Add to Flipboard Magazine.

20 Temmuz 2006

DİPLOMASIZLIK MI? DİPLOMALARI GİZLEMEK Mİ? HANGİSİ DAHA GÜZEL?

DİPLOMALARI GİZLEMEK İSTEYENLER ÇOĞALIYOR...

DEEPLOMALAR POLEMİĞİ 2 veya 3:

Anglo-Sakson Diplomalı Hikmet Bey’e Yaz Yelpazesi:
DİPLOMA ve MEZUNİYET’İN KAMUSALLIĞI ÜZERİNE TEFEHÜL DENEMESİ


İrfan ÇİFTÇİ


Bir süredir sevgili üniversitemizde baş gösteren bu “vesika fetişizmi” YÖK’ün ilk uygulandığı yıl olan örgenciliğimin ilk yılı 1985 yılını hatırlatıyor bana. O zaman kapıdan sınıflara kadar birkaç yerde ama yapılırdı. Cumhuriyet gazetesini içeriye sokmaya kalkışmanın yolu karakoldan geçtiğinden gazeteyi iç çamaşırlarımıza sararak götürürdük veya öyle girmiş gazeteler kapışılırdı. Buradaki fetişizm anlaşılabilir.)) Bu da apayrı derin bir mevzudur ki söz konusu gazetenin sırf bu yüzden uzun süre bağımlılık yaptığı dahi görülmüştür.Yine bu yıllarda dönemin meşhur 83 Anayasasını hazırlayıp mağrur gazi olarak İ.Ü.Hukuk Dekanı olarak okuluna dönen Prof. Orhan Aldıkaçtı, teneffüslerde koridorlarda dolaşarak öğrencilerin yeni YÖK yayasının belirlediği kılık kıyafet kurallarına –en çok dikkat ettiği şey o sırada 12 Eylül öncesinden kalma ve sayısı bir hayli olan veya henüz içeri alınamamış yahut erken tahliye olmuş yaşı geçkin öğrencilerin saç traşları idi- uygun olup olmadığına bakardı.Kızlar da ise kot pantolona çok kızardı. Hele bir de bu kıyafetler ve uygunsuz saçlar var ve sigara içiliyorsa mutlaka kimlik almaya teşebbüs ederdi. Bu uygulamaya biz iktisat öğrencileri bir gün koridorda topluca protesto alkışı yaparak çok sert tepki göstermiştik. Fakat Hukuk öğrencileri biraz daha şanssızdı. Onlar da bir süre sonra Aldıkaçtı operasyonlarından kurtulmak için biz “İktisat” öğrencisiyiz diyorlardı.Bu günler sıkıyönetim günleri idi. Yani üniversitenin faşizan bir presle ezildiği günler. Bir diğer dikkat ettiği nokta ise YÖK’ün titizlikle üzerinde durduğu öğretim üyelerinin unvan kullanıp kullanmadığı idi. Yeni uygulamada bütün öğretim üyeleri ünvanları yazılı yaka kartı ile dolaşmak zorunda idi. Bunu protesto eden bizim Fakülte’de o zaman iki aziz hocamız Toktamış Ateş ve İzzettin Önder vardı.İnatla ve ısrarla sadece isimlerini kullanıyorlardı. Toktamış Ateş bundan dolayı cezalandırılmış İ.Ü.İktisat Fak. Yayını olan siyasi tarih kitabının üzerindeki ünvanı tek tek silinmişti. İzzettin Önder’e ise sık sık Prof.Dr. yazılı kocaman tabelalar asılarak cezalar veriliyordu. O zaman yeni çıkmış ve bize çok komik gelen Yard.Doç. ünvanı dahil bir sürü kocaman ünvanı olan öğretim üyesi geldi hafızalarımızda ve hatıralarımızda zerre kadar iz bırakmadan geçti gitti. Ama zaman içinde, bilim ahlakının ve yüce insanlık değerlerinin sarmalamasıyla İzzettin Önder ve Toktamış Ateş gözlerde, hatıralarda, hafızalarda ve gönüllerde büyüdüler, yüceldiler ve unvan neki şan sahibi oldular. Bu iki hocamı her daim ve şimdi de minnet, şükran ve muhabbetle anarak o günlerin bihakkın nacizane ödenmiş hatırasından dolayı akademik ünvanlara ve yaka kartından, turnikeye kadar bir dizi kontrol ve güvensizlik vesikası olan vesikalara karşı bir soğukluk duyarım. Ancak bir süredir İ.Ü. içinde her adım atışta turnike fetişizmi ve yaka kartı merakı başlamış bulunuyor. Bahçe yeşillenerek bir çayır haline geldi ve güzelleşti amenna, ama içinde dolaştığınızda yakasında dağdağanla dolaşan bir sürü kocaman insanla burası yoksa turnikelerinden girilen bir çiftlik mi izlenimini veriyor. Bunlar hiç hoş işler değil. Bunların dışındakilerse gayet hoş..Eee bu kadar kusur olur.

