Add to Flipboard Magazine.

15 Şubat 2007

VEYSEL BATMAZ'LA "OTORİTERYEN KİŞİLİK ve MİLLİYETÇİLİK" ÜZERİNE...

Türk Medyasına (MEME'sine konuşmayan)
PROF. DR. VEYSEL BATMAZ,
AVUSTRALYA SBS-Turkish RADYOSUNA KONUŞTU....
Özen Özüner’in sunduğu bir radyo programında, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Veysel Batmaz, “Türkiye’de yükselen milliyetçilik ve bu milliyetçiliğin otoriteryen kişilik ile ilişkisi" çerçevesinde, son derlediği kitap
Otoriteryen Kişilik (Salyangoz Yayınları, 2006) üzerine konuştu.

Program, 18 Şubat 2007 günü yayınlanacak. Dinlemek isteyenler aşağıdaki linki tıklıyarak radyo yayınına ulaşabilirler:




http://www9.sbs.com.au/radio/language.php?language=Turkish

13 Şubat 2007

Yılmaz Özdil denilen yeni medya duayeninden inciler...

Soru: İletişim fakülteleri çok tartışılan konu bu sektörde. Siz de iletişim fakültesi mezunusunuz. Verilen eğitimi nasıl buluyorsunuz?

"Yeni duayen" Yılmaz Özdil'den cevap: İletişim fakültelerinin tartışılması lazım. Uygun şekilde dizayn edildiğini düşünmüyorum. Orada her şey yarım yamalak öğretiliyor. Bir dönem hukuk okunuyor ama hukukun 4 yıllık fakültesi var. Türk Dili ve Edebiyatı okunuyor oysa Türk Dili ve Edebiyatı'nın 4 yıllık fakültesi var. İletişim fakültesinde okutulan bütün dersler aslında birer fakülte. Dolayısıyla iletişim fakültesinde okuyan birisi 20 küsür fakültenin özetini okumuş oluyor. Bence iletişim fakültelerinde 3 tane yararlı ders var. Birincisi daktilo. 10 parmak yazmayı öğreniyoruz...

Nidâ: Ama ‘Daktilo’ dersi kaldırıldı…

"Yeni duayen" Yılmaz Özdil'den nidâya nidâ: Ohh kaldırıldı mı? Bana göre tek yararlı ders oydu. O zaman iletişim fakültelerini kapatmakta fayda var.

01 Şubat 2007

BATMAZ'DAN DUYURU:

Aşağıdaki gayri samimi, yapay, sıradan, yanlış; "düşünce özgürlüğünden hareketle eleştiri hakkını kullanan Ergün Babahan'ın" diyerek, Ergun Babahan'a çaktırmadan arka çıkan ve Rektörümüze KARŞI olduğunu bu lapsüs ile açıkça beyan eden bildirinin içinde yer almamaktayım, İstanbul Üniversitesi camiasına duyururum. Benim bildirim, Vistilef'te, daha sözkonusu Babahan'ın "ifade özgürlüğü" ile yakından uzaktan ilişkisi olmayan, Rektörümüze hakaret dolu yazısının Sabah varakında yayınlandığı 23 Ocak tarihinde yayınlanmıştır.

Prof. Dr. Veysel Batmaz


KAMUOYUNA DUYURULUR Sabah Gazetesi yazarı Ergün Babahan'ın 23 Ocak 2007 tarihinde yayımlanan, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak'ı ve şahsında İstanbul Üniversitesi'ni hedef alan köşe yazısının, gazetecilik etiği ile bağdaşmadığını üzülerek görmüş bulunmaktayız. Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Mesut Parlak'ın bizim tarafımızdan savunulmaya ihtiyacı yoktur ancak söz konusu yazıdaki haksız hakaretler ve suçlamalar karşısında sessiz kalmamız da mümkün değildir. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyeleri olarak, düşünce özgürlüğünden hareketle eleştiri hakkını kullanan Ergün Babahan'ın, Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Mesut Parlak'a düşüncelerinden ötürü hakaret etme ve yanlış bilgilendirme yaparak suçlama yönündeki hareketini esefle kınıyoruz.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyeleri
http://www.istanbul.edu.tr/duyurular/duyuru_icerik.php?505

23 Ocak 2007

BABAHAN SAÇMALAMIŞ... İLETİŞİM DEKANI GİBİ SUSSUN !

Sabah Gazetesinden Ergun Babahan, Rektörümüz Prof. Dr. Mesut PARLAK’ın aleyhinde 23 Ocak 2007’de bir yazı yazdı. Yazı, karalamaya yönelik bir yazı idi ancak daha önemlisi büyük yanlışlar, bilgi eksiklikleri ve önyargılar içeriyordu.

Rektörümüz Prof. Dr. Mesut PARLAK’ın medya ile ilişkilerini nasıl kuracağına biz “İletişim okuyan ve okutanlar” karışamayız; bu, Rektörlük yüksek katının ve yönetimin bileceği iştir. Fakat şunu belirtelim: biz medyaya düşman yetiştiririz ancak medya bizi çok sever...

Gelelim MEME’ci Babahan’ın yanlışlarına ve önyargılarına:

MEME’den Babahan yanlıştır, Babahan Prof. Dr. Mesut PARLAK’ı anti-demokratik olarak nitelendiriyor. İşte birinci yanlış: İstanbul Üniversitesi, son 15 yılının en demokratik iki buçuk yılını ilkönce Vekil Rektör Prof. Dr. Tankut CENTEL ve sonra Prof. Dr. Mesut PARLAK’ın Rektörlüğe başlamaları ile yaşadı. Üniversitede her şey konuşuldu; her şey yazıldı. Senato’da bazı durumlarda Rektörlerin önerileri rededildi. Öğretim Üyeleri görece özgür olarak işlem ve bilgilenme içinde oldular. Yasalar, bazı aksaklıklar yaşansa da, uygulandı. Bunun için her iki Rektörümüze de teşekkür ediyoruz. Hakkımızda soruşturmalar açıldı ancak bunların yürütülmesi yasal yollardan yapıldı. Yani bu sözleri, Vistilef olarak kakkımızda soruşturma açan bir Rektör için söylüyoruz. MEME’ye selam eder, ilgililere duyururuz.

MEME’den Babahan yanlıştır, diyor ki, “Senin ve senin gibilerin yönettiği üniversitelerde zaten düşünürlere, yazarlara ders verdirilmez, konuşma yaptırılmaz, yumurta attırılır, tekme attırılır. Senin yönettiğin üniversite, olur olmaz her şeye tepki verir ama bir gazetecinin öldürülmesine sessiz kalır.” Oysa durum MEME’den Babahan’ın bilgisinin tersidir. İşte kanıtı:

SENATO DUYURUSU:
Karanlık güçler değişik dönemlerde Türk Ulusu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına, önemli değerlerine, geleceğine yönelik saldırılarda bulunmaktadır. Bu saldırıların, ulusumuzun birlik ve beraberliğini bozmaya ve uluslararası platformda Türkiye Cumhuriyeti’ni savunduğu ilkeler karşısında zora sokmaya yönelik olduğunun da bilincindeyiz. 19 Ocak 2007 Cuma günü, Türk Demokrasisinin önemli gücü olan basınımızın değerli mensubu; Hrant Dink çirkin bir saldırı karşısında yaşamını yitirmiştir. Türk Ulusu’nun bütünlüğüne karşı ve Türk Devleti’nin geleceğine yönelik hiçbir saldırı başarılı olamayacaktır. Türk Ulusu ve Türkiye Cumhuriyeti bu tip saldırıların üstesinden gelecek güçtedir. Bu elim saldırıyı nefretle kınıyor, ailesine, yakınlarına ve Türk Ulusu’na başsağlığı diliyoruz. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SENATOSU (19 Ocak 2007)

MEME’den Babahan yanlıştır: Üniversite’de herkes çağrılı olarak veya görevlendirilerek ders verir. Örneğin, aykırı ve muhalif ve solcu fikirleri ile tanınan Dr. Erhan GÖKSEL, Prof. Dr. Veysel BATMAZ’ın derslerine girer. Gelecekte daha başka kişiler de ders verecektir, her yerde, bu üniversitede. Gerekirse Orhan PAMUK da, Yaşar KEMAL de okulda ders verir ama ders verecekleri bir şeyleri varsa tabii...

MEME’den Babahan yanlıştır, MEME’den Babahan diyor ki: “Bu ülkenin tarihinden korkuyorsun, inancından korkuyorsun, gencinden korkuyorsun.”

Bu da yanlıştır ey MEMEci Babahan. Rektör Prof. Dr. Mesut PARLAK’ın düzenlediği ve bizim de karşı çıktığımız ERMENİ KONFERANSI’nda, bir çok yerli ve yabancı bilim adamı ERMENİ SOYKIRIMI olduğunu söylediler sundukları tebliğlerde... Ama MEME o Konferansta yoktu. Ancak şunu da herkes biliyor: Üniversiteye siyaseti sokmamaya Rektör ile birlikte azimliyiz. Pespaye siyasetçinin ve provakötörlerin arenası değildir Üniversite.

MEME’den Babahan doğrudur, MEME’den Babahan diyor ki: “Üniversite farklı fikirlerin, aykırı fikirlerin, muhalif fikirlerin kendini özgürce ifade ortamı bulduğu bir alandır.”

Evet doğrudur da, bundan sana ne MEME’den Babahan? Sen kendi MEME’ne bak... Evet, Üniversite aykırı fikirlerin bir ortamıdır ve şu anda İstanbul Üniversitesi’nde bu ortam mevcuttur. Eğer ortadan kaldırılırsa, ilk önce işe biz el koyarız, merak etme.

Kısacası, bir MEME klasiği dahadır Babahan.

Bugün onun yazdıkları, ne Prof. Dr. Mesut PARLAK’ı yıpratır, ne de İstanbul Üniversitesi’ni.

Biz sadece işimiz “iletişim ve medya” olduğu için cevap veriyoruz MEME’den Babahan’a. İletişim fakültesinin Vekaleten Vekil Dekanı sus pus otuturken koltuğunda.

Onu ve tüm MEME’yi, hiç kimsenin kâale almasına bile gerek yoktur.

Hatırlatalım: Medya’ya, MEME’ye düşman yetiştiririz biz ama medya bizi sever... Babahan ve diğerleri, hem de tüm diğerleri kulakta küpe yapsın bu sözlerimizi... Tekrarlıyalım mı? Bu sözleri, Vistilef olarak kakkımızda soruşturma açan bir Rektör için söylüyoruz. MEME’ye selam eder, ilgililere duyururuz.

MEME’den Babahan, boyundan büyük işlere karışma, olur mu? Bu sana bir ağbi tavsiyesi...

İstanbul Üniversitesi şu anda demokratik, olabildiğince hukukî ve özgür bir üniversitedir. Bunu Prof. Dr. Mesut PARLAK’a borçluyuz.

MEME’den Babahan, Hıncalıyla, Haşmetiyle, stajiyer-jartiyer adı altında parasız çalıştırdığı tam zamanlı çalışan muhabirlerle, köşeci yazıcılarla uğraşsın, daha fazla konuşmasın. MEME’yi ondan ve onlardan iyi biliriz; ona düşman yetiştiririz, o bizi sever.

Vistilef

20 Ocak 2007

Siyasi faili meçhul cinayetlere bir yenisi daha eklendi

İstanbul Üniversitesi mezunu, Gazeteci yazar Hrant Dink, elim bir siyasi cinayete kurban gitti... Tüm üniversitemize, ailesine, sevenlerine ve yoldaşlarına baş sağlığı diliyoruz.

Vistilef

19 Ocak 2007

ANAP'lı Belediye Başkanı Ali Server Yazgan Haklı... AA1 ile Nasıl Mehmet Ağar'ın Siyasi Kariyeri Bittiyse, Onun da Biter...

AA1 Bugün'de bugün yazıyor:

"İki ya da üç ay önceydi PH isimli halkla ilişkiler ve organizasyon şirketinden aradılar. Aralık ayında Bodrum Turgutreis'ın ANAP'lı Belediye Başkanı Ali Server Yazgan "Kamuda Markalaşma" Konferansı düzenleyecekmiş, "Katılır mısın?" dediler. "Derslerim yoğun İstanbul'dan ayrılamıyorum" dedim. Daha sonra Aralık ayında yeniden arandım. Konferans 18-19 Ocak tarihlerine ertelenmiş. "Gelir misiniz, ne olur sizi çok istiyoruz." diye ısrar ettiler. Araya kıramayacağım kişileri koydular. Baktım kaçış yok, kabul ettim. Diğer konuşmacılar Erkan Mumcu, Mustafa Sarıgül, Prof.Dr. Haluk Gürken, Cemil İpekçi, Süleyman Orakçıoğlu, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Gaziantep Belediye Başkanı Asım Güzelbay, Prof.Dr. Ahmet Bülend Göksel, Doç.Dr. İzzet Bozkurt, Mesut Yar, Cengiz Semercioğlu, Murat Sabuncu, Ömer Özgüner. Anlayacağınız hepsi okumuş çocuklar, belli ki güzel bir konferans olacak. Heyecanla konferans gününü bekliyorum. Bu arada beklerken de bir iki gün uğraşıp kamuda markalaşmanın önemini anlatan güzel de bir sunum hazırladım. Geçtiğimiz salı, yani konferansa iki gün kala, cep telefonum çaldı. Yine PH'dan bir görevli "Markalaşma Konferansı iptal edildi!" dedi. "Efendim, efendim" dedim. Görevli söylediğini tekrar etti, özür diledi ve niye konferansın iptal edildiğini bilmediğini ama Belediye'den gelen taleple konferansın iptal edildiğini söyledi. Araştırdım. Doğru dürüst bilgiye ulaşamadım. Sadece Belediye Başkanı Ali Server Yazgan'ın belediye koridorlarında "Bu konferansı yaparsam siyasi kariyerim biter!" diye dolaştığını öğrendim. Konferansı iptal etmekle Ali Server Yazgan siyasi kariyerini kurtardı mı kurtaramadı mı bilemiyorum. Ancak benim gözünde siyasi kariyerinin bittiğini söyleyebilirim. Ali Sever Yazgan bir konferansı bile siyasi kariyerini düşünerek düzenleyemeyecek "iktidara" sahip değilse şu andan itibaren bıraksın koltuğunu, Turgut Reis halkının bile zamanını almasın. "