Add to Flipboard Magazine.

25 Aralık 2012

"O TAŞ"

"Abdüllatif Şener ODTÜ olayları nedeniyle Başbakan'ı destekleyen atanmış rektörlere tüüü dedi!" Tkly: (1)
ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. İhsan Dağı Yazdı: "ODTÜ’de ve Türkiye’de neler oluyor" Tkly: (2)
Veysel Batmaz yazdı: "O Taş" Tkly: (3

"... Columbia'da öğretim üyeleri ile öğrenciler için farklı farklı belirlenmiş davranış kuralları vardır. Ne var ki, ifade özgürlüğünü içeren akademik özgürlük söz konusu olduğunda, bir öğrenciye sunulanla Said'e sunulan güvenceler açısından bir fark yoktur. Nasıl Said meselesinde ifade ve eylem özgürlüğünü savunuyorsam, öğrencilerin haklarını da aynı şekilde savunurum. Ve Said hakkında üniversitenin uygulayacağı herhangi bir yaptırım olduğuna inanmadığımı da ifade etmek isterim. Öğrenciler ve öğretim görevlileri benim de pek doğru bulmayabileceğim şeyler yapabilirler, ancak üniversitenin otoritesini asla bir dizi fikri, o sıra yönetsel pozisyonları işgal edenlerin fikirlerine uymaya
zorlamak yönünde kullanmam... [John Stuart Mill’e göre,] "Eğer tüm insanlığın, farklı düşünen tek bir kişiyi susturmasını haklı buluyorsanız, gün gelip o tek kişinin iktidarı ele geçirdiğinde tüm insanlığı susturmasına karşı çıkmaya da hakkınız olmaz...” (“On Liberty”, p.23)” 
Columbia Üniversitesi Rektörü Jonathan R. Cole

20 Aralık 2012

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ'NDE REKTÖR SIRALAMASINDA SÜRPRİZ YOK:

Rektör Yunus Söylet, K. Alemdaroğlu'nun ikinci döneminde aldığı (1268) oya ulaştı.
  1. Prof. Dr. Yunus Söylet (Cerrahpaşa Tıp Fakültesi) 1207
  2. Prof. Dr. Raşit Tükel (İstanbul Tıp Fakültesi) 631
  3. Prof. Dr. Harun Cansız (Cerrahpaşa Tıp Fakültesi) 431
  4. Prof. Dr. İbrahim Keleş (Cerrahpaşa Tıp Fakültesi) 107
  5. Prof. Dr. Faruk Erzengin (İstanbul Tıp Fakültesi) 80
  6. Prof. Dr. Mehmet Canatar (Edebiyat Fakültesi) 13

14 Aralık 2012

TAM GÜN MAM GÜN PALAVRA…. İLK ÖNCE BAŞBAKAN İÇİN DELDİRİLDİ, ŞİMDİ SAĞLIK BAKANI’NIN EŞİ İÇİN DELDİRİLDİ… EEE, PEKİ, BİZ KİME AMELİYAT OLACAĞIZ?




Tam Gün fikrinin dahi mucidi Sağlık Bakanı Akdağ’ın eşi Gazi Üniversitesi’nde yasak olduğu halde özel hekime ameliyat oldu. Daha önce Başbakan Tayyip Erdoğan için deldirilen Tam Gün Yasası “ayrıcalıklı bakan eşi” için de deldirildi. Bayan Akdağ’ın ameliyatını, yasa nedeniyle üniversitede ders verirken, hastanesinde ameliyat yapması yasaklanan Prof. Dr. Nebil Göksu yaptı. Göksu’nun Tam Gün Yasası'na aykırı olarak devlet hastanesinde gerçekleştirdiği ameliyat için Gazi Üniversitesi Rektörlüğü ve Tıp Fakültesi Dekanlığı özel izin verdi.
İŞİN ASIL DRAMI DA ŞU: ÜNİVERSİTEDE ÇALIŞMA ŞARTLARI ARASINDA “TAM GÜN” DİYE BİR STATÜNÜN OLMADIĞINI BİLEMEYEN DELEN PROFESÖR MEĞERSE OLMAYANA DA KARŞIYMIŞ. 
Prof. Dr. Göksu, “Bana da bu şekilde yasaya rağmen görev yapmak ters geliyor ancak ameliyat için dekanlıktan ve rektörlükten özel izin alındı. Dekan ve rektör beni telefonla da arayarak ameliyatı bildirdi.” Tam Gün Yasası’yla ilgili de konuşan Göksu, “Tam gün yasasına karşıyım. 14 yıldır üniversite dışında muayenehanem var. Yasa çıkana kadar yarı zamanlı çalışıyordum. Bunun da bir zararını görmedim. Sadece daha fazla yıpranıyordum. Bu tür yasalar bizi zor duruma sokuyor. Bu doğru bir yasa değil” dedi. (Yurt Gazetesi’ndeki haberden Veysel Batmaz)

12 Aralık 2012

KENDİLERİ YAPTILAR, KENDİLERİNE BENZEYENLER BOZUYOR: KONSEY İLE O HİÇ İSTEMEDİKLERİ “ÖZERKLİK” GELİYORDU, TIRSTILAR… PERFORMANS ÖLÇÜTÜ YERİNE DE TEMBEL VE ACİZ PROFESÖRLERE DOLGUN MAAŞ BAĞLANMASINI ÖNERİYORLAR… BU ADAMLARDAN CACIK OLMAZ!.



Yukarıdaki fotoğrafa iyi bakın, bunlar zaten üniversiteleri bu hale getirenlerin bir kısmı değil mi?

Prof. Dr. Veysel Batmaz'ın YÖK Yasası Taslağı önerisine önerisi için tklz: http://yeniyasa.yok.gov.tr/files/545132831fbcb8e06218ca4eb36d319f..pdf

'Konsey, üniversiteleri kamplaştırabilir'
HASAN KARALI, ZEYNEP KIRŞAN   -   12 Aralık 2012  

Zaman gazetesinin “Ortak Akıl Toplantısı”nda gündeme taşıdığı yeni yükseköğretim yasa taslağı önerisi üzerindeki tartışmalar kamuoyunda yankı uyandırdı.
Taslak yasada, 10 yıldan eski üniversitelerin yönetimine rektörden başka 11 kişilik konsey atanması öngörülüyor. Konsey üyeleri, rektörün de üzerinde yetkilere sahip olacak. Yükseköğretim Uzmanı Prof. Dr. Talip Küçükcan, “Konseyler Türkiye’de kutuplaşma sorununun bir parçası olabilir. Üniversite yönetimi siyasal ve ideolojik kamplaşmaya yol açmayacak şekilde oluşturulmalı.” uyarısında bulunuyor. Ortak Akıl Toplantısı’nda ‘Her üniversitede ayrı bir YÖK olur’ şeklinde eleştirilen ‘üniversite konseyi’ sisteminin, gelişmiş ülkelerde farklı şekillerde uygulandığına dikkat çeken SETA Eğitim Direktörü Yrd. Doç. Dr. Bekir Gür ise, “Dünyada konsey üyelerinin çoğu üniversite dışından seçiliyor. YÖK taslağındaki konsey ise ağırlıklı olarak öğretim üyelerinden oluşuyor. Bu tercih sorunlu.” diyor. Gür, yasa taslağının üniversiteleri ‘2006 öncesi ve sonrası’ olarak ayırarak eski üniversitelere bazı haklar tanımasının kurumlar arasında sınıflandırma tehlikesi doğuracağını da ifade ediyor. Ortak Akıl Toplantısı’nda öne çıkan özerklik konusuna dikkat çeken Bahçeşehir Üniversitesi AB İlişkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Eser Karakaş ise, “Dünya üniversiteleriyle rekabet edebilmemiz için özerkliği kendimize ilke edinmeliyiz.” vurgusu yapıyor.
     Doç. Dr. Bekir Gür: Dünyadaki uygulamalar, konsey üyelerinin çoğunluğunun üniversite dışından olduğunu gösteriyor. YÖK taslağındaki konsey ise ağırlıklı olarak öğretim üyelerinden oluşuyor. Bu tercih sorunlu.  Ayrıca YÖK’ün taslakta üniversiteleri 10 yıldan eski ve yeni, ya da benzer şekillerde tasnif etmesi son derece sorunlu. Dünyanın hiçbir yerinde mütevelli heyeti ya da konsey kurulacağı zaman üniversitenin yapısına ya da büyüklüğüne bakılmaz. Mütevelli heyeti ve konsey, üniversite ve toplum arasında bir köprü olarak düşünülmeli ve şayet yasayla getirilecekse sadece bu zeminde savunulmalı. Aksi halde, üniversiteleri sınıflandıran bir aygıta dönüşebilir ki, Türkiye yükseköğretiminin bir sınıflandırmaya ihtiyacı yok. Personel rejimi dikkate alındığında, performans ödüllendirmesi yerine, maaşların doğrudan iyileştirilmesi daha kolay uygulanabilir bir seçenek. Gelişmiş ülkelerde yükseköğretimden sorumlu olan bakanlık, koordinasyon kurulu, yöneticiler kurulu ve benzeri yapılarda tartışılmalıdır.
    Prof. Dr. Eser Karakaş: Akademisyenlerin yetiştiği doktora programları dökülüyor. Radikal ve sert bir çözüm önerim var; 10 yıl boyunca hemen bugünden başlayarak şu an nitelik olarak yerlerde sürünen doktora programlarını kapatalım. Yılda 10 bin kişi yurtdışına doktora programlarına gönderilmeli. Bu da devletin rahatlıkla kaldırabileceği bir rakam. Ben de rektörlük yaptım. Dünya üniversitelerinin işleyişinin 300 yılda oluşan bir gelenek olduğunu görüyoruz. Dünya üniversitelerini ön plana çıkaran üç şey; özerklik, rekabet ve liyakat. Bunlarla rekabet edebilmemiz için özerkliği kendimize ilke edinmeliyiz. ABD’de YÖK yok, ama akreditasyon kurulları ve derecelendirme yapıları var. Yeni yasada dünya üniversitelerindeki bu tarz olumlu uygulamalar yok. Olması için de yasaya ihtiyaç yok. Yasayı koyduğun zaman özerklik, rekabet ve liyakat kalmıyor.
    Prof. Dr. Talip Küçükcan: 168 üniversiteyi aynı sistemle ve aynı bakış açısıyla yönetmek büyük bir yanılgıdır. Büyük üniversite ve küçük üniversite farklarını ayırt etmek lazım. Paydaşların mümkün olduğunca katıldığı, ama aynı zamanda Türkiye’nin sosyolojik gerçeklerinin de göz önünde bulundurulduğu siyasal ve ideolojik kamplaşma oluşturmayacak bir sistem gerekir. Türkiye’de şu anda siyasal kamplaşmanın olduğu bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla bahsettiğimiz konseyler Türkiye’de kutuplaşma sorununun bir parçası olabilir. 2023 hedeflerine ulaşmada üniversitelerden yeni buluşlar yapması, patentler alması, yeni teknolojiler geliştirmesi gibi pek çok beklenti var. Mevcut akademik kadrolarla bunu sürdürmek mümkün değil. Çünkü büyük üniversitelerden mezun olan beyinlerin birçoğu maddi sebeplerle özel sektörü tercih ediyor.
TASLAKTA NASIL BİR KONSEY ÖNGÖRÜLÜYOR?
Yeni yasa taslağında, üniversitelere konsey kurulmasıyla rektörlük seçimleri tartışmasının sona erdirilmesi hedefleniyor. Mevcut sistemde üniversite senatosu ve öğrenci konseyinden yeni ve farklı olacak bu birim, 11 kişiden oluşuyor. Üyelerden 5’inin farklı fakültelerden bölüm başkanı ve üzeri herhangi bir idari görevi bulunmayan öğretim üyeleri arasından seçilmesi planlanıyor. Diğer üyelerden 2’si Bakanlar Kurulu, 2’si de YÖK tarafından seçilecek. Bu 9 üye üniversite mezunları arasından 1 kişiyi ve yine o ilde en çok vergi veren 1 kişiyi üye olarak seçebilecek. İhaleler, alım-satımlar, hocalara verilecek ek ücretler dâhil her türlü konuda konsey yetkili olacak.

07 Aralık 2012

Ne demiştik? İşte olmuş:


İki yıl önce 10-11 Temmuz’da yapılan KPSS Eğitim Bilimleri sınavında kopya çekildiği iddiaları üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekili Şadan Sakınan tarafından yürütülen soruşturmanın detaylarına Taraf gazetesinden Arzu Yıldız ulaştı: Taraf’ın haberine göre; savcılık tarafından kopya iddialarını araştırmak üzere görevlendirilen bilirkişi incelemesinde, sınav sırasında bazı adayların yerleştirilmelerinde yer, puan ve testlerdeki doğru-yanlış sayılarında değişiklikler yapıldığı tesbit edildi.

26 Kasım 2012


YÖK YASASI TASLAĞI ÖNERİSİ ÜZERİNE ÖNERİLER
23 Kasım 2012
Prof. Dr. Veysel BATMAZ

            22 Kasım 2012 tarihinde Baltalimanı tesislerinde İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yunus SÖYLET’in çağrısı ile yapılan ve Prof. Dr. Recep ÖZTÜRK tarafından yönetilen yasa taslağı önerisi üzerine görüşmeye katıldım. O toplantıda yasanın ilkeleri ve maddeleri hakkında sözlü olarak serd ettiğim görüşlerimi ve ifade etmediğim bazı ek görüşlerimi yazılı olarak ilgililere sunuyorum. Umarım fuzuli bir iş yapmıyorumdur.
            6 Kasım 2012 tarihinde, YÖK’ün web sayfasına gönderdiğim aşağıdaki kısa ve temel önerilerimin, YÖK sayfasında, iki kez uyarmama rağmen yayınlanmadığını da toplantıda ifade etmiş bulunuyorum. Taslak önerisi ile ilgili temel yaklaşımım budur:

Taslağa Öneri: (http://yeniyasa.yok.gov.tr/

Yasa Taslağı Önerisi´nin Rektör atamasını düzenleyen 11(5)(ç)´de yer alan ´Cumhurbaşkanı´ terimi kaldırılmalıdır. Alternatif (5)´den de kaldırılmalıdır. Rektörü Kurul hiç bir baskıya maruz kalmadan atamalıdır. Dekan´a 15(2)´de ´yöneticilik´ görevi verilmiştir, kaldırılmalıdır. Üniversiteyi Bölüm Başkanları ve Ana Bilim Dalı Başkanları yönetir. Üniversitede, akademik yapıda amirlik/memurluk olmaz. Bu nedenle 11(1)´de´en üst amir´ terimi kaldırılmalıdır. Bu maddede yer alan ´Yönetir´ kelimesi, ´kurul kararlarını uygular´ şeklinde değiştirilmelidir. Madde 18 (1)´de, ´Bölümü Bölüm Başkanı yönetir´ ibaresi yer almalıdır. Madde 19´a da, ´Ana Bilim Dalını Başkan yönetir´ ibaresi yer almalıdır. Bu konularda, 2547 sayılı yasaya göre geri gidiş, yetki temerküzü ve tek adamlık ihdas etme eğilimi var bu taslak önerisinde. Diğer eleştirilerim saklıdır. Prof. Dr. Veysel Batmaz [Daha önce Vistilef'te yayınlanan özet]
           
Taslak önerisinin temerküzü, her yönetim aşamasında tek adamlığı ve yetki aşımını kanunlaştırdığı toplantıda diğer katılımcılar tarafından da ifade edilmiş bulunmaktadır. Bu nedenle kanaatimce yasanın “ilkeleri” düzenleyen maddelerinin aşağıdaki şekilde olması ve bütün diğer maddelerin cümle cümle bu ilkeler uygun olarak yeniden kaleme alınması gereklidir. Yasa önerisinin bu haline münhasıran ilettiğim bu yazılı görüşlerimin sonunda, yasa taslağı önerisinden bağımsız olarak, nasıl bir üniversite yapısı ve kuruluşunun Türkiye’nin geleceğini yapılandırabileceği ile ilgili önerilerimi de ekleyeceğim.

Yasanın tüm maddelerinin cümle cümle uymak zorunda olduğu ilkeler aşağıdaki gibi, ilgili maddeye (Madde 2) önem sırasına göre yazılmalıdır:

Ademi merkeziyetçilik
Adiliyet (fırsat eşitliği)
Liyakat
Çoğulluk
Özgürlük
Özerklik
Hesap verilebilirlik
Şeffaflık
Çeşitlilik (farklılık)
Katılımcılık
Yarışmacılık

Bu ilkeler, aynı zamanda Anayasal ilkelerdir ve kaynağını uluslararası hukuktan almaktadır.


YAZIM ÖNERİSİ : Madde 2-  Yükseköğretim, önem sırasına göre, kaynağını Anayasa’dan ve uluslararası hukuktan alan, ademi merkeziyetçilik, adiliyet, liyakat, çoğulluk, özgürlük, özerklik, hesap verilebilirlik, şeffaflık, çeşitlilik (farklılık), katılımcılık ve yarışmacılık ilkelerine göre düzenlenir.

Bu ilkelere göre Yasanın birinci Amaç ve Kapsam maddesi de şöyle yazılabilir:

YAZIM ÖNERİSİ : Madde 1-  Bu yasanın amacı ve kapsamı yükseköğretimle ilgili ikinci maddede yer alan ilkelere göre, yükseköğretimle ilgili her türlü kuruluş, görev, yetki, hak, öğretim, araştırma ve çalışma usulleri ve esaslarını düzenlemektir.

Bu amaç ve kapsam maddesi, bu basitlikle, her işlevi kapsamaktadır ve amacın ikinci maddede yer alan ilkeleri uygulamak olduğunu belirlemektedir. Daha uzun yazılmasına gerek yoktur.

Madde 3’te yer alan fıkralar, KISALTMALAR ve TANIMLAR olarak ikiye ayrılmalı ve f, l, o fıkraları kısaltma, diğerleri tanımlama olarak yer almalıdır. Eğer eklenecek hususlar varsa bu kategorizasyona uyulmalıdır. Ayrıca, Ana Bilim, Ana Sanat ve Bilim ve Sanat dalları da tanımlanmalıdır.

Üniversite Konseyi tüm üniversitelere (Devlet, Vakıf, Özel, Yabancı) uygulanmalıdır (Madde 10) bu şekilde, ilkelere göre şöyle kaleme alınmalıdır:

YAZIM ÖNERİSİ : Madde 10- (1) Üniversiteler, Üniversite Konseyi tarafından yönetilir. Üniversite Konsey’i bu yasa içinde yer alan usul ve esaslarına göre, üniversiteye Rektör, fakültelere Dekan, enstitü, merkez ve yüksek okullara Müdür seçilmesi ve/veya atanmasını, öğretim ve araştırma planlaması ve programlamasının genel ilkelerini, üniversitenin mali yapısının işleyişinin sağlanması ve düzenlenmesini ve bu amaçla üniversite adına menkul veya gayri menkul alınıp satılmasını ve şirket, ortak girişim ve temsilcilik kurulmasını, mezun ve/veya öğrenci katkılarının ve ücretlerinin saptanmasını, birim yöneticilerinin veya Rektör, Senato ve Yönetim Kurulu kararlarının bu yasanın ikinci maddesinde yer alan ilkelere uygunluğunun denetlenmesini planlar, düzenler, karara bağlar ve yerine getirir. Üniversitenin her türlü işleyişinde onay makamıdır. (2) Üniversite Konsey’i, TYÖK tarafından seçilen en az lisans derecesi sahibi iki; üniversitenin kadrolu öğretim üyelerinin seçeceği: (a) her biri ayrı fakülteden üç profesör; (b) mezunları arasından Türkiye genelinde seçim zamanının bir önceki yılında en çok gelir veya kurumlar vergisi ödeyen özel veya tüzel kişilik temsilcilerinin arasından şahsen aday olan ilk beş kişiden iki olmak üzere toplam dokuz üyeden oluşur. Üyelerin görev süresi on (10) yıldır. Üyeler bir daha seçilebilirler. İdari görevi bulunanlar görevlerinden çekilirler. Boşalma halinde, aynı kontenjandan yeni üye seçilir. Üyeler, kendi aralarından beş yıl süre ile Başkan seçerler.
GEÇİCİ MADDE 1: Bu yasanın geçerlilik tarihinde kurulu bulunan yükseköğretim kurum ve kuruluşlarına ve üniversitelere, Madde 10’da yer alan ve bu yasanın diğer ilgili hükümlerini yerine getirmek için bir yıl süre tanınır. Yöneticilerinin süreleri bu yasanın geçerlilik tarihi itibariye bir yıl uzatılır.
GEÇİCİ MADDE 2: Bu yasanın geçerlilik tarihinde görevde bulunan YÖK üç ay içinde bu yasa hükümlerine geçişi hazırlamak göreviyle çalışır ve üç ay sonra yerini TYÖK’e devreder. TYÖK seçimleri, bu yasanın geçerlilik tarihi itibari ile iki ay içinde tamamlanır ve YÖK teşkilatı tüm birimleri ile bu yasa hükümlerine göre TYÖK’e devredilir. TYÖK’e, YÖK üyeleri arasından seçim yapılabilir. YÖK ve TYÖK, bu yasanın geçerlilik tarihi itibariyle ikinci ayın bitimiyle üçüncü ayın bitimi arasında ortak çalışır. Ay takvim ayıdır.

Rektör ve dekanların “amir” olma durumu kaldırılmalı ve sadece Rektör tek başına tüm üniversitenin “disiplin amiri” olarak görevlendirilmelidir; Rektör üniversitenin ve Dekan ise fakültenin “ita amiri” olarak görevlendirilmelidir. Mali işleyiş bakımından tüm fakültelere torba bütçe verilmelidir. Torba bütçe Konsey tarafından verilir. Tüm üniversitelerde rektör seçim aynılaştırılmalıdır. Rektör seçimi de Madde 11 (6)’daki gibi düzenlenmelidir. 2547 sayılı Yasanın 21. Maddesinde yer alan “Bölüm Başkanı Bölümü yönetir” ibaresi aynen kalmalıdır (Madde 18). “Genel Sekreterlik” kaldırılmalı, bütün daire başkanlıkları doğrudan Rektöre bağlanmalıdır. Genel sekreterliğin şu anda yaptığı bazı işlevleri Üniversite Konsey’i sekretaryası üstlenecek, diğerlerini ise Başkanlıklar rektöre sorumlu ve hesap verebilir olarak kendi içlerinde yürüteceklerdir.

Madde 22’deki başlık değiştirilmeli ve “Üniversite Şirketleri, Temsilcilikleri ve Ortak Girişimleri Kurulması ve Yönetilmesi” şeklinde bütün bilim alanlarını kapsayacak hale getirilmeli, üniversite hastaneleri de bu bağlamda örgütlenmelidir. Madde 23, bu madde ile, önerdiğim başlık çerçevesinde birleştirilmelidir. Böylelikle, hekim muayenehaneleri, hastanelerin tümü, hukuk büroları, psikolojik, teknik ve iktisadi danışmanlık ofisleri, medya ve tanıtım kuruluşları, proje ofisleri ve teknoloji şirketleri, vd. üniversite-sektör işbirliğini canlı ve yararlı olarak oluşturabilir.

Madde 30 kaldırılmalıdır.

Madde 46’dan sonraki tüm maddeler, döner sermaye dahil, TYÖK tarafından yönetmelik olarak, her üniversite türüne göre ayrı ayrı düzenlenmelidir.

DOKUZUNCU bölümde düzenlenen disiplin hükümleri, yöneticilere ayrı, öğretim üye ve yardımcılarına ayrı, idari personele ayrı ayrı yönetmelikle düzenlenmelidir. Zaten idari personelin 657’ye tabi olanları için bu düzenleme 657’de yapılmıştır burada gerek yoktur.

2547’deki adıyla (33a) kaldırılmalı ve tüm araştırma görevlileri yine 2547’deki haliyle, (50d) yapılmalıdır.

Kalite denetlenmesinde ve unvan verilmesinde yabancı hakem ve jüri üyeliği kabul edilmelidir.

Yüksek Teknoloji Enstitüleri, Teknik Üniversite’ye dönüştürülmeli, ayrıca her üniversitede, Yüksek Teknoloji Enstitüleri kurulmalıdır.

Bu yasada aynı zamanda, güzel sanatlar ve konservatuarları kapsayacak AKADEMİ adı altında bir oluşum da düşünülebilir.

Yasa taslağı önerisinde yer diğer hükümler, yukarıdaki öneriler çerçevesinde değiştirilerek yeniden fakat çoğunlukla aynen olduğu gibi yazılmalıdır.

Özetle, toplam 40 kadar maddelik bir yasa hazırlanmalı ve yukarıda arz ettiğim tüm önerilerle, her türlü üniversiteye uygulanmalıdır.

ÖZEL ÖNERİM:

Yükseköğrenimin tümüyle yeniden yapılanması için kişisel önerim:

Her üniversite (devlet, özel, vakıf, yabancı) mezunları, öğretim üyeleri ve öğrencilerinden oluşan Vakıflar tarafından yönetilmelidir. Bu yöntem, hem mezunlar açısından, hem de öğretim üyeleri açısından birden fazla üniversite vakfına üye olunabileceği şekliyle muazzam bir eşgüdüm ve sinerji yaratacaktır. Bugün profesyonel spor (özellikle futbol) kulüpleri böyle yönetilmektedir. Hatta, Galatasaray örneğinde olduğu gibi, spor kulüpleri ile okullar neredeyse aynı Vakıf tarafından yönetilmektedir.

Yeni, özel ve yabancı veya vakıf üniversitesi kurmak için halihazırdaki Vakıf üniversiteleri modeli, sadece üniversite içinde kullanılmak üzere kâr amaçlı olarak kullanılmalıdır. Bu yeni üniversiteler, belli bir süre içinde (örneğin, ilk on yıl sonrası) yukarıdaki şekliyle oluşmuş olan Vakıflara devredilmelidir.

Üniversiteleri Bölümlerden kurulu bir yapı haline getirmek gereklidir. Çünkü, Tıp ve Hukuk hariç, ki oralarda da olabilir, hem Dünyada hem de Türkiye’de, diploma veren de, öğrenci alan da, bölümlerdir (ya da “Okul=School” olarak adlandırılan, fakültelerdir).

Prof. Dr. Veysel BATMAZ
23.11.2012

Bu görüşlerin ve önerilerin gönderildiği İ.Ü. Öğretim Üyesi ve YÖK Üyesi Prof. Dr. Recep ÖZTÜRK’e NOT: Bu görüşlerimi ve önerilerimi http://www.vistilefblog.blogspot.com/ da yayınlayacağım ve YÖK sayfasında yayınlanmasını istemiyorum.  Toplam dört sayfadır.


ODTÜ Senatosu: ‘Yükseköğretim Kanun Taslağı mevcut yasanın bile gerisinde’


ODTÜ Senatosu “Yükseköğretim Kanun Taslağı” hakkında yaptığı değerlendirmede taslağın hayal kırıklığı yarattığını ve mevcut yasanın yasanın bile gerisinde bir anlayış getirmekte olduğu belirtildi.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Senatosu YÖK tarafından hazırlanan “Yükseköğretim Kanun Taslağı” hakkında görüş bildirdi. Taslak hakkında yapılan değerlendirmede, hayal kırıklığı vurgusu yapıldı. Üniversiteleri temsil eden kurumların yetkilerinin elinden alındığının belirtildiği değerlendirmede, taslağa yansıyan temel yaklaşım ve ruh değişmesi gerektiği kaydedildi.
“Taslak hayal kırıklığı yarattı”
Yapılan değerlendirmede yürürlükteki 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, geçen 30 yılı aşkın süre içinde yapılan pek çok değişikliğe rağmen 12 Eylül döneminin üniversitelere bakış açısını taşımaya devam etmekte olduğunu ve YÖK’ün hazırladığı taslağın eski kanunun merkeziyetçi ruhundan ve baskıcı felsefesinden kaynaklanan olumsuzluk ve yetersizlikleri gidermekte hayal kırıklığı yarattığı belirtildi.
Değerlendirmede taslağın, üniversite özerkliğini tamamıyla kısıtlayan bir yükseköğretim sistemi getirmeye aday olduğu ve taslakta YÖK’ün yerini alması önerilen Türkiye Yükseköğretim Kurulu’nun (TYK) özerklikleri büsbütün daraltacak yetki ve görevlerle donatıldığı belirtildi.
“Üniversiteleri temsil eden yetkili hiç bir kuruluşun kalmayacak”
Yeni üst kuruluşun yetkilerini devretmediği gibi, mevcut Üniversitelerarası Kurul’un (ÜAK) bütün görevlerini üzerine almakta ve bağımsız olması gereken yükseköğretim kalite kurumunu da kendi bünyesinde oluşturmakta olduğunun belirtildiği değerlendirmede ÜAK’nın da kaldırılmasıyla üniversiteleri temsil eden yetkili hiç bir kuruluşun kalmadığı sistemde, doçentlik sınavları gibi akademik konuların bile doğrudan TYK tarafından düzenleneceği belirtildi.
Değerlendirmede taslağın 2. maddesinde belirtilen devlet üniversitelerinin çeşitliliğinin ise, sözde kalmakta olduğu ve “farklı eğitim, araştırma ve hizmet misyonlarına sahip devlet yükseköğretim kurumlarının misyonlarına uygun şekilde yapılanmalarının güvence altına alınması gerekirken, yasa taslağında düzenlenen en belirgin çeşitlilik boyutu olarak ‘özel’ yükseköğretim kurumları getirilmekte olduğu” ifade edildi.
“Taslak mevcut yasanın bile gerisinde”
Yapılan genel değerlendirme sonucunda taslağın 2547 sayılı yasanın olumsuzluklarının ve yetersizliklerinin bile gerisinde kalan merkeziyetçi bir anlayış getirmekte olduğu vurgulandı. Taslağın iyileştirilmesi için öncelikle 2547 sayılı yasanın ruhunu ve lafzını koruyan yaklaşım terkedilmesi gerektiğinin belirtildiği açıklamada taslağa yansıyan temel yaklaşım ve ruh değişmeden maddelerin tartışılmasının bir anlam taşımayacağı belirtildi.

17 Kasım 2012


YANSIMA DERGİSİ’NİN 40. YILI ETKİNLİKLERİ...
TÜYAP KİTAP FUARI’NDA
24 Kasım Cumartesi 2012 

Kınalıada  Salonu
12.00-13.00
“Yansıma Dergisi'nin 40. Yılı  ve Tekin Sönmez, 

Kıyı Dergisi Dosyası”

Yöneten:
Tekin Sönmez

Konuşmacılar:
Veysel Batmaz, Gülsüm Cengiz, Necati Mert,
Ahmet Özer,  Fethi Yılmaz

Düzenleyen: Nis Medya

10 Kasım 2012

Bugün 10 Kasım.... Anmıyoruz... Devletlü zerzevat müsamereden vazgeçmedi...


Farstı, trajedi oldu. Sörfçüsü de, proleteri de andı... Ananı da al da git....

06 Kasım 2012

VEYSEL BATMAZ'IN YENİ ÜNİVERSİTE TASLAK ÖNERİSİNE ÖNERİLERİ:


Taslağa Öneri: (http://yeniyasa.yok.gov.tr/

Yasa Taslağı Önerisi´nin Rektör atamasını düzenleyen 11(5)(ç)´de yer alan ´Cumhurbaşkanı´ terimi kaldırılmalıdır. Alternatif (5)´den de kaldırılmalıdır. Rektörü Kurul hiç bir baskıya maruz kalmadan atamalıdır. Dekan´a 15(2)´de ´yöneticilik´ görevi verilmiştir, kaldırılmalıdır. Üniversiteyi Bölüm Başkanları ve Ana Bilim Dalı Başkanları yönetir. Üniversitede, akademik yapıda amirlik/memurluk olmaz. Bu nedenle 11(1)´de´en üst amir´ terimi kaldırılmalıdır. Bu maddede yer alan ´Yönetir´ kelimesi, ´kurul kararlarını uygular´ şeklinde değiştirilmelidir. Madde 18 (1)´de, ´Bölümü Bölüm Başkanı yönetir´ ibaresi yer almalıdır. Madde 19´a da, ´Ana Bilim Dalını Başkan yönetir´ ibaresi yer almalıdır. Bu konularda, 2547 sayılı yasaya göre geri gidiş, yetki temerküzü ve tek adamlık ihdas etme eğilimi var bu taslak önerisinde. Diğer eleştirilerim saklıdır. Prof. Dr. Veysel Batmaz

TARİHÎ AZAR: BAŞBAKANI KUTLUYORUZ....

MA­KAM­DA OTU­RUR­SAN GEL­MEZ: Başbakan Er­do­ğan, Kızılcahamam toplantısı sırasında okul­lar­da ai­dat pa­ra­sı top­lan­dı­ğı­nı, hem ve­kil­le­re hem de ken­di­si­ne bu yön­de şi­ka­yet­ler ak­ta­rıl­dı­ğı­nı Mil­li Eği­tim Ba­ka­nı Ömer Din­çe­r’­e sor­du. Bakan Din­çe­r’­in “Ba­na ge­len şi­ka­yet yo­k” söz­le­ri Er­do­ğa­n’­ı kız­dır­dı: “So­run ba­na gel­di, mil­let­ve­kil­le­ri­ne ge­li­yor. Sa­na za­ten so­run gel­me­ye­cek, ba­kan ola­rak sen bu­la­cak­sın. Ta­bi­i bu so­run­lar ma­kam oda­sın­da otu­ra­rak bu­lun­maz.”

04 Kasım 2012

NE İŞİN VAR DANIŞMANLIKTA?



Bu linki açtığınızda karşınıza İstanbul Üniversitesi Rektörü Başdanışmanı Prof. Dr. Faik Çelik’in, cerrahlıktan ve son iki yıldır İstanbul Üniversitesi’ndeki başdanışman yöneticilikten uzaklaşarak yeni bir mesleksel bunalıma girdiğini ikrar eden güzel ve faydalı, zannediyoruz 2010 yılında yazılmış bir yazısı var. Yani, başdanışmanlığa başladıktan biraz sonra yazılmış. Rektör Başdanışmanı diyor ki, “şimdiki aklım olsaydı, ne profesör olurdum, ne de cerrah, ne de üniversitede yönetici.”

Peki ne olurmuş?:

Ben bu soruyu kendime sordum, ve yapabileceklerim sonucunda üç meslekte karar kıldım. Bu üç mesleğin de ortak yönleri, sorumlulukları, dolayısıyla riskleri yok, ucunda mahkemeye düşmek, tazminat ödemek, şiddete uğramak yok, zevk ve sefanIn sınırını belirleme elinizde, kazançlarI azımsanmayacak miktarda, dünya nimetleri size sunuluyor, siz bu nimetlerin peşinde koşmuyorsunuz.

Popüler ve medyatik oluyorsunuz, herkes sizin için paralanIyor, adeta yaratıyor, gece yattığınızda yastığa baş koyar koymaz uyuyorsunuz. Nöbeti yok, sıcak veya soğuktan etkilenmek, yorgun düşmek söz konusu değil. Emekliyken de aktif meslek hayatınızı sürdürebiliyorsunuz.

Beyninizi çok zorlamanız da gerekmiyor, fiziksel güç gerektirmeyen masa başı işler. Mide fesatına uğramak dışında meslek hastalIğI veya iş kazası görülmüyor. Benim meslek seçimimdeki sıralamam şöyle:

1. Gazete veya televizyonda “futbol yorumculuğu ve yazarlığı”.
2. Bir gazete veya dergi adına “gurme” olarak görev yapmak.
3. Sağlıklı yaşam ve beslenme konusunda “köşe veya kitap yazarlığı”. Meslek seçiminizde başarıIar dilerim.”

Biz de sana iyi seçimler diliyoruz, ne de olsa yaşın genç. Ama sormadan da edemiyoruz: Madem bu kadar bıkkınsın, ne işin var be Hocam o zaman İstanbul Üniversitesi başdanışmanlığında? Seni çok mu arayıp buldular? Böyle kafa karışıklığı ile nasıl koskoca üniversitede danışmanlık yapıyorsun? Peki, son bir soru sana: medyayı biliyor musun? T/ürk Medyasını? Medya başlı başına bir şiddet farkında değil misin? Televizyonda “orta-ya” çıkan hödükler ve enkıromenler, bu ülkede ne kadar dangalaklık varsa onu temsil etmiyorlar mı? Gazetelerdekiler keza. Sen nasıl olur da, koskoca üniversitede yüzlerce mesleği öğretmek ve öğrenmek işi olanlara bu hödüklükleri tavsiye edersin? Cerrahlık varken, en yararsız meslekleri nasıl tavsiye edersin? Üstelik bu mesleklerin nasıl doğru yapılabileceğini de belirtmeden, şu anda Türkiye'deki medyada yapıldıkları gibi. Danışmanlık yaptığın işte de böyle misin yoksa? Yoksa kara mizah mı yapıyorsun? Mevkin ve konumun mizahçılığa el verir mi? Çünkü seninle çalıştığını söyleyen Miyase Gül Tanrıverdi hanım (8.8.2011 tarihli) yorumunda, bu yazında “doğruları” yazdığını söylemiş. O da mı kara mizah yapmış? Geç gördük bu yazını ama pir gördük. Sana her iki diyarda da saadetler diliyoruz. Danışmanlığı bilmediğin konularda konuşmak diye algılıyorsan, tavsiye ettiğin seçeceğin meslekler tam sana göre. 

19 Ekim 2012

JEFFİ MEDİNA, İZMİR TOLGA, ALTAN ERKEKLİ ve CEMAL NOYAN TÖRENİ ONURLANDIRDILAR....

VİSTİLEF REKLAM VE MEDYA AKADEMİSİ YAZ ATÖLYESİ'NİN SERTİFİKA DAĞITIMI VE KAPANIŞ DERSİ, İMAJ STÜDYOLARI BEŞİKTAŞ YERLEŞKESİNDE 12 Ekim 2012'DE YAPILDI.   

İletişim Fakültesi'nden, DEKAN Prof. Aydemir Okay; HALKLA İLİŞKİLER VE TANITIM BÖLÜMÜ BAŞKANI Prof. Ayla Okay; GAZETECİLİK BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYELERİ Prof. Nurdoğan Rigel ve Prof. Arzu Kihtir; RD-TV-SİNEMA eski BÖLÜM BAŞKANI Prof. Neşe Kars TÖRENE KATILDILAR...

İletişim Sektörü'nden Türkiye'nin en önemli tiyatro ve sinema sanatçılarından, oyuncu Altan Erkekli, Medina/Turgul-DDB'nin efsanevi Başkanı ve Manajans/J. W. Thompson Reklam Ajansı eski Genel Müdürü Jeffi Medina, İmaj Stüdyoları Başkanı Cemal Noyan ve İmaj Stüdyoları'ndan Yapımcı Müge Kolat ve Beyin Reklam A.Ş.'nin Başkanı ve Birleşik Reklamcılar A.Ş.'nin kurucusu İzmir Tolga da törende konuşma yaparak, sertifika verdiler...










































14 Ekim 2012

BU SÖZLERİ KİMDEN ALDI?

"Muayenehaneler de sistemin içine alınsın. Tamamlayıcı sağlık sigortası gibi üçüncü taraf denetim mekanizmaları hepsi kayıt altına alınsın. Bütün işler döner sermaye üzerinden yapılsın. Denetleme yetkisi üçüncü tarafta olsun. Maliye'nin yanı sıra indirekt olarak sigorta şirketleri denetlesin."

İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Yunus Söylet tıpçı öğretim üyelerinin nasıl hem üniversitede, hem de özel muayenehanelerde çalışabileceklerini bu sözlerle dile getirmiş... Dile getirdikleri bu sistem içinde doğru, peki, kimden almış bu sözleri? Prof. Veysel Batmaz, dört yıl önceki rektör adaylığı kampanyasında "tıpçıların muayenehanelerini üniversite uzantısı yapacağım, böylelikle, hiç bir tıpçı ne üniversiteden ayrılacak, ne de gelirinden vazgeçecek, bu sistem içinde tek çözüm muayenehanelerin üniversite sistemi içine alınması ve özel olarak denetlenmesidir." demekteydi. Rektör Söylet, bu öneriyi ileri sürerken, dört yıl önce Prof. Batmaz'ın rakibiydi ve dar markajla takipteydi. Bundan sonra bu ve benzer önerileri serdederken Prof. Veysel Batmaz'ın adına atıfta bulunmazsa, Rektörü intihal ile suçlayacağız. Aynı, "bütün üniversiteler vakıflarla yönetilsin" diyen Cumhurbaşkanı'nı suçladığımız gibi. Sayelerinde İstanbul Üniversitesi ve genel olarak üniversiteler dört yıl kaybetmiş durumda.

Prof. Batmaz'ın dört yıl önceki rektör adaylığı konuşmaları için lütfen tıklayın: http://www.rektorbatmaz.blogspot.com/2008/12/rektrler-sendromuna-yenileri-ekleniyor.html ; http://www.rektorbatmaz.blogspot.com/2008/12/dekan-daylari-panelinde-rektr-adayi.html

08 Ekim 2012

İsmail Kovacı ve Veysel Batmaz çevirdi:
Yaşadığımız dünyada eskiler sonlanırken yeniler başlamıyor.

İnsanlığın kadim ikilemi tekrarlanıyor: Kaosun getirdiği belirsizlikten doğan hüzünlü umutsuzluk ve aldatıcı dinamizmden kaynaklanan rahatsız edici Panglosyan kutlamalar.

Dünyanın en önemli Çin uzmanlarından, global modernite kavramının mucidi Arif Dirlik, uzun sürmüş birikimin ışığında küreselleşmenin modernite ile ilişkisini, kurumlarını, uygarlıklarını, yerlerini sorguluyor ve sonlanmayacak sanılan küreselleşmenin bitişini anlatıyor:

"Sonlanmakta olan modernite değil, bu haliyle Avromodernitedir, yani, global hedeflerini realize etmek isterken kendisini yadsıyacak konuma gelen modernitenin iki yüzyıllık Avro/Amerikan egemenliğidir. Bir kavram olarak global modernite, ortaklıktaki farklılık (veya farklılıktaki ortaklık) durumunu yakalamayı hedeflemiştir; bu hedef, ulusal veya uluslararası düzeyde gündelik politikayı harekete geçiren zıtlıkları üretmekle kalmayıp, aynı zamanda bunları anlamak için gerekli kavramsal aygıtların aranması çabalarını da kapsamaktadır. Benim bu terimi kullanırken temel aldığım anlam, kapitalist modernite tarafından biçimlenen bir dünyada yaşarken, küresel bir kapitalist ekonominin evrensel talepleri ve gerekleri ile buna yönelik yerelleşmiş kültürel talepler arasındaki birçok yüzleşmede, esas belirleyici olan ve yeniden işleme uğrayan modernitenin kendisi olduğudur. Modernitenin parçalara ayrılışı modernitenin sonu olarak algılanabilir; tarihselleştirilmesi için de bir fırsat sunabilir, şu anda hangi konumda olduğunu tanımamıza yardımcı da olabilir ve bugünkü uygun bir noktadan geçmişe ışık tutar."

 Arif Dirlik, Küreselleşmenin Sonu mu?, Ayrıntı Yayınları'ndan çıktı....

04 Ekim 2012

29 Eylül 2012

BIRAKIN REKTUMU, BEYİNE BAKIN....


Sol da, Sağ da “iktidar olmaya” takmış durumda; varsa yoksa rektör seçimi... Rektör tıpçıların iyi bildiği rectum’dan gelir etimolojik olarak, “arkada olan” demek... Biraz da öğrenciden, öğretim üyesinden, asistandan, öndekilerden bahsedin... Onları rahatlatın, bilimi geliştirin...

Bu linklerden biri Zaman gazetesi’nden, diğeri de TKP’nin sesi solportal’dan. 
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/yeni-yuksekogretim-yasasi-ile-universiteler-daha-bagimli-daha-piyasaci-haberi
İkisi de tıpkısının aynısı, rektör seçimini anlatıyor, sanki üniversitede başka sorun yokmuş gibi... İntihaller çoğalıyor, hukuksuzluk artıyor, uzaktan eğitimde slaytçı profesörler büyük paralar cepliyor, profesörlükler, doçentlikler telefonlarla ihsan ediliyor, nominal ölçekle korelasyon yapan asistanlar doçent yapılıyor, kalite düşüyor, öğrenciler aldıkları eğitimden kâhir ekseriyetle müşteki. Bunlarla uğraşın. Bırakın rektumu, onbaşıyı, doz-enti.

NOT: Şu andaki taslağı, tamamını incelememiş olmakla birlikte medyada yer aldığı kadarıyla, VİSTİLEF, eleştirilerini saklı tutmak kaydıyla, olumlu bulmuştur.

25 Eylül 2012

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ'NİN RESMİ WEB SAYFASI BÜTÜN REKTÖR ADAYLARINA AÇILSIN...

İstanbul Üniversitesi'nin Ocak 2013'de yapılacak rektör adaylarını belirleme seçimi için adaylıklar açıklanmaya başlandı. İlk aday, İktisat Fakültesi'nden Prof. Dr. Recep SEYMEN'di. İkinci aday ise bermutad Cerrehpaşa Tıp'tan Prof. Dr. İbrahim KELEŞ oldu. Bugün ise şu andaki Rektör Prof. Dr. Yunus SÖYLET adaylığını açıkladı ama nerede? İstanbul Üniversitesi'nin resmi web sayfasında... Bu nedenle resmi sayfa tüm adaylara açılmalıdır. Yoksa, iş gelir döner, Alemdaroğlu'nun ikinci dönemine döner...
NOT: Web sayfasının linkini gariptir ki, hangi sayfa olursa olsun http://www.istanbul.edu.tr/ olarak verildiği için yazamıyoruz.  İst. Üniv.'nin web master'ı yaptığı işi gözden geçirmelidir. Her sayfanın ayrı linki olması lazım gelirken, olmamasının gayet teknik bir nedeni olmalı, yoksa Alemdaroğlu kuşkuları artar... Ayrıca yeni Rektörün vakit geçirmeden İletişim Fakültesi'ne projektörlerini çevirmesi gerek... Üç yıldır YÖK üyelerini uyarıyoruz, YÖK Denetleme Kurulu üyelerinin dikkatini çekiyoruz, --demek ki çekemiyoruz ki,-- ancak bir şey olduğu yok...

14 Eylül 2012

Yuh Olsun AA1'e ya da (Ax2(1/A=0)) !!! Yıllardır (tam 11 yıl) AGB'nin denetçisiydi, Ratingggg davasında şüpheli bile değil... İddianame bizi kandırıyor mu? 30 yıl öncesinin hesabını soranlara sesleniyoruz: 2003 öncesi de incelensin...


Ratinglerin Kralı ALİ EYÜBOĞLU yazıyor
MİLLİYET CADDE EKİ
Televizyon dünyasının Aralık 2011’den bu yana merakla beklediği ‘Reytingte Şike’ iddianamesi nihayet belli oldu. 48 sayfalık iddianamede 14 ‘şüpheli’ var. Peki neydi bu operasyon? Hatırlarsanız Aralık 2011’de polis, büyük yankı uyandıran bir operasyon yapmıştı. Polisin baskın yaptığı yerler arasında televizyon dünyasının önde gelen yapım şirketleri Ay Yapım, Medyapım, Tims ve TMC de vardı. Polis, ‘Kuzey Güney’, ‘Fatmagül’ün Suçu Ne?’, ‘Yaprak Dökümü’, ‘Ezel’, ‘Muhteşem Yüzyıl’ ve ‘Adını Feriha Koydum’ gibi  dizileri çeken bu şirketlerin deneklere para ve hediye vererek reytingleri manipüle ettiği iddiasıyla yapmıştı bu baskını. Açıklanan iddianamede ne bu şirketlerin reytinglerde manipülasyon yaptığına dair tek satır var ne de sanık-şüpheli olarak adları... O dönem ortaya atılan iddiaların, yazılanların hepsi ‘yalan’ oldu! ‘Reytingte Şike’ iddianamesinde Ay Yapım, Medyapım, Tims ve TMC’ye yönelik suçlama yok, ama aralarında denetçi Uğur Çağlı’nın da bulunduğu 14 kişi ve AGB’ye reyting ölçüm sistemi hakkında ciddi iddialar var.


NEREYİ TUTSAN ELİNDE KALIYOR
İddianamede reyting ölçüm sistemine dair öyle iddialar var ki, biri bile doğru çıkarsa AGB Nielsen’in yıllarca kamuoyunu yanılttığı anlamına gelir bu. İşte savcının dile
getirdiği o iddialardan 10’u:
1. AGB Nielsen’in panel sayısı kamuoyuna hep 2 bin 500 olarak duyuruldu ama şirket hiçbir zaman bu sayıya ulaşmadı. TÜİK’in tespitine göre AGB, il ve ilçe bazında da talep edilen sayının çok altında kaldı.
2. TİAK, AGB Nielsen’i denetlemek üzere Uğur Çağlı’yla anlaştı ama sözleşmede denetçinin parasını AGB Nielsen’in ödeyeceği yazılı. Denetimin şeklen yapılması demek bu.
3. Bazı illerdeki panel sayısının, olması gereken hane sayısının iki katı olduğu ortaya çıktı.
4. Her yıl mevcut deneklerin yüzde 20’sinin değiştirilmesiyle, panelin her beş yılda bir yenilenmesi gerekirken, buna uyulmayarak bazı haneler gereğinden fazla sistemde kaldı.
5. Panelin illere göre merkez ve ilçeler düzeyinde dağılımı incelendiğinde bazı bölgelerde olması gereken illerin olmadığı farklı, illerin bir arada değerlendirildiği anlaşıldı.
6. AGB Nielsen, Sosyo Ekonomik Statü (SES) düzeyi belli olmayan haneleri panele dâhil etti.
7. AGB Nielsen ayrıca 2009-2011 arasındaki aktif 1177 panel haneden 274’ünde yani yüzde 23,27’sinde sosyal statü değişikliği yaptı.
8. Aynı şekilde 18.02.2009-26.04.2009 tarihleri arasında panel hanelerden 530’unun sosyal statüsünün değiştiği görüldü. Sosyal statüde bu kadar kısa sürede bu kadar büyük bir değişiklik olması beklenemez. 100646 ve 9610143 panel numaralı hanelerin 2009 yılındaki sosyal statüsü A/B iken 2010 ve 2011 yıllarındaki statüsü D oldu.
9. Bir hanede eğitim seviyesiyle sosyal statü doğru orantılıdır. Eğitim seviyesi arttıkça sosyal statünün yükselmesi, eğitim seviyesi azaldıkça sosyal statünün düşmesi beklenir. Ama incelendiğinde eğitim seviyesi artan bazı hanelerin sosyal statüsünün düştüğünü, eğitim seviyesi azalan bazı hanelerinse sosyal statüsünün yükseldiği görülmüştür ki, bu da sosyal statü hesaplamalarında hata yapıldığını göstermektedir.
10. TİAK A.Ş. denetçilerinin 13.12.2011 tarihli raporu, 1000 TL geliri bulunan hanenin A/B grubuna kayıtlı olduğunu ortaya çıkardı.


Şayet doğruysa her biri başlıbaşına skandal.


“Neresini tutsan elinde kalıyor” denir ya, iddianameye göre AGB Nielsen’in reyting ölçümleri de öyle... Panel sayısı hiçbir zaman açıklandığı sayıya ulaşmamış. ‘Sosyal Statü’lerin hiçbiri bilimsel değil. Çünkü ne TİAK üzerine düşeni yapmış, ne de denetçi! Hal böyle olunca AGB Nielsen’in yönetenler, takılmış kafasına göre. Yazık değil mi şimdi yıllarca ‘reytingi düşük’ diye yayından kaldırılan yapımlara ve o yüzden mağdur olanlara? Yuh olsun emek hırsızlığı yapanlara..


Meraklsısı için AA1'in denetçilikten ayrılış mektubu: http://i.mediacatonline.com/Home/HaberDetay?haberid=37589

Dava sonucu tüm tüccar öğretim üyelerini ve rektörleri de üzecek....


50 bin öğrencisini "....bank" müşterisi yapan Marmara Üniversitesi'ne ve bankaya üzücü haber. İstanbul 10. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Dava sonucu Marmara Üniversitesi'nin öğrencilerine bank kartı dayatan rektörlüğü ve ....Bank'ı üzecek.  İstanbul 10. İdare Mahkemesi'nin kararının ayrıntısı şöyle:
"Bankacılık Kanunu hükümleri uyarınca bankalar ile müşterileri arasında özel hukuk ilişkileri çerçevesinde ve tarafların rızası ile imza ve onaylanan sözleşme hükümlerine göre işlem tesis edebilecekleri dolayısıyla, bankaların ancak kişisel başvurusu sonucu ve talebe dayalı olarak kimliklerini belgeleyen müşterileri adına mevduat hesabı açabilecekleri, bu haliyle bankalarda kişiler adına açılacak mevduat hesaplarının ilgilinin (müşterinin) rızası alınmadan açılamayacağı dikkate alındığında, davacıya ait kişisel verilerin rızası olmaksızın ilgili bankaya aktarılması sonucunda kişilerin adlarına düzenlenen bankamatik niteliğindeki kimlik kartlarının düzenlenmesinde yukarıda yer verilen Anayasa hükmüne ve Yasaya uyarlık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı tarafından bankamatik özelliği bulunmayan (yalnızca) şahsı ile ilgili kimlik kartının düzenlenmesine yönelik yapılan başvurunun reddine ilişkin dava işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır."
Mahkeme hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğabileceğinden yürütmenin durdurulmasına karar verdi. http://www.adilmedya.com/marmara-unv-kampuskart-karari-h32455.haber

06 Eylül 2012

NEYMİŞ MESUTCUM, ARZ/RİCA OLUYORMUŞ....

Tensikattan müstafi MEME UNM'si Ertu yazıyor:
“Sayın Ertuğrul Özkök,
Meclis Araştırma Komisyonumuz, Komisyonumuzun araştırma konularından birini oluşturan 28 Şubat 1997 tarihli müdahale süreciyle ilgili olarak, 3 Ekim 2012 Çarşamba günü saat 15.30’da Komisyon toplantı salonunda bilginize başvurmayı uygun bulmuştur.
Bu nedenle, uygun bir zaman içerisinde Komisyonumuzla ilişkiye geçmenizi ve anılan tarihte Komisyon toplantısında hazır bulunmanızı arz/rica ederim.”
* * *
Mektupta dikkatimi çeken noktalar şunlar:
-  Görüldüğü gibi son derece nazik bir dille kaleme alınmış.
Davet edilen kişi hakkında herhangi bir önyargı ifadesi yok.
-  Belki vardır da ben bilmiyorum. Ama hayatımda ilk defa “arz” ve “rica” ifadelerinin birlikte kullanıldığına tanık oluyorum.
Devlet yazı dilinde hitap şöyledir:
-  Alt birim üst birime yazıyorsa, “Arz eder”.
Üst birim alttakine yazıyorsa, “Rica eder”.

Mesut da öyle biliyordu, Suat da, aynen senin gibi... Kankasınız zaten...
Bu tarz arz/rica ile biten resmi yazıları Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi eski Bölüm Başkanı Prof. Dr. Toktamış ATEŞ de yazardı. Halkla İlişkiler ve Tanıtım eski Bölüm Başkanı Prof. Dr. Veysel BATMAZ da dekanlığa gönderdiği yazılarında arz/rica kullandı. Çünkü, Bölüm Başkanı Dekan'ın eşitiydi. Hakkında soruşturma için inceleme başlatıldı. Mesut ve Suat düeti, Veysel BATMAZ'ı bir de buradan sıkıştırdılar ve cevaplarını aldılar. Soruşturma açamadılar. Hadi, MEME müstafi-i tensik UNM'si, "sulandırılmış mülkiye" eğitimli, bilmeyebilir, siz neden bilmiyorsunuz bu devlet âdabını; biriniz rektördü (Roma'da rektuma), öbürünüz dekandı (Roma'da on başı). Mesut, sen ve kankaların ve önceki alemdarzade, bizim 10 yılımızı yediniz, hesap soran da yok ! YÖK Denetleme Kurulu geldi, suya tirit soruşturma yaptı, gitti... Bu ne iştir, 30 yıl öncesinin hesabını soruyorlar, size dokunan yok ! Ne yazışma biliyorsunuz, ne de hukuk, ne de idare... Aynı Ertu gibi... Kankasınız zaten...

05 Eylül 2012

ÖSYM KEVGİRE DÖNDÜ... ALİ'Yİ GÖREVDEN ALIN DEMİŞTİK, DİNLEMEDİNİZ...

2010’da şifre skandalı nedeniyle KPSS’yi iptal etmek zorunda kalan, 2012’de yeniden KPSS’de kopya iddialarıyla sarsılan, son olarak yapıldıktan 2 yıl sonra TUS sonuçlarını değiştirerek, birçok doktorun uzmanlık alanının farklılaşmasına neden olan ÖSYM, 6 Mayıs 2012’de yapılan 1589 kişinin katıldığı Avukatlar İçin Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adaylığı Yarışma Sınavı’nı, iptal etmek zorunda kaldı.
Kaynak : http://www.haber3.com/hakim-ve-savci-adayligi-sinavi-da-saibeli--1496551h.htm#ixzz25ZbmfKq6
Ek kaynaklarlar: http://vistilefblog.blogspot.com/2011/06/artik-isin-suyu-cikti-osymden-bir.html http://vistilefblog.blogspot.com/2011/04/osym-vistilefe-cevap-verdi-ama-yetersiz.html http://www.vistilefblog.blogspot.com/2011/06/kendini-yarg-gucu-zanneden-yok-ali.html

ALİ TOPUN AĞZINDA... GÜN İÇİNDE YENİ GELİŞME:

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ÖSYM'den, 6 Mayıs 2012'de yapılan ve tekrarlanmasına karar verilen ''Avukatlar İçin Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Yarışma Sınavı'' ile ilgili bütün bilgi ve belgelerin gönderilmesini istedi.
''Sınavda usulsüzlükler yapıldığına ve sınav sorularının servis edildiğine yönelik'' iddialarını içeren suç duyurusu dilekçesinin, 3 Temmuz 2012'de savcılığa verilmesiyle başlatılan soruşturmada, savcılık sınavın tekrarlanması kararının ardından delilleri talep etmeye başladı.
Soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Ömer Faruk Tezel, ÖSYM'den sınavla ilgili bütün bilgi ve belgeleri göndermesini istedi.
Soruşturma çerçevesinde şu ana kadar ifadesine başvurulan şüpheli bulunmadığı belirtildi.
CHP Milletvekili Kart, 3 Temmuz 2012'de verdiği suç duyurusu dilekçesinde, bazı adaylara, ''sınav öncesinde soruların servis edildiği'' iddiasında bulunmuş ve Adalet Bakanlığı ile ÖSYM yetkili ve sorumlularını ''şüpheli'' olarak göstermişti.
ÖSYM de dün açıklama yaparak, iddialar üzerine başlatılan incelemeler sonucunda, ''sınavın bir eşdeğer sınavla tekrarlanmasına karar verildiğini'' bildirmişti.
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1341293&title=savciliktan-osym-skandalina-sorusturma