Gelelim Hoşnutluklara!!! Hikmet Bey’e Yaz Yelpazesi

Diploma nedir? İlk diploma bugünkü insanların anlayacağı dille söylenirse, M.Ö. 4700 gibi XI. Rimses tarafından pramiti dikme yetki belgesi anlamına gelen bir taş çivisi olarak verilmişti. Daha sonra Da Vinci’de geçen sanduka gibi bir sanduka içinde saklanarak nesilden nesile geçerek pramit loncalarını oluşturmuştu. Dolayısıyla bu diplomalar öyle kamusal değildi. Bu nadide eserlerin nasıl ihtimamla korunduğunu RTS Şubesi hocası hususen bilmiyorlar mı? Yoksa arşive girmeyen fizyondan film seyretmiyorlar mı diye düşünülür? Fakat, Büyük Biritanya’nın ananeleri kara Avrupası yani Roma dışı olduğu için onlardaki durum öyle değildi. Çünkü M:S.800 yılında kurulan kutsal ittifaktan sonra kendi kimliği ile ortaya çıkan Biritanya, Nasra’dan mabet işaatı için marangozluk imtihanı açtığı zaman ordaki marangozlar zenaatlarını isbat için vücutlarına birer çivi gizleyerek gelsinler denmişti. İşin ilginç yanı bunların çoğusu çiviyi yutmuş olduğu için kim usta kim değil tabi doğal olarak ayırt etmek mümkün değildi. Bu durumda apışıp kalan dönemin Uzun Bilekli IV. Richard’ı şöyle bir ikileme ile karşı karşıya kaldı. Ya bunların hepsinin birden karnını yaracaktı, yani “yar ki görem yiğitlerin bağrını” gibi hırt bir muhabbet olacaktı nitekim bundan vazgeçti. Ondan dolayı gemiye atlayıp gelen bilumum Doğu kökenlilerden hangilerinin marangoz kimlerinin duvarcı olduğunu anlamak için “marifetinizi gösterin” diye meşhur iki emir yasasını ilan etti ve Times nehrinin kenarındaki köprü ve duvarları inşa ettirdi. Böylece inşaat kamuya açıldı-ki kamusallık da böylece başlamış oldu, konunun bizdeki gibi örtü-böğürtü mevzusu gibi değil- ve marifeti görülen için hah demek ki bunun diploması var diye kani olundu. Tabi tarihin cilvesi uyanık İngiliz kralının bu numarası sonucunda Tarafalgar meydanından Buckingam Sarayı’na kadar bugün de gidenlerin muhakkak hayran oldukları bulvar, belde ve parklar imar ve ihya oldu… Konuyu bu kadar açmışken Anadolu coğrafyasındaki ve memleketimizdeki tarihsel seyrine de değinmeden geçemeyiz. Bir Türkler, Sümerler’den ve Kimmer’lerden beridir bu konuda tevazu sahibi olduğumuzdan mevzuyu teşhir etmekten hoşlaşmayız. Bağrımıza basar, bir rüzgâr gibi geçer gideriz. Hem ecnebilerden alınmış bilumum vesikaları da buruşturup atarız. Hem Avrupa’dan Amerika’dan Biritanya’dan Patagonya’dan aldığımız diplomalarla mı bir birimizi tanıyacağız. Biz üç kişiyiz, üçümüz de birbirimizi biliriz… Kamusal alan ise Yorğansuzun Hakkı Çavuş[1]’un değdi gibi “ortası çamur yan bas/ma”dır. “Vesika’nı ancak dereyi geçerken eline al, çünkü mürekkebi dağılır”, der bir Hazar atasözü…Daha sonrada Hazar Türklerinin Kuzey kolundan güneye gelen Barak boyundan Çopurtepeli Hüsen zaten kendi tarihinden esinlenerek “vesikalı yarim” adlı barak türküyü yakmıştır göç yollarında.
Dolayısıyla senatör, dekan, vektör gibi hiçbir ünvanı olmayan ve ne Parizyen, ne Anglosakson ne de İstanbol adabından azade olan biz kara kalabalıkların karaşın bir fakir-i pür taksir ferdi olan bizler zaten ümmiyiz ve ancak ümitsizlikten ümitliyiz…Zaten bütün bunlar ne, vesika neçiii Hiçmet Beg!!!:))




[1] Süleyman Şenel, Kastamonulu Aşık Yorgansız Hakkı Çavuş (1997) Terimleri Hakkında”, V.Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri

İrfan Çifçi

Hiç yorum yok: