Add to Flipboard Magazine.

19 Nisan 2008

FAKÜLTEMİZ MEZUNU CENGİZ, BAYKAL İLE...


34 yorum:

Adsız dedi ki...

Eeee ne olmuş ne demek bu ne maksatla konuldu bu resim Cengiz Arkadaşın mı? Deniz Baykalın mı? reklamını yapmaya çalışıyorsunuz?

Adsız dedi ki...

Yakışır Cengiz kardeşime..

Medyapoliten dedi ki...

Cengiz'in ne kadar değerli bir kişi olduğu, Baykal ile referanslaştırılarak tabii ki yapılmaz. Bu bir reklam değil, duyuru... Bunu anlamayan bir "iletişimci" olabileceğini pek düşünmemiştik. Yoksa siz, İletişim Fakültesi mensubu musunuz?

Vistilef

Adsız dedi ki...

Vistilef'in cevabına katılmakla birlikte, "İyinin reklamı yapılmalı" sözünü de hatırlatmak isterim...

Medyapoliten dedi ki...

"İyinin" reklamı olmaz, çünkü tarihin geist'ı iyiye doğru evrimleşir; arada, bazı gerici müdahalelere karşın...

Reklam, "kötüyü" örtmek için yapılır. Bütün reklamlar bir mantıksızlık üzerine kuruludur. İyice izlerseniz, siz de bu mantıksızlık semiolijisini saptarsınız... Ama, bir meslek olarak, reklamın nasıl "iyi" ve "etkili" yapılacağını da, Fakültede öğretmek gereklidir. İletişim Fakültesi'ndeki "Halkla İlişkiler ve Tanıtım" Bölümü müfredat programı bu nedenle, "etkili reklam nasıl yapılır" ağırlıklı olarak DÜZELTİLMİŞTİ; ancak son yılda yine BOZULDU. BOZANLARI tarih affetmeyecektir.

Cengiz arkadaşımız, iyi bir politikacı olacaktır. Çünkü, İ.Ü. İletişim Fakültesi'nde ne kadar kötü varsa, onlara karşı savaşmış bir mezunumuzdur. Kendisine başarılar diliyoruz... Baykal ise, bizim konumuz dışındadır. Üniversiteye siyaseti sokmayacağız...

Vistilef

Adsız dedi ki...

Siyasetin kucağında oturup üniversiteye sokmayacağız demek insanları güldürmek için yeterli olmakla birlikte gerek yayınlarınızın gerekse fotoğrafın yorumladığında kaç reklam çıkarılabileceğini de göstermektedir.

Not: İLETİŞİM (Cİ) değilim ZİYARET (Çİ) yim

delibelge dedi ki...

bu fotoğrafın internette hangi adla dolaştığını tahmin bile edemezsiniz...

Medyapoliten dedi ki...

Ziyaretçi'ye:

İyi'nin reklamı olmaz, bildirisi, duyurusu ve yayını olur. Yayınlarımız reklam değil, ikaz, eleştiri ve teşhir niteliklidir. Siyasetin içindeyiz ve siyaseti üniversiteye sokmayacağız.

Vistilef, bir grup iletişimci tarafından yayındadır. Bu grup, hukuktan, bilimden ve özgürlükten yanadır.

Vistilef

Adsız dedi ki...

Vistilef'in, 'Cengiz'in iyi bir siyasetçi olacağı çünkü Fakültedeki kötü şeylerle mücadele ettiği' görüşüne yüzde yüz katılıyorum. Bu fakülteyle, onun yöneticileriyle, o yöneticilerin 'ilkeleriyle' (ilkesizliğiyle) barışık olanlar en hafif tabirle yetersiz ve kalitesiz insanlardır. Buna, fakültenin düzeyinin yerlerde süründüğünü bilen, kendi aralarında bunu konuşan ama iş 'icraata', bu fikirlerini kamu önünde söylemeye gelince 'aman boşver' diyen korkaklar da dahildir.

Ekin

delibelge dedi ki...

Cengiz'in ne kadar boş bir adam olduğu konusundaki görüşlerimi, kendime saklamasam da politikanın düzeyi nedeniyle Cengiz'in bu düzen içinde çok iyi bir politikacı olacağını düşünmekteyim. Koltuğu altına girdiği Genel Başkanı'nın yanındaki duruşundan da bu çıkarsamayı yapabilirim.

Üniversite ve Özgür Akademik Yaşam Mücadelesi diyorsanız bu ülkede akademik yaşamın 12 Eylül 1980'le sona erdiğini gözden kaçırmamalısınız. Akademik çalışma Üniversite dışında gerçekleştirilebilir bir uğraş hâline geldi. İ.Ü. İletişim de ayrı düşünülemez nitelikte bir adrestir. Yönetimin hukuksuzluğu ve hak tanımazlığı konusunda asıl adres hukuk dersinde okuldan uzaklaştırılan İ.Ü. Rektörlüğüdür. Sıddık Sami Onar gibi efsaneleri düşünüp içlenmemek elde değil...

Bu sebeple Cengiz'in oradaki çabaları da beyhudedir. Yine de Cengiz kons edasıyla masalar arasında dolaştığı alkol ortamında bir tanedir.

Muhabbetle,

bilge.

Adsız dedi ki...

Bilge'nin Cengiz'le ilgili yorumu sanırım kıskançlıktan olsa gerek. Komik olansa şu cümle: "Akademik çalışma üniversite dışında gerçekleştirilebilir bir uğraş hâline geldi." 'Bir bilen konuşmuş! Adama sorarlar, yahu sen 1980'den beri üniverstelerde yapılan akademik çalışmaların 10'da birini geçtim, 1000'de birinden haberdar mısın? Hangi akademisyenler hangi makaleleri yazmış, bu konuda en ufak bir bilgi kırıntın var mı? Akademik çalışmanın üniversite dışında yapıldığını söylemen için üniversitede hangi akademik çalışmalar yapıldığını bilmen ve bunların "nitelikli" olup olmadığını yorumlayacak yeterlilik düzeyinde olman lazım. Bir de şu suçu sisteme atma anlayışını da tehlikeli buluyorum. Elbet 12 Eylül'ün türlü zararları olmuştur falan da akademik etik, yeterlilik denen de bir şey var. Sorun sistem sorunuysa Veysel Batmaz, Hikmet Kırık niye o yetersizliklere tepki koydular da "salla başını al maaşını" yapmadılar?

Ekin

delibelge dedi ki...

O benim farklı amaçlarla değerlendirdiğim bir arkadaşım, kıskanmam mümkün değil; Siirt Seçimleri ve 94 yerel seçimlerinin mimarıyla aynı karede olduğu için kızarım ancak.

"Akademik çalışma üniversite dışında gerçekleştirilebilir bir uğraş hâline geldi." Bu cümlenin ve anlayışın sonuna kadar arkasındayım... Ayrıca 1980'den bu yana üniversite'de üretilen saçmalıkları izleyip okuyacak kadar da kendime düşman değilim. Yerleşen anglosakson bilimcilik gerçeği ortaya koyup açık seçik ifade etmek yerine daha önce yazılmışları tarayıp yinelemeyi üniversite'nin kodlarına işledi. Diğer yaratıcı yaklaşımları "spekülatif" yaftasıyla ortadan kaldırdı. Piyasa ve Demokrasi özelinden gelişen akademik oligarşiylşe bütünleşen totaliter anlayış Batı sosyal Bilimi'nin sonunu getirdi. Marksizm ve diğer farklı düşünce alışkanlıklarının dışlandığı bir skolastik kuruma dönüştü.

Etiğin ve yeterliliğin yerini sadakatin ve itaatin almasının temel müsebbibi "24 Ocak Kararları"nın dönüştürdüğü ahlâki anlayıştır; sistemdir. Sorun sistem sorunu olduğu için Veysel Batmaz Üniversite dışında -içinde de hiç huzurla çalışmadı, çalıştırılmadı- Hikmet Kırık ise zaten başka okulda.

Örneklerinle bile kendini çürütüyorsun sana da acımayla yaklaşmaya başlayacağım sevgili EKS. Selamlar,

bilge.

Adsız dedi ki...

Blg, üniversitede üretilen şeyleri bilmiyorsan nasıl onlar hakkında atıp tutuyorsun anlamak mümkün değil. Daha doğrusu mümkün, saçmalama ve sallama kabiliyetinle. Şimdi düşündüm de İ.Ü İletişim Fakültesine master için başvursana! Vallahi süper olur, bir sen eksiktin, tam olur! Suat çalar sen söylersin. Ayrıca ne olur acı bana Blg, ne olur acı!! (Not: Naçizane tavsiyem bana ya da Cengiz'e sallamakla boşa vakit harcayacağına Facebook'ta Suat'ı, fakültedeki berbat vaziyeti teşhir edecek gruplar aç, insanları bu gruplara çağır, bir sinerji yarat)

Ekin

delibelge dedi ki...

Kendi alanımda üretilen saçmalıkları gördükçe daha fazla atıp tutma hakkına sahip olduğunu bilip görüp keyifleniyorum.

Mills'i, Mosca'yı, Pareto'yu ve Schmitt'i görmeyen Rawls adlı Orta Çağ soytarısını "Tanrı" belleyen bir siyasalbilim anlayışı hâkim.

Saçmalayanın kim olduğunu değerli Vistilef okurlarının takdirine bırakmayı uygun bulmaktayım. Sorunu "Suat Sorunu" olarak algılaman bile olayı kişiselleştirmenin kuramsal bakamamanın göstergesi. Asistan falan olacağım diye kasmam zaten iddiam da yok... Ekonomik koşullarımı istediğim düzeye getirdiğimde akademi dışından faaliyet göstermeyi düşünüyorum.

Sana vakit harcamıyorum sadece acıyorum ve burada Vistilef amaçlarına uygun olarak yorum yazıyorum. Facebook gibi alanlarda gösterilen "muhalif faaliyet"n sadece Abd menşeli şirketlere reklam geliri kazandırdığını biliyorum. Oralarda eğlence ve görüşemediğim dostlarıma ulaşma amaçlı bulunurum o ayrı.

Okurlara selamlarımı sunuyorum,

bilge.

Adsız dedi ki...

Sen akademi dışında faaliyet yürütsen de yürütmesen de seni kim sallar Bilgeciğim. "Rawls adlı Ortaçağ soytarısı" breh breh breh! Yahu bir kere eline A Theory of Justice'ı aldın mı merak ediyorum! Justice as Fairness'ı. Political Liberalism'i? Ya da onlarla ilgili tek bir makale okudun mu! Social Contract Theory'leri, Kant'ın end in itself kavramını. Daha hangisini sayayım! Ben Rawls'ı yermek ya da övmek için söylemiyorum bunları, bilgisiz fikir sahibi olan klasik bir "Türk" gibi davrandığını gösteriyorum. Bilge; derdim sistemden önce Suat'la! Bunu asistan olmak gibi bir kaygıyla iklgisi yok çünkü ben zaten Eylül ayında İTÜ'de asistan olacağım çok büyük ihtimalle, ben siyaset felsefesi ve ethics üzerine çalışıyorum zaten, İletişim alanım değil. Ama Veysel ve Hikmet hocaların "fazla" geldiği o bilim düşmanı yuvanın dağılmasını isitiyorum. Bu bakımdan da Hoca'nın kitabına referansla Batmaz'ı Kırık'ı alalım alayını geri verelim diyorum. Bak bunu şimdi Facebook'ta grup açarak da duyuracağım. Senin tabirinle Amerikan reklam şirketlerine benden bir kıyak olsun.

Adsız dedi ki...

http://www.facebook.com/group.php?gid=14689176532&ref=mf. Veysel Batmaz ile Hikmet Kırık'ı geri alalım alayını verelim gitsin başlıklı grup facebookta açıldı.

delibelge dedi ki...

Ben kimsenin sallaması amacıyla başkalarına beğendirme kabul ettirme yalaklanma amacıyla yazmayacağım zaten. O bahsini ettiğin zırvaların Türkçe çevirileri geçti elimden Bilgi denen hain yuvasınca yayınlanan. Bir bok olmadığı ve Kıta'dan Montesquieu ile Anglosakson Mills gibi öncüllerinin kötü bir tekrarı olduğundan bu kadar rahat saldırıyorum. Pamuk Helva Dağı'nda hayallerle yaşayan zekâ engellileri önemli siyaset felsefesi düşünürü olarak pompalayıp pazarlamak da AngloAmerikan üniversiter yaşamın gereği. Koyunun olmadığı yerde Keçi'nin Abdurrahman Çelebi olması hesabı...

TOCQUEVİLLE gibi değerler duruken böyle soytarıların tartışılıyor olması bilimin sonuna işarettir. Ol tosunum sana da o yakışır. İstersin ama tektipin dışına çıkan dışarıya çıkarılmaya mahkumdur. Okulda kalacaksan Bilge Abi'nin bu sözünü unutma kulağına küpe olsun: Ortalama Değerler Yalakalığı'na devam; YOK'u yalayan sürüden sakın ayrılma.

Adsız dedi ki...

Bilge abi, büyüksün abi, o küfür ettiğin Rawls'un A Theory of Juctice'ı (ki en temel kitabıdır) Türkçe'ye çevrilmedi ama, sen hangi ara Türkçesini okudun:))) Bilgi denen hain yuvasıymış, seni şöyle Alemdaroğlu'nun yanına alalım biz ya! Ortalama Değerler Yalakalığı'ymış; yahu sen tam cahil cesaretiyle malulsün! At, tut, salla, gitsin! Salla dostum salla; kim tutar seni! Açın deli Bilge'nin önünü, durduramazsınız!

delibelge dedi ki...

Abisinin gülü, o zırvalardan bahsederken Rawls denen dolandırıcı şaklabanın Türkçe'deki eserlerinden bahsetmiştim. Siyasi Liberalizm adlı dangözlük bildirisiyle ve taa Kant'ta kalmış Halkların Yasası adlı emperyalizm diyemeyen uluslarası ilişkiler saçmalığıydı kastım. Hoş çevirilse de umrumda değil okunması ve okutulmasına her koşulda karşıyım. Prens'i bile okumadığı halde bu soytarıyı hafızlayan siyasalbilimcilerin varlığı ancak utanç kaynağıdır. Hocaların adam yerine alıyor diye adam yerine aldığını düşündüğümden sana bu sıfatı yapıştırabiliyorum. Durum tıpkı beşincil dipnotlar üzerinden Keynes ve Smith okuyan ve okutan iktisatçıların hâl-i pür melâli. Benim önüm de aklım da ufkum da açık. Unabomber'ı okumadan sosyalbilim'in bugünü hakkında konuşmamanı tavsiye edeceğim.

dipnot: General Alemdaroğlu ile Soros'un Tosunları arasında seçim yapma durumunda hissetmen bile beynindeki civataların yalama olduğunu ortaya koymakta. Değiştirtsen ya da iyi bir yağlasan iyi edersin.

Adsız dedi ki...

Bilge, hem inanılmaz derecede terbiyesizsin, hem inanılmaz derecede cahilsin, hem de utanmaz derecede cüretkarsın. Bilge, seni senden başka kimse sallamıyor bunu biliyorsun değil mi? Sosyal bilimler üzerine, akademi üzerine söylenecek pek çok söz vardır; ama bunu en son söyleyebilecek kişi sensin. Ayrıca "Hain" yaftası tam da Alemdaroğlu dilidir; sen Soros çocuklarıyla Alemdaroğlu arasında değilsin tam da Alemdaroğlugillerdensin. Sana cevap yazmayacağım artık; bundan sonraki yüm yorumlarına toplu bir cevap vereyim: He he Bilge, he he!!

delibelge dedi ki...

Açık kimliğiyle yazamayacak kadar tırsak olan EKS'ye: Sallanmak sallanmamak hususunda kaygılar gütmediğimi bilen bilir. Ayrıca da beni tanıyan tanır bilen bilir tanımak isteyen de açar okur öğrenir... Bu hususta da senin açıklamalarının zaten bir hükmü yoktur boşuna yorulmayasın diye yazıyorum. Hoş sen de küsmüşsün zaten ÖTEKİ kardeşim gibi. İkisinden de değilim seçmek zorunda hiç değilim... Aferin facebok soytarısı, sanal muhalif, medya civatası.

Sevgideğer Vistilef okurları üstteki "isimsiz" yorum sahibinin düştüğü kişiselleştirme - bok atma bataklığı nedeniyle kusurumuza bakmasın. Görüş açıklamaları noktasında faşizandemokrat yaklaşımların ürünüdür.

Salyangoz Yayınları dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
delibelge dedi ki...

Vistilef okuruna özel not:

Bu satırların yazarı İ.Ü. SBF Kamu'dan mezundur; bu bağlamda da üniversitenin boşluğunun ve T.C.'de akademik yaşamın yok olmasının canlı kanıtı olarak da algılanabilir. Tosuncuk EKS iddialarında haklıysa zaten kendini çürütüyor, döngüsel bir biçimde kendisiyle çelişiyor.

Okula bir gün olsun sınav harici gitmeden -2001 Eylül ortası kasım ortası hariç- mezun olan bu şahsın diploması vardır.

EKS üniversite var diyorsa alsın işte karşısında mezunu.

Adsız dedi ki...

"delibelge"nin yazdıklarına katılmakla birlikte "Tosuncuk EKS" isminide çok beğenmiş bulunmaktayım.

Kendisini öğrenciliğinden tanımaktayım arada bir uğrar sınavlara girerdi. Bir ara terbiyessizce adını zikrettiği sözüm ona aynen yazıyorum "suat" diye bahsettiği, Prof. Dr. Suat Gezgin hocaya yalakalık yapmaya çalışan, bir süre haber ajansında takılırken eylemleri sonucu ajansta istenmeyen kişi haline gelen ve enson VEYSEL hocanın oltasına takılan dogun yanaklı tombul arkadaş.... Büyüklerin hakkında konuşurken terbiyeni takın sevgili "Tosuncuk EKS"...

Aynı sınıftan bir arkadaşın tavsiyesi diyelim...

Adsız dedi ki...

Korkak şerefsiz haysiyetsiz köpek. kim olduğunu açıkça söyle. Bak ben Ekin, söylüyorum sana haysiyetsiz köpek diyorum, dekanına Suat diyorum. Suat'a yalakalık yapmışım; bak bak bak, ajansta istenmeyen adam ilan edilmişim; yahu sen ne cevval bir insanmışsın. İsmini saklayan haysiyetsiz köpek. Ben delibelgeyle her türlü atışmayı yaparım; ama o senin gibi haysiyetsiz köpek değildir. Şu şişman esprine de bayıldım doğrusu; yahu bunu ilkokulda yaparlardı, insanların kilolarıyla ilgili geyik yapmak falan 10 yaşındaki çocuk beyninin işidir. bak ben tosuncuk Ekin'im, şişman Ekin'im hadi tekrarla şimdi bunu; sen de şerefsiz haysiyetsiz korkak köpeksin. Hadi tekrarla bunu. haysiyetsiz köpek dğeilim

Adsız dedi ki...

Delibelge sana bir şey yazmayacaktım ama senin kafasızlığını da vurgulamak farz oldu: Aynen şöyle yazmışsın "Sevgideğer Vistilef okurları üstteki 'isimsiz' yorum sahibinin düştüğü." Be hey kafasız, zaten orada senle ben atışıyoruz her defasında altına Ekin diye belirtmeme ne gerek var; benim yazdığımı bilmiyor musun, sanki saklıyormuşum yazdığımı, her defasında ben Ekin diye vurgulamam mı lazım kafanın alması için. Sen şimdi bu cümleyi de isimsiz olarak yazdığımı söyleyecek denli küçülürsün. Altına not düşeyim;

Ekin

Adsız dedi ki...

Korkak, haysiyetsize bir cevap daha; Kimliğini belirtmekten korkma iftiracı haysiyetsiz. Okula sınavlarda uğrardım uzun süre, çünkü o sıralar senin tahayyül edemeyecğin şeyleir okumakla meşguldüm evde. Şimdi senin kapısından içeri giremeyeceğin bir okulda master yapıyorum. Yazın senin kapısından içeri adım atamayacağın yurt dışındaki bir okulda sunum yapacağım. Ajansta tutunamaışım, o halde nasıl bir gazeteci olduğumu Radikal gazetesini okuyarak görebilirsin. Veysel hocanın oltasına takılmışım; sen Prof. Dr. Veysel Batmaz'ın adını ağzına desturla al! Bu sözüm sadece sana değil Suat yalakalarının hepsinedir.

Medyapoliten dedi ki...

VİSTİLEF'İN UYARISI:

Bu habere yapılan yorumlar felsefi düzeyde oldukça iyi bir düzeye çıkmışken, "Ekin" adıyla yazan arkadaşımıza "İsimsiz" adıyla saldıran arkadaşımızın, tanık göstermesi mükellefiyetini hatırlatıyoruz.

delibelge dedi ki...

İsimsiz muhabbetini ben çıkardım; "sanal âlem yalan âlem" sözünü netteki ilk günümden bu yana destur edinim; tanıyan - bilen bilir, çok güzel fırsatları da buradaki isim - kimlik - benlik sorunu nedeniyle teptim.

Hata EKS'de, google hesabı iki dakikalık iş kim yazmış ne etmiş hemen belli oluyor; Veysel Hoca'mızın da sanal âlem konusundaki takdire şayan "Açık Gerçek Kimlik" anlayışı sorunları ve yanlış anlamaları ortadan kaldırır. Rumuz kullanmam ise bilgekaya alan adlarını benden iki yaş büyük bilgisayar manyağı net delisi adaşım mühendis bir zillinin topamış olmasından; tabbi memleketimin hasdelisi Belge'yi de ölmsüz kıldım. Allahtan live.com'u kaptırmadım ama google onda. diyeceğim ekinkadirselcuk@gmail.com alınmamıştır, kullanılabilirdir.

Kullansan iyiydi, sahte sanal kimlikler saçmsapan atışmalara neden olur hep.

Tosuncuk EKS'ye özel not-başkası okumasın-: Gerçek yaşamda moron mal falan olsam da nette on kaplan gücündeyim; başına böyle bir pislik gelebileceğini düşündüğümden senin ve iyiliğin için yazdım biraz da o Vistilef Okuruna Not'u. Ama tüm yazışmalarımız boyunca yaptığın gibi olayı kişiselleştirip tersinden anladın. Seni de ÖTEKİ kardeşimi de küs de olsanız severim, eni sonu bizim mahallenin oğlanlarısınız.

EKS olmayan gerçek isimsiz'e:

Güzel arkadaşım kimliğini de açıkla tanığını da ortaya koy ki ciddiye alalım. EKS türlü çeşitli hataları - arızaları - bozuklukları - özürleri - olsa da özünde "tanırım, iyi çocuktur." Her şeyden önce insandır, bir ÖTEKİ'ye yardım elini uzatmış sosyal sorumluluğunu yerine getirmiş bir hümanisttir.

Sen kimsin nesin ve beni nasıl son günlerdeki tek eğlencem EKS'yi savunmak zorunda bırakırsın..?

Herkese selamlar, sevgiler.

Adsız dedi ki...

Gereksiz yorumlar bunlar Bilge; yaptığın her şey gibi hatta bizzat varlığın gibi gereksiz. Benim adım EKS falan da değil, Ekin. Diğer o şahsiyetsizi zaten muhatap almıyorum. Onda 10 gram yürek olsa kimliğini gizlemezdi. Zaten ilkokuldan kalma "şişko patates yarım kilo domates" seviyesi bir insanın beyinsizliğiyle uğraşacak da değilim. O ya Suat'ı yalayıp okuldaki hemen tüm "öğretim üyeleri" gibi salla başını al maaşını yaparak bundan sonraki nesilleri de kendi karanlık cehaletinde boğacak tiplerdendir; ya da başka yerlerde ezik bir şekilde takılıp duruyordur. İnsanda 10 gram haysiyet olsa bu sözlerimden sonra çıkıp kimliğini ortaya koyardı.

Medyapoliten dedi ki...

23 Nisan, 2008 23:43 tarihli yorumu gönderen “isimsiz'e” Prof. Dr. Veysel Batmaz'ın açıklaması:

Benim öğrencilerime yönelik hiç “oltam” olmadı. Sadece “oltası” değil, tuzağı olanları bu Fakülte ve tüm üniversite gayet iyi biliyor. Becereksizlik ve hukuksuzlukla dolu biri olarak, kendi vitrini için Fakülte çalışanlarını kullandıktan, bu gayretli arkadaşların işlevleri tamamlanınca da oraya buraya atan kişinin, hangi tür “olta” kullandığını bilen biliyor. Bilmeyen de “oltaya” gelmeye devam ediyor. Ekin, değil benim oltama, bugüne kadar odama bile gelmedi. Benim de, Fakülte’de ortaklaşa kullandığım odaya, tam dört yıl, hep Hikmet Kırık'la konuşmak için geldi. Hiç bana ve benimle konuşmaya gelmedi. Ben ona üç tane referans yazdım, onları da yine Hikmet Kırık'ın bana ricası üzerine yazdım. Ekin'i, Hikmet ile konuşurken dinler, yeteneklerini değerlendirirdim. Hikmet’in de tavsiyesi tabii önemliydi. Bir keresinde, Ekin'i bu referanslar konusunda azarladım bile... Özetle, Ekin, değil benim "oltama takılmak", odama dahi benim için girmediği gibi, Hoca-Öğrenci ilişkisi olarak gayet mesafeli bir ilişki içinde bulunduğum, sevdiğim, zaman zaman da uyardığım bir öğrencimdi. O da bana çok mesafeli ve ürkek yaklaşırdı. Daha sonra medya sektörünün çeşitli alanlarında çalışmaya başlayınca, gösterdiği başarıyı, tanıdıklarımdan duydum. Boşuna referans yazmadığımı anladım. Bir öğrenci mezun olduktan sonra artık bizim dostumuz olur, ancak, Ekin ile daha sonra da dostluk geliştiremedim. Bu arada belirteyim, belli bir not ortalaması tutturan herkese referans yazarım. Referans yazdıklarım bilirler, onlardan daima “transcript” isterim ve ders performansları uygunsa, referans yazarım.

Bir de Fakültedeki “haber ajansı” için söylenenleri değerlendirerek bu açıklamayı bitireyim: Orada çalışmak hiç kimseye bir yarar sağlamaz. Fakülte’deki tüm öğrenci faaliyetleri için aynı şeyi söyleyebilirim. Bu “isimsiz” yorumcu vasıtasıyla herkese duyururum.

Ekin’le olan ilişkim, “oltalama” ilişkisi değil, yardım ve izleme ilişkisidir. Her öğrenci ile olduğu gibi. Bu deyimi, “isimsiz” yorumcunun, özür dileyerek düzeltmesini istiyorum.

Prof. Dr. Veysel Batmaz

Adsız dedi ki...

Hayatları boyunca tüm ilişkilerini "oltalamak" ya da "oltalanmak üzerine kuranlar, bazı insanların inandıkları şey uğruna mücadele ederken ne kadar güçlü olduğunu bilemez. Hayata olan algısı fayda/çıkar/yağlama/pohpohlanma ekseninde gelişenler için tüm ilişkiler bu temelde kuruludur. Bu bakımdan Veysel Hoca'ya "oltacı" diyecek kadar alçalırlar. Bu bakımdan okuldan mezun olmuş, okulla hiçbir ilişkisi kalmamış ve hayatında tamamen başka sulara yelken açmış birinin halen mezun olduğu Dekan ve o zihniyetle olan ilişkisi geleceğe ilişkin beklediği çıkarlar içindir. Hayatın iktidarı olduğu kadar etiği barındırdığını da bilmezler. Onlar için kendilerinden başka kimse yoktur; adalet, hukuk, bilim gibi evrensel değerler ancak kendileri için yontulacak birer araçtır. Bu bakımdan onlar benim ne Hikmet Kırık'la olan abi-kardeş dostluğumu anlayabilir ne de benim Veysel Hoca'ya olan saygımın nedenini kavrayabilir.

Ebet ben sanırım 2.sınıfta Haber ajansında çok kısa bir süre çalıştım. O dönem bu hocalarımla henüz doğru düzgün bir tanııklığı yoktu ve her öğrenci gibi arayış içindeydim. Ama iftiracının attığı gibi ajanstan ayrılmamın nedeni "istenmeyen adam ilan edilmem" değil (zaten o ne demekse:)) o zaman Akşam gaetesinde çalışan Nazım Alpman'ın yanında "çıraklığa başlamamdır. Nazım Alpman'la olan ilişkimi de sağlayan bizzat Doç. Dr. Murat Özgen'dir. Nazım Alpman o dönemde okuldan yanına birisini arıyormuş, Özgen de bana haber vermişti ben de kendisiyle iletişim kurmuş ve yanında çalışmaya başlamıştım. Yıl2003'tür. Bu konuda Nazım Alpman da Özgen de tanıktır. Zaten Nazım Alpman bana gazeteciliği öğreten sevgili bir abimdir. Hocalarla (Hikmet ve Veysel Hoca; başka kimse benim hocam değildir çünkü İletişim'den) olan ilişkime gelirsek. Ben kantinde çürümek isteyen bir öğrenci hiç olmadım, her zaman kendimce iyi ya da kötü büyük hedefler peşinde koştum koşuyorum. Bu bakımdan ilk yıllarında bir öğrenci olarak arayıştaydım, pek çok "öğretim üyesiyle" iletişim kurdum, onlardan okumak için kaynak istedim. Hiç unutmam, biri bana Posta'da "Romantik İsyankar" nickiyle yazan Halim Bahadır'ı önermişti. Vaziyete yabancı olduğum için birkez de Dekan'ın yanına çıkmış ondan böyle bir liste istemiştim. Zaten kendisinin odasına zorunlu nedenler haricinde ilk ve son girişim budur. O gün tabii ondan herhangi bir liste alamadım, sohbetin en son Erzurum (ya da Erzincan, yani Dekan'ın memleketi neresiyse orası tam hatırlamıyorum) üzerine döndüğünü hatırlıyorum; ama nasıl geldik oraya farkında bile değildim. Mecburen sözleine kafa salayıp çıktım. Daha sonra Hikmet Kırık'ın adını duydum birilerinden (kendisinden hiç ders alamamıştım, biz birinci sınıftayken o daha yeni gelmişti) onunla sohbetlere başladık. Bu arada Serdar Taşçı bana enfes bir okuma listesi verdi ve neredeyse 5 ay boyunca okula uğramadan sabahtan akşama kadar okuma yaptım. (Taşçı'nın onaylamadığım yönleri vardır ama bu konuda kişisel olarak ona minnettarım) Gerek okumalarım gerekse sohbetleirmle fikrim tamamen değişti. Bu sırada Veysel Hoca'nın dediği gibi onunla çok iyi bir iletişim kuramadım, bu daha ziyade hocanın son derece doğru teşhis ettiği gibi benim ürkekliğim yüzünden oldu. Her insanın kendine has bir üslubu vardır, ben o süre içinde Veysel Hoca'nın üslubundan ötürü çekingen kaldım. Bunu hatta birkaç kez Hikmet Hoca'la da paylaştım; Veysel Hoca'yla da daha sıkı iletişim kurmayı ondan bir öğrenci olarak daha fazla faydalanmayı istediğimi ama çekindiğimi söyledim. Maalesef bu çekingenliğimden ötürü ben de onu genelde "izlemek" zorunda kaldım. Hikmet Hoca'yla sohbetleri sırasında anlattıklarından ne kaparsam kardır mantığıyla.

Şimdi bu zihniyetteki insanların mantığı şu: Ekin bu insanların yanına gidiyor, onlardan medet umdu. Evet ben onlardan bir medet umdum hala da umuyorum; ama bunlar onların tahmin ettiği şey değil. Hem Serdar Taşçı, Hem Hikmet Hoca hem de birebir sohbetlerle değil belki ama ortak ileitşim ortamı sayesinde benim ufkumu çok çok genişletmeme fayda sağladılar. Kendimi kat be kat aştım ve bunda en büyükpay onların. İsteseydim Dekan'la öyle güzel ilişkiler kurabilirdim ki! Zaten benim Dekan'la aramda en ufak bir kişisel tatsızlık yaşanmadı! Fakat ortada bir gerçek var; İletişim Fakültesi birçiftliktir şuanki haliyle, oraya benim çevremden insanlar belki gelecekte çocuklarım ya da hiç tanımadığım ama bir şeyler öğrenmek isteyen insanlar gidecek. Dekan'ın vatanı ne kadar sevdiğini söylemişti! Vatan sevmek bilgili, donanımlı insanlar yetiştirmektir; arşivcilerden öğretim üyesi çıkarak değil. Bu okul Dekan Yardımcısı olduktan sonra İngilizce öğrenmeye yurt dışına giden insanlar gördü. Bu mudur vatan sevmek! Zaten bu ülke böyle palavracı vatanseverler yüzünden şu vaziyette değil mi! Hocalarım kaç yıldır hukuk ve bilim adına mücadele verdi, veriyor. Bir anlamı olur mu bilmiyorum ama ben de elimden geldiğince bu konuda bir şeyler yapmaya çalışacağım.

Ekin

KEKEME dedi ki...

yaa bu sayfada neler olmuş reklam tartışmları ile başlayan mesele bir arkadaşın yakınmalarıyla devam etmekte...

Hadi bakalım hayırlısı

Medyapoliten dedi ki...

VİSTİLEF'İN DUYURUSU:

Şeffaf, hukuk içinde, bilimsel bir İletişim Fakültesi için yaşadıklarınızı, ikazlarınızı ve teşhirlerinizi yazamaya devam edin. Fakülte ancak böyle fakülte olur. Fakülte, "beceri" demektir.

Vistilef