN MUHATABI HÂLÂ SUAT GEZGİN'DİR

Merhaba, Size iletilen yazı yayınlanmak üzere gönderilmemiş ve yayınlanması konusunda tarafımdan izin alınmamıştır.

Diğer yandan yazıma atılan başlıkta, ilgiliyazının muhatabı Prof. Dr. Suat Gezgin olarak işaret edilmiştir. Oysa bensize gönderdiğim yazıda yazımın muhatabının kim olduğunu açıkça yazmıştım: Prof Dr. Veysel Batmaz. Sorularım kendisinedir. Yazıyı ya orjinaline uygunbiçimde, içeriğini saptırıcı başlık, yorum v.s. kullanmadan ve bu yazımı daekleyerek yayınlayınız ya da acilen yayından kaldırınız.Çünkü ben ilgili konuda kendisine yönelik eleştirim varsa bunu Prof. Dr.Suat Gezgin'le karşımda ciddi bir muhatap bularak konuşabiliyorum ve kişiselolarak bu konuşmayı internet sitesi üzerinden yapmayı uygun bulmuyorum.Bunun için kimsenin aracılığına ihtiyacım yok. Üstelik kendisi pek çokaçıdan çok değer verdiğim bir hocadır. Lütfen gereğini yapın, yayıncılıkahlakı bunu gerektirir.Teşekkür ederim.
BURCU ERDEM

Vistilef Editörler Grubunun Notu: Veysel Batmaz, Vistilef'e yaptığı açıklamada, "Burcu Hanım, Suat Gezgin'i, sorularının yanıtı ile ilgili olarak 'ciddi bir muhatap' gibi, bulup konuşabiliyorsa, mesele zaten hâl yoluna girmiştir. Sözkonusu öğrenciye Suat Gezgin cevap verebiliyorsa, bana soru yöneltmesine, gizli veya açık, gerek yoktur." demiş ve eklemiştir: "Çünkü sorularının tam ve tümel muhatabı şu anda Rektörlüğün LÜZUM-U MAHKEME kararına rağmen, Dekandır. Ayrıca Burcu'nun soruları Gazetecilik Bölümü ile ilgilidir. Sorguladığı temel nokta ise Dekan ve Fakülte Yönetim Kurulu ile ilgili bir sorudur."

Bu konuda Vistilef Yayın Grubu olarak, Suat Gezgin'e de, Veysel Batmaz'a da, kişi olarak, yayınımız açıktır. Vistilef Blog'una, Vistilef e.mail grubuna ve Veysel Batmaz'a gönderilen her yazı ve yayın içeriği, gerek görülürse ve kamusal ve güncel öneme haizse, Vistilef'te yayınlanır. Bu durum, kerelerce Vistilef üyelerine ve okurlarına duyurulmuştur. Yayınlanmasını istemediğiniz şeyleri Vistilef'e göndermeyin. Vistilef Yayın Grubu şeffaf bir yayın organıdır. Amacı İletişim Fakültelerini geneline, sert ve haşin eleştiri, ikâz ve bilimsel katkı yapmaktır. Ayrıca, Veysel Batmaz da, defalarca, kişisel soruların muhatabı olmadığını; kamusal olmayan, kamuya açıklanmayan ve Fakülteyi ilgilendirmeyen sorulara ne kişisel, ne de kamuya açık yanıtlar vermeyeceğini tüm Vistilef üye ve okurlarına defaatle duyurmuştur.

SORUNUN MUHATABI SUAT GEZGİN ve GAZETECİLİK BÖLÜMÜDÜR!

1. MEKTUP:

Prof. Dr. Veysel Batmaz’a,

Vistilef internet sitesindeki yazıları -bir araştırma görevlisi arkadaşımın önerisiyle- bir süredir takip ediyor dolayısıyla hak, hukuk, yolsuzluk, akademik bilimsellik kavramlarının sıkça geçtiği yazılarınızı ilgiyle okuyorum. Ancak "YENİ YILINIZ HUKUKLU OLSUN! İLETİŞİMDE 2005 ATILIMI" başlıklı, maalesef siteyle geç buluşmam dolayısıyla hayli gecikmeli olarak okuduğum ve benim, hak-hukuk kavramlarını sıkça zikreden tarafınıza karşı güvenimi ve bu okulda bir şeylerin düzelebileceğine dair umudumu yitirmeme yol açan bu yazının kimi bölümleriyle ilgili size sormak istediğim bazı şeyler var. Zman ayırıp yanıtlarsanız çok sevinirim.

Sayın Hocam, Süleyman Türkoğlu arkadaşımızın 3 yıldır İletişim Fakültesi teknik işlerinde angarya olarak çalıştırılması ve emek sömürüsü nedeniyle, araştırma görevlisi olarak atanması gerektiğini nasıl önerdiğinizi anlayamıyorum. Sizce bir araştırma görevlisinin taşıması gereken nitelikler web sayfası hazırlayabilmek veya mizanpaj yapabilmek midir? Bu nitelikler uzun süre tartışmasını yürüttüğünüz bilimsel yayın, üretim gücünü karşılar mı? Yani bu nitelikler sizce araştırma görevlisi olarak atanmak için yeterli midir? Sizce bu vasıflarla kadroya dahil edilen bu arkadaşlara da, bir 10 yıl sonra birilerinin çıkıp diploma veya tez sorması küçük bir ihtimal midir? Bunu önerirken, çok sayıda sınavdan tamamen kendi emeğiyle geçen ve taşıdığı niteliklerle akademisyen olmayı çok daha fazla hak eden bir başka yüksek lisans ya da doktora öğrencisinin haklarının gasp edildiğini nasıl düşünmezsiniz? Teknik uzmanlıkları olan arkadaşların araştırma görevliliği dışında yerleştirilecekleri kadrolar (örn: Uzman kadrosu gibi) yok mudur?

Eğer böyle düşünüyorsanız, son yıllarda İ.Ü. İletişim Fakültesi'nde yapılan araştırma görevlisi seçimleriyle ilgili hiçbir sorun yoktur. Gerçi yakında fakülte bünyesinde, bilimsel yayın üreten akademisyenden çok mizanpajcı veya bilgi işlemci olacak ve mizanpe edecekleri bir şey bulamayacaklar ama olsun... Sizinde bildiğiniz gibi İ.Ü.'de araştırma görevlisi kadrolarına başvuru için LES ve ÜDS yeterli puanları ve İ.Ü. de yüksek lisans veya doktora yapıyor olma zorunluluğunun yanı sıra ilgili fakültenin yapacağı yazılı veya sözlü sınavlardan geçecek yeterliliğe sahip olma koşulları aranmaktadır. Her seferinde kadroya alınacak kişinin önceden belli olduğu bu göstermelik sınav aşamalarının adilliğinin sorgulanması yerine, söz konusu kurumda kendi kişisel kabulleri çerçevesinde 3 yıldır angarya işler yapmak üzere istihdam edilen arkadaşlarımızın emek sömürüsünün çözümünü, akademisyen olarak kadroya alınmaları olarak tarif etmeniz son derece şaşırtıcıdır. Aslında bunu savunabilecek pek çok kişi vardır ancak benim için şaşırtıcı olan sizin gibi saygın ve adaletten bu kadar sık söz eden bir hocanın işin bu kısmını görmezden gelmesidir. Size bu yazıyla ilettiğim kaygılarım konusundaki düşünceleriniz hususunda, beni aydınlatırsanız çok sevinirim. Zira durum, hiç de aydınlık görünmemektedir.

(Lütfen aynı koşullarda kadroya alınan arkadaşların şu anki durumları konusunda bilgi edininiz. Aralarında 3 yıldır bir yüksek lisans tezini tamamlayamayarak şu anda okuldan atılma durumunda olan; doktora yeterlilikte iki lafı bir araya getiremedikleri dilden dile dolaşan; doktora derslerinde bilgisizlikten ve ilgisizlikten maskara olan araştırma görevlileri var).

Saygılarımla,
BURCU ERDEM
(İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Doktora Öğrencisi)


EK ve NOT: Yazıma esas olan Vistilef Editörler Grubu imzalı, “Yeni Yılınız Hukuklu Olsun” adlı yazının ilgili bölümleri ektedir:

"YENİ YILINIZ HUKUKLU OLSUN !
İLETİŞİMDE 2005 ATILIMI:İSTANBUL ÜNİVERSİTESİİLETİŞİM FAKÜLTESİ’NİN2005 YILI DEĞERLENDİRMESİ2005 yılının son ayında ise aslında son beş yılın tüm hukuksuzluklarını bir kez daha hangi sallapatiliklerle, hangi karakuşiliklerle, hangi keyfi ceberutçuluklarla oluştuğu hakkında bir fikir veren iki küçük ama önemli olay da oldu.
İletim gazetesinin çıkartılması ve Web sayfaları için üç yıldır angarya şeklinde çalıştırılan; son bir yıldır da Mediko-Sosyal’den öğrenci bursu niteliğinde 100 YTL’lik bir aylıkla, hukuki statüsü meşkuk şekilde çalışan Süleyman Türkoğlu arkadaşımızın, Yönetim Kurulu’nda, Veysel Batmaz’ın “gerekçeli kararla, Araştırma Görevlisi kadrosuna alalım, yoksa Rektörlük red eder” uyarısını yerine getirmeyen Dekanlığın vurdumduymazlığı ile kadroya atanması Rektörlükçe uygun bulunmadı. Bu üzücü durumun yaratılmasında Dekan’ın bizzat kusuru vardır. Aynı şekilde, ikinci olay da Ahmet Kadri Kurşun’un doktoraya alınmasında yaşanmıştır. Askere celp edildiği tarihte yapılan bu işlem de hukuksuzdur ve Kurşun’a ilerdeki mesleki hayatında güçlük çıkartacaktır.

Dakan’ın hukuka uymamasının cezasını, meslekte ilk basamakları çıkanlar yaşamaktadırlar. Bu konuda Rektörlüğün de işe elkoyması, akademik yapılanmaya karışmadan, Fakülteyi hukuksallığa oturtması gerekmektedir.

İLETİŞİMDE 2005 ATILIMININ 2006 RESTORASYONUNA dönüştürülmesi için Vistilef, bilimsel, hukuksal ve kamusal olarak göreve hazırdır.

Herkese hukuk dolu yeni bir yıl diliyoruz. İLETİŞİMDE 2005 ATILIMI, 2006’da da sürecek...Güzel bir İLETİŞİMSEL EYLEM, GÜZEL BİR FAKÜLTE OLUŞTURACAK. FAKÜLTE “BECERİ” DEMEKTİR.

Vistilef Editörler Grubu"

2. MEKTUP

From: "Burcu Kaya" <bkaya440@hotmail.com>
To: serdartasci@hotmail.com
CC: bkaya440@hotmail.com
Subject: ÖNEMLİ- ELEŞTİRİ
Date: Fri, 29 Sep 2006 17:25:58 +0000>

Merhaba, Bir kaç gün önce Prof. Dr. Veysel Batmaz'a bir eleştiri yazısı göndermiş ve bu yazıya alacağım cevaplarla kafamda oluşan soruişaretlerinin giderilmesini ummuştum. Oysa herhangi bir yanıt alamadım. Benim eleştirime temel olan yazı, sizin de editörler grubunda olduğunuzu tahmin ettiğim Vistilef İnternet sitesinde yer alan, Vistilef Editörler Grubu imzalı bir metindi. Dolayısıyla eleştiri yazım sizi de ilgilendiriyor. Prof. Dr. Veysel Batmaz'a hitaben yazılan bu yazımı okur ve siz cevap verilmesine katkıda bulunursanız çok sevinirim.Bu metni yazmama neden olan yazınızın ilgili kısımları ve eleştiri >metnim ektedir...
Teşekkür Ederim,
BURCU ERDEM
(İ.Ü. İletişim Fakültesi Doktora Öğrencisi)

3. MEKTUP

Merhaba,
Veysel Bey neden cevap vermedi bilemem ama ne ben ne de Veysel Bey teknik eleman olmanın akademisyen olmaya yeterli olmadığını bilmeyen kişileriz. O yazının yazıldığı günün bağlamı farklıydı ve şimdi senin olduğun noktadan bakmak metin analizi için yanlış bir durum. Veysel Bey’in hem hoca hem akademisyen olarak titizliği ve bilim-hukuk çabası doğru olduğu için blok olmasak da aynı kulvarda gözüküyor, görülüyoruz. İlgi duyuyor isen okuldaki konulara biraz daha hakim olmalı ve dekan hakkında benim yaptığım suç duyurusu üzerine açılan soruşturma sonucu verilen DEKANIN YARGILANMASI GEREKTİĞİ rektörlük kararını takip etmen gerekiyor. Ben editörler grubu gibi müstearlar kullanmıyorum, kendi yazılarımı kendi adımla yazan birisiyim. Bilim de böyle ilerler… Bu cevap benim cevaplarımdır, Veysel beyi bağlamamaktadır. Onun yanıt verip vermeyeceği kendi kararıdır.

SERDAR TAŞÇI

Vistilef'i Notu: Serdar Taşçı Vistilef'e katkıda bulunan ancak Vistilef Editörler Grubu'nda yer almayan bir araştırma görevlisi arkadaşımızdır. Kendi adı dışındaki yazılar, Serdar Taşçı'yı bağlamaz.



26 Eylül 2006

RUSYA İLE YENİ AKADEMİK İLİŞKİLER:


İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümümüz, RUSYA URAL DEVLET ÜNİVERSİTESİ Gazetecilik Bölümü ve AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü ile akademik işbirliğine başlıyor.

43. Altın Portakal Film Festivali’ne TÜRSAK Yönetim Kurulu Üyesi olarak katılan Prof. Dr. Veysel Batmaz, Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ümit Atabek’in davetlisi olarak, Rusya Ural Devlet Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Dmitry Strovsky ile birlikte, her üç bölümün öğrenci alışverişi, ortak sempozyum düzenlemek ve yayın yapmak konusunda ilke kararı aldılar. Ural Devlet Üniversitesi, Rusya’nın üçüncü büyük kenti olan Ekaterinaburg’da, otuz bin öğrenciye sahip bir üniversite. Gaztecilik Bölümü ise genel bir kitle iletişim bölümü olarak eğitim yapıyor ve bünyesinde halkla ilişkiler, reklamcılık, radyo-televizyon gibi alt bölümleri barındırıyor. Her üç bölümün ilk bilimsel etkinliği Şubat 2007’de planlanan bir “Yeni Bir Kitle İletişim Paradigmasına Doğru” başlıklı bir Tartışma Atölyesi. Atölye Akdeniz Üniversitesi’nde yapılacak ve her üç bölümden 3 ile 5 katılımcıyla sınırlı olacak. Bu Atölyenin sonuçları Rusça, Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanacak. Daha sonra, her üç bölüm sırasıyla birbirlerini konuk ederek, bilimsel ilişkilere devam edecek. Bu ilişkiler aynı zamanda kısa ve uzun dönemli öğrenci ve öğretim üyesi takası şeklinde sürdürülecek. (Fotoğraf: Soldan sağa, Prof. Dr. Ümit Atabek, Prof. Dr. Dmitry Strovsky, Prof. Dr. Veysel Batmaz)

06 Eylül 2006

MAHÇUP ve MAHFUZ POLEMİK

Vistilef'in Notu:

Nuran Yıldız, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde doçenttir. Sabah'ta da iletişim ile ilgili yazılar yazmaktadır. Aşağıdaki yazısında Ali Atıf Bir'den bahsetmektedir. Ancak bir biliminsanına uygun olmayan tarzda, Ali Atıf Bir'in adını zikretmekten çekinmektedir. Ona ima yoluyla, göstergesel --semiolojik--anolojik-- bir tarzda 'gönderme' yapmaktadır: Yazısının başlığında, "'Bir' uzman profili" diyerek... Neden? Bilimsel polemik üniversitenin tadı tuzudur. Polemik olmadan bilim gelişmez. Vistilef olarak, Doçent Yıldız'ın bu kadar mahçup olmasını anlayamadık... Vistilef uyarıyor: Ad verin, kişiyi hedef alın, göstergelere saklanmayın; kodlamayın... İletişim analizi, kod açma, gösterilen ile gösteren arasında ilişki kurma ve bu ilişkiyi neden-sonuç ilişkisi içine sokmaktır...

Şimdi Nuran Hanım'ın mahçup yazısı:

Nuran Yıldız (3 eylül) Sabah'ta yazmış....

'Bir' uzman profili

İletişim yazarlarından 'bir'i geçen pazar reklamın, pazarlamanın uzmanlık işi olduğunu, "bu konudaki uzmanlığın nereden geliyor bile demeden önüne gelene köşe yazdırıldığını" yazmış.İletişim etiği beş paralık hale getirilirken, kulaktan dolma bilgilerle sektör yanlış yönlendirilirken yazarın sessiz kalıp, şimdi bu konudaki telaşını anlamak güç. Türkiye'nin en köklü ve saygın iletişim fakültesinde hoca olmam nedeniyle, soyadının etkisinde fazla kalıp 'bir' uzman kendisi var sananların yazdıklarını analiz etme gereği doğdu. Uzman iletişim yazarı olmak; Orkid ve Kotex gibi iki büyük markanın kalite kontrolünü kendi hane halkına yaptırmak, Cisil Hanımı pazar araştırmasında bilimsel kriter olarak kullanmaksa, Arçelik algısına ilişkin HTP verilerini analiz ederken, 2006 içinde yüksek görünen Ekim 2005'in Şafak Sezer'le değil, Arçelik'in en yüksek reklam harcaması yaptığı dönemle ilgisi olduğunu, düşük algı oranı olan Temmuz 2006'nın ise bu işi bilmeyenlerin bile kolayca anlayacağı yaz dönemindeki reklam azalması olduğunu fark etmemekse, Geçmişte AGB'nin danışmanı olduğu ve araştırma panelini belirlediği için kendisine köşe verildiği söylentisinin muhatabı olmaksa, Firmaları kendi gazetesine reklam vermek konusunda yönlendirmek, "bir tek benim gazetem yeter" diyecek kadar nesnellikten uzak olmak ve medya planlamasında firmaların kendi karlılığını analiz edemeyecek yöneticilerden oluştuğunu düşünmekse, Çok satmakla çok okunmak arasındaki reklam etkililiği açısından farkı bilmemekse, Habermas'ın "bilgiye dayalı çıkar" kavramından bir tek "çıkar" lafının akılda kalmasıysa, Ve bu özellikleri taşıyanlar uzman iletişim yazarıysa "bir" uzmanımız var."Hocalık" taşıması zor bir iştir ve tek serveti de saygın olmaktır.

(Bu yazıyı dikkatimize sunan Dr. Murat İri'ye teşekkür ediyoruz.)

03 Eylül 2006

Yaz bitti, polemik yeni başladı...

“Vistilef e.mail grubunda” polemik...

(Bu konuda kaşınanlara duyuruyoruz: “Visilef e.mail grubu” ile “Vistilef Web-Internet Siteleri” iletişimsel, hukuksal ve iletişimsel eylem olarak aynı şeyler değildir. E.mail grubu kişiye özel haberleşme hakkı kapsamında, içeriği sadece üye kişilere gönderilen bir mektuplaşma biçimidir. Haberleşme özgürlüğü kapsamındadır. “Vistilef Web-Internet Siteleri” (şu anda okuduğunuz siteler) yayıncılık kapsamında, kamuya açık, enformasyon dağıtıcılarıdır. Kaşınanların avukatlarına duyurulur... Siz de karıştırmayın... Bu "iletiler" izinlidir.)


31 Ağustos 2006, saat 19:49 PM, Veysel Batmaz yazdı:

"Benim de böyle bir-iki sapığım var. Söylemekten neden çekineyim; Google'da 'Hitiniz' 123.000'i aşarsa, TV'de program yapar ve günlük gazetede köşe yazarsanız, 'Algılama Yönetimi' diye 470 sayfalık bir kitaba imza atmış, üniversitelerde hocalık yapıyorsanız, üç iletişim şirketinin ana ortağı iseniz, bu şirketler Türkiye'nin en büyüklerinden 100'den fazlasına hizmet veriyorsa, iletişim danışmanlığı işinden çok verdiğiniz konferanslardan para kazanıyorsanız, tabii ki sapıklarınız olacak.. Benim gibi ya da benden çok daha fazla ve pek çok farklı alanda katkılarını kanıtlamış olup da tepesini attıracak kadar sapığı bulunanların da iletişim açısından yapacakları tek şey 'susmak'tır. " (Ali Saydam)

Öncesi ve sonrası: http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=19415 da...


3 Eylül 2006, saat 16:18, İrfan Çiftçi yazdı:

Veysel Hocamız hoş eli epey dolu gelmiş...Hoş geldiniz...

Bu ASaydamcık'ın hayattaki en önemli işi NPQ dergisi olup gerisi bilindiği gibi nal toplayıcılık veya tepen kısrakların başını tutmaktan ibarettir. Bunun gece sokaklardaki adına bu andropomorf "iletişim koordinatörlüğü" diyor...Artık tamamen sıfırı tükettiği için tamamen düşe düşe düştüğü gazete ve üstüne para verilip proğram yapılan TV'lere düşmüş.

Fakaat orlardan da bu leşin bu harabe fakültemize düşmesini engelleyenlere başta zatınız olmak üzere her zaman şükran duyuyoruz ve tarihin hafızalarına kaydetmiş bulunuyoruz..

Unutanlara bir kez daha hatırlatalım..İ.Ü.İletişim Fakültesi'nin yönetimi geçen sene bu "iletişim koordinatörü" denilen ASaydam'a şeref payeleri vermeye kalkmıştı...Ama ne yazık ki dersler verdirildi bu kokoya, ama asıl ona ders verdirenler gerçek anlamda manukkanlardır. Gerçi bu memlekette yıllarca da "vatanın namus borcu" vergi diye: Manukyan vergi birincisi oldu ve cesedi ülkücülerin elleri üzerinde kalktı. Her şeye rağmen memleketimizde böyle izan yokluğu ve ahlak boşluklarına düşüyoruz. Türkiyenin en eski iletişim alanındaki akademik mecra olan burası da direkten dönmese böyle bir izansızlık ve ahlaksızlık yapacaktı...Yani reklam dünyasının manukyanın adı bu fakülteye san olarak verilecekti...Tanrım bizi nelerden korumuş!!!

3 Eylül 2006 saat: 12:29 AM, Veysel Batmaz yazdı:

Evet, “Ali Saydam” Fakültemizin bir Salonuna ad olarak verilecekti. Ancak ben, Fakülte Yönetim Kurulu'nda bunu engelledim...Edibe Sözen ve Gül Batuş da beni destekleyerek, Ali Saydam'ın adının Fakültemizin bir anfisine “sponsor” olarak verilmesini önledi. İrfan Çiftçi'nin bu konudaki duyarlılığının yanısıra, onlara da teşekkür ediyorum...

Veysel Batmaz

3 Eylül 2006, saat: 01:16 AM, İrfan Çiftçi yazdı:

Sayın Prof.Veysel Batmaz'ın dikkatlerine,
Efendim rica ederim bir şey değil, biz sadece kamu görevlisi olarak devletimizin kurumlarına sahip çıkma hassasiyetimizi göstermişizdir sizler kadar aktif olmasa da..
Ayrıca İ.Ü.İletişim Fakültesi tarihinde bir karanlık sayfayı aydınlattığınız için ben bütün akademik camia adına başta şahsınıza ve sonra da Edibe Sözen ve Gül Batuş hocalara teşekkür ediyorum gerçekten. Yoksa mazallah, adı yüksek kaldırımda bir büfeye veya zerzavat tezgahına verilmesi gereken bir kişinin ismi bu büyük şanlı ve büyük üniversitenin bir anfisinie ad olacaktı..Bu çok ciddi çünkü bu memlekette Pınar nasıl devrimci olduysa, bu fakültede de böyle isimler hoca davaroloji de ilim dalı bile oldu, ancak çok şükür ki bir yaz yağmuru gibi o günler tamamen bitti artık!!!Bundan sonrasi her halükarda iyilik güzelliktir.
Ancak bu sayfalar kapanırken, Sayın Prof.Veysel Batmaz'ın şimdi açıkladığı gibi bütün diğer yönetim kurulu üyelerini de yıllarca daha böyle ne tarihi kararları aldıklarını biraz hatırlayıp ve bizi de hatırlatıp aydınlatsalar diye öneriyorum.Yoksa bu değerli anılarını 4 sene sınra anlatsalar kimse inanmaz herkes deli gözüyle bakar, aa böyle saçmalıklar da mı olmuştu diye. Şimdi birazcık vakit var..:)) Çünkü yıllarca biz paryalar o yüce kurulun hep akademik, bilimsel, etik ve teorik, hukuki ve üniversal nitelikli yüce kararlar aldığını zannettik, meğer yönetim kurulu toplantısı diye toplanıp böyle gayri ciddi, iğne battı gibi konular da görüşülmüş...Bunu keşke açıklamasaydınız Veysel Bey, yani yüksek kavramı, kaldırımla kurul arasında özdeşlik bağlacı oluveriyor(cemal Süreya'nın dediği gibi) birden bire. İnsan aklı maalsef Heiddeger'in dediği gibi çalışıyor ve maalesef her şey geliyor işte insanın aklına...Ben çok hayal kırıklığına uğradım bu yüksek organ hakkında. Bu fakültenin doçentleri, astrolgları, gastrologları, davarologları ve filozofları ne der ne düşünür bilemem, ama ben sükûtu hayal içindeyim bu şehri stanbulda...Arzederim arzu ederlere..Selam ve saygı ve devletle...

3 Eylül 2006, saat 02:00 AM, Hikmet Kırık yazdı:

Efendim, sataşma gördüm. İrfan bey dostumuzdan. Üstmüme alındım. Geçen sefer de böyle olmuştu. Diploma mevzusunda. Ancak o zaman da tam tatile çıkacağım akşam dı kadere bak şimdi ki de öyle.
Onun için cevap falan yazmayacağım. Sadece ben hiç şaşırmadım irfan bey gibi onu diyeyim dedim. diplomasını "özel" gören bir yaklaşımdan ve başka ne beklenir. Kişi refikin kendi gibi bilirmiş. Bi hususu diyim tatilime çıkayım açıklama işi olcağını sanmam çünkü sayın dekanın uygulamaları hakkında yürütülen soruşturma süreci yapılan edilen şeylerin hiç de küçümsenmiyecek şeyler olduğunu gösterdi. Kurumsal yapılarda yönetim kurulu önemlidir. Ne demek istediğim anlaşılmıştır sanırım
hk

3 Eylül 2006, saat: 09:11 AM, Veysel Batmaz yazdı:

İletişim Dekanı hakkında Rektörlük LUZUM-U MAHKEME kararı almıştır. Yani Dekan Mahkeme'de hukuksuzluk ve ceberrut yönetimi nedeniyle yargılanacaktır. Dekan'ın dosyası kabarıktır. Bu dosyada henüz Ali Saydam örneğinde olan örnekler de yoktur; bir de onlar eklenirse, vay haline İstanbul Üniversitesi'nin...
VB

(Bu yazışmalar yazarların yazdıklarının birebir kopyasıdır; yazım hatalarından Vistilef sorumlu değildir.